Xezal Lutfi, Silêmanî’de portre çizerek yaşamını kazanan sanat koleji 4. sınıf öğrencisi. İhtiyaçlarını karşılamak için gece gündüz çalışan Xezal’ın hikayesi, sınır-göç denklemine sıkışan acı veren göçmenlik duygusuyla kaplı…
SEYİT EVRAN / SİLÊMANÎ
Şairler, yazarlar, aydınlar, heykeltraşlar, ressamlar, müzisyenler ve bir de isyanlar şehri denir Silêmanî’ye. Şimdiye kadar Nalî, Mehwî, Pîremêrd, Şêrko Bêkes, Bextiyar Elî ve niceleri şiir ve romanda rüştünü kanıtlayarak Silêmanî için söylenenin edebiyat açısından doğru olduğunu gösterdi. Baban ve Şêx Mahmûd Berzencî isyanları ile de tarihteki yerini almış bir şehir. Yüzlerce ressam ve heykeltraşın sunduğu eserleri ile de kendisini kanıtlamış. Salih Dawuda, Kerîm Kaban, Ehmed Şemal gibi eski günümüzün yüzlerce müzisyeni de çıkmış. Şehir merkezinin hemen hemen her cadde ve kaldırımlarında, sokağında sanat eserleri, duvar tablolarının satıldığına rastlamak mümkün. Merkezi yerlerde ayrıca onlarca resim çizmek için tezgah açan sanat koleji öğrencilerine rastlamak mümkün. Ancak sanat yapmak, resim çizmek için kaldırımlarda ekmek parası peşinde koşanların hikayelerini duyunca insanın içi burkuluyor. Bu kişilerden biri de Silêmanî Üniversitesi Sanat Koleji 4. Sınıf öğrencisi Xezal Lutfi’dir. Xezal Lutfi’nin hikayesi Kürdün trajedisinin bir başka yanını gözler önüne seriyor.
İnsan portreleri çiziyor
Xezal Lutfi Silêmanî’nin Melik Mahmud caddesinin üzerinde bulunan Saxuleke (Buzhane) de, insan portreleri çiziyor. Geçimini de buradan sağlıyor. Silêmanî üniversitesi sanat koleji 4. sınıf öğrencisi Xezal, gece Saxuleke’de, gündüz de Majdi Mall adındaki AVM’de bulduğu köşede resim çizerek yaşamını kazanıyor. Bir kadının bu işi yapmasına alışık değil Silêmanîliler. Ama Xezal tüm önyargıları kırıyor ve kendini kabullendiriyor. Xezal üniversiteye de başladıktan sonra yağlı boya, pastel tablolar da yapmaya başladı. Açılan sergilere tabloları, resimleri ile de katılıyor artık.
Seqiz’dan Silêmanî’ye
Xezal Lutfi Silêmanî’de doğdu, büyüdü, hala Silêmanî’de yaşıyor. Ancak kendisi bir Silêmanîli değil. Nerelisiniz diye sorulduğunda ise ben bir göçmenim diyerek hikayesinin en acılı tarafına vurgu yapıyor. Nerenin göçmeni diye soru sorulduğunda ise Xezal Lutfi şöyle cevaplıyor: ”Ben Rojhilat’ın Seqiz şehrindenim. Hala şehrimi görmedim. Babam bir Kürt yurtseveridir. Kürtlük mücadelesinin bir yerinde yer almış. Humeynî geldiğinde gördüğü baskı, işkencecilerden kaçarak Silêmanî’ye annemle birlikte gelmiş.
Burada evlenmişler ve biz burada doğmuşuz. Geldiklerinde uzun yıllar buralarda kurulan kamplarda kalmışlar. 2000 yılından sonra kamplar dağıtılınca gelip şehre yerleşmişler. Kürdistan bir parçasındaki zulüm, baskıdan kaçarak bir başka parçasına gelmişiz ama burada hala göçmen gözü ile bize bakılıyor. Kürdüz, Kürdistanlıyız, Kürdistan’ın bir parçasından bir başka parçasına geçmişiz ama göçmenmişiz gibi muamele görüyoruz. İnsanın kendi ülkesinde göçmen görünmesi kadar kötü bir şey olabilir m?”
Statü sorunu var
Başûr’da göçmen olmak sadece BM’nin izni ile kalabileceğiniz anlamına geliyor. Oturumsuz kalamamak demektir. Oturumunuz olmadığı için bir şehirden bir başka şehre gidemezsiniz. Başûr’da bu durumda olan sadece Xezal ve ailesi değil. Xezal ve ailesi buna sadece bir örnektir. 10 binlerce Rojhilatlı Kürt, Silêmanî ve Hewlêr’de aynı durumu yaşıyor. Buna ek olarak Erdoğan’ın son yıllarda Bakur’da halka, siyasetçilere yaptığı baskıdan kaçıp Başûr’a gelen binlerce Bakurlu da Xezal ile ailesinin yaşadığı durumu yaşıyor.
Bundan iki yüz yıl önce Şeyh Ubeydullah Nehri İsyanı ile gelip Başûr’un Bradost alanında Geliyê Mihacira olarak adlandırılan Sîdeka’nın arka tarafına düşen vadide yaşayan 10 binlerce Kürde de hala göçmen deniyor. Partiler bu kişilerden kendilerine çok sayıda kadro devşirmiş, kendi parti sistemi içinde belli mevkilere de getirmiş. Ancak onlara bile hala göçmen gözü ile bakılıyor...