Kıbrıs'ta Saray Otel'in önündeki kafede Kıbrıslı Türk arkadaşımı bekliyorum. Bölünmüş ülkelerinden; "Güney"den "Kuzey"e günübirlik geçip dönen Rumlar alışveriş yapıyor. Kıbrıslı Türklerin "yerleşik" dedikleri Türkiye'den siyaseten getirilen garsona tepkisini ölçmek için onların kim olduğunu soruyorum. Şöyle cevaplıyor; "Onlar mı? Onlar turist Rumlar, abi..." Kendini Kıbrıs'ın "sahibi", Rumları "turist" olarak algılayan bu ironik cevap; Kürtlere tarih boyunca reva görülen sömürgeci politikaları "kendi ülkesinde turist olmak!" üzerinden okuma imkanı veriyor.
"Turist" ya da "yabancı" olmak; kendi ülkesinde müze gezen "yabancı" gibi, "misafir" olduğu evde ev sahibini rahatsız etmemek için parmaklarının ucunda gezme, dilinin fitilini kısma halidir. (Hal böyle olunca; "soruyorum yatacak yeri olmayanlara;/ sınırda dilimize takılan bu diken kimin saltanatı/ ey tarih; eller yukarı, diller yukarı/ cepteki suçlar, aynadaki sırlar dışarı" dizeleri de tarihin zaptına geçsin.)
Tüm Kürdistanlıların politik-poetik hikayesi, bir zamanlar cetvelle çizilen zamanını doldurmuş "yalan" sınırlarda "yabancı" görülen bir halkın kendini açıklama ve yeniden kurma hikayesidir. Kürtler, başkalarının kendilerini açıkladığı tarihi reddedip ne zaman kendilerini açıklayarak sözcüğün devrimci anlamında tarih sahnesinde "kareye girmeye" kalksalar "Osmanlı'da Cumhuriyet'te oyun çok" adlı orta(doğu) oyunu devreye sokuluyor. Bir halkı başkalarının açıklamasına ilişkin en çarpıcı örneklerden biri İsrailli akademisyen Yizak Hayutman'a, Filistinli sosyolog Sari Nasır'ın verdiği şiirsel cevaptır:
"Ben bir Filistinliyim. Kudüste doğdum, Filistinli olmaya başlıyordum ki, beni ülkesi olmayan biri diye çağırmaya başladılar. Bana "mülteci" dediler. Ondan sonra ise devletsiz kaldım. Sonra Suriyeli, Ürdünlü daha neler neler oldum. Bu gün profesör Hayutman'dan öğreniyorum ki, aslen Yahudiymişim..."
Yolumuz Ortadoğu'ya düşmüşken kare kare yürüyelim: Filistin'in fotoğrafla tanıştığı 1839'u izleyen 20 yıl boyunca insanın hiç görünmediği fotoğraflar çekilirdi. Yerli halk kayaların arkasından çıkıp fotoğraflarda görülmeye başlayınca sadece İsrail Krallığı'nın yeniden kurulmasını İncil'deki kehanetlerle onaylayanlara fotoğrafta görülme izni verilirdi. Göçmen ve yerli Yahudiler "Ağlama Duvarı"nın önünde fotoğraf çektirirken; Filistinli Araplar İsrailliler gibi giyinip onlara benzedikten sonra fotoğraf çektirebilirlerdi.
Kürtlerin dağlarda, Rojava'da, Kobanê'de ve sokaklarda çektikleri fotoğraf şöyle de okunabilir:
"dilden olma bu kadınların adı çok ama onlara sorarsanız kürdistan diyorlar/ aradaki sınırı unutup seslerini karşıdaki akrabalarına duyuruyorlar/ biri sınırı ve devleti hatırlatınca cümlenin sonuna barikatlar kuruyorlar/ teori bilmiyorlar, bir gerillanın ölmeden önce anlattıklarına dil basıyorlar/
hayatta olanı sesleriyle doğrulamak için en yaşlı dengbêje çırak duruyorlar..."
Kendi ülkesinde 'turist' olmak!
"MEKTUP: kıymetsiz satırlarıma başlarken; içime kürt düştü; kobanê... şengal...rojava../kıymetsiz satırlarıma son verirken/ yeni yüz yılınız kürtlü olsun/ ama devrim kimsenin mülkü olmasın"