HADEP'li belediyeler işbaşına geldiklerinde kentleri bekleyen devasa sorunlarla karşılaştı. Bazı belediyeler enkaz devraldıklarını açıklarken, Nusaybin Belediye Başkanı yaptığı açıklamada, 'ortada kaldırılacak bir enkaz bile bırakmamışlar', Ergani Belediye Başkanı Zülküf Emirhanoğlu ‘İlçeye 10 milyonluk içme suyu getirme projesi yapmışlar ama suyun getirileceği kaynak yok. Proje 5 yıldır bekliyor' diyordu.

Aydın BOLKAN

Kürtlerin yerel yönetim deneyiminde 18 Nisan 1999 genel ve yerel seçimleri bir milattır. 1980 öncesi Hilvan, Silopi ve Batman deneyimleri yaşanmış fakat bunlar o günün koşullarında pek görünür hale getirilememişti. 18 Nisan 1999'u Kürtlerin 37 kent, ilçe ve belediyede yönetimi alması ve ondan sonraki yıllarda da giderek büyüyen, büyüdükçe daha çok tartışılan yerel iktidarın başlangıcı olarak görmek gerekir.

Yerel ve genel seçimler, Kürtlere baskıların yoğun olduğu bir dönemde gerçekleşti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan Türkiye'ye getirilmesi, HADEP'e yönelik baskı ve tutuklama operasyonları, Kürt kentlerinin abluka altına alınması, Newroz dahil her türlü yasal eylem ve etkinliğinin yasaklandığı bir dönemde seçim gerçekleştirildi.

Bu dönemde 25'i yönetici olmak üzere il ve ilçe binalarında 3 bini aşkın HADEP üyesi gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı.   HADEP PM ve MYK'sının önemli bir kısmı da Ankara Güdül Cezaevi'nde tutuklu bulunmaktaydı. Tutuklu bulunmayan HADEP yöneticileri tarafından yürütülen seçim çalışmaları, Güdül Cezaevi'nde bulunan HADEP yöneticileriyle yürütülen görüşmelerle sürdürülüyordu.

Seçim sürecine girilirken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DEP eski milletvekilleri Ahmet Türk ve Sırrı Sakık ile görüşerek, HADEP’nin seçimden çekilmesi önerisini sundu, "Biz işbaşına gelirsek bazı adımlar atabiliriz" dedi. HADEP bu öneriyi kabul etmedi. Sol partiler ve yapılar arasında ittifak görüşmeleri ise Çankırı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Eşber Yağmurdereli tarafından yürütüldü. Fakat o günün koşullarında bir ortaklaşma sağlanamadı.

HADEP bir yandan yasal sorunlar ve baskılarla uğraşırken diğer yandan aday tespitleri ve seçim çalışmaları yürütülmeye çalışılıyordu. Aday tespit sürecinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, HADEP'in seçime girmemesi için “ihtiyati tedbir” kararını Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. HADEP, seçime HADEP mi, DEHAP mı girsin tartışmaları yürüttü. HADEP ile seçimlere girilme kararı alınırken, grup kurabilecek sayıda bağımsız milletvekili adayının Kürdistan kentlerinde ve metropollerde İl seçim kurullarına başvurması kararı alındı. Fakat bağımsız aday başvuru sayısı 18'de kaldı.

Seçim sürecine girilmesiyle birlikte 4 Nisan 1999'da Mersin'de seçim startı verildi. 10 günde 15 kenti kapsayan gezi programı, baskılar, gözaltılar tutuklamalar ve engellemelere karşı sürdürüldü. 18 Nisan 1999 günü yapılan genel ve yerel seçimlere 21 parti katıldı. Yüzde 10 barajını beş parti geçebildi. DSP, ANAP-MHP koalisyon hükümeti kuruldu. HADEP genel seçimlerde 1 milyon 500 bin oy almasına karşılık, parlamentoya seçim barajı nedeniyle milletvekili gönderemedi. HADEP'in çıkardığı 34 milletvekili diğer partilere dağıtıldı. Seçim sürecinde HADEP üzerinde tam bir baskı uygulandı. HADEP Şırnak merkez ilçe, Urfa'nın Siverek ilçesi ve daha birçok yerde aday gösteremedi.

HADEP’le Kürdistan'da yerel yönetimler dönemi

HADEP seçimlerde Diyarbakır Büyükşehir, Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkari, Siirt il merkezleri olmak üzere toplam 34 belediye başkanlığı kazandı. Bu seçimde ilk kez Kürdistan'da kadın belediye başkanları seçildi. (Ağrı/Doğubeyazıt (Mukaddes Kubilay, Mardin/Derik Ayşe Karadağ, Mardin/Kızıltepe Cihan Sincar)

Sandıkların açılmasının son anına kadar Dersim, Mersin ve Iğdır kent merkezlerinde HADEP öndeydi. O dönem yapılan müdahalelerle 3 kentin HADEP tarafından kazanılması engellendi. Daha sonra Eski DSP'li İstemihan Talay'ın yaptığı açıklamalar bu müdahaleyi de doğruladı.

Yerel seçimlerin ardından belediyelerde devir teslimi yaşanırken, halkta büyük bir coşku vardı. Fakat başkanlar; bir süre sonra devraldıkları belediyelerin durumunu incelediklerinde teslim aldıkları enkazı nasıl kaldıracaklarını düşünüyordu.

Bazı il ve ilçe belediyelerinde seçim öncesinde fazladan yüzlerce personel alındığı için belediyenin kaynaklarıyla personel maaşları ödenemiyordu. Belediyeler SSK, TEK, İller Bankası Başkanlığı ve ve esnafa olan borçları nedeniyle borç batağındaydı. Belediye hizmetlerini sürdürecek parasal kaynakları yoktu. Yüksek faizler nedeniyle borçlar her ay katlanarak büyüyordu.

Fakat HADEP'li belediyeler 'kısıtlı imkanlar halka hizmet etmemizi engelleyemez' sözü vermişti. Sadece parasal kaynakları değil, insan kaynağını da oluşturması gerekiyordu. Seçimlerin ardından kurulan koalisyon hükümetinin ilk icraatı Devlet Personel Kanunu'da değişiklik yapmak olmuştu. Artık belediyeler memur alamayacaktı. Merkezi sınav olan KPSS ile memur alımı getirilerek HADEP'li başkanların kamuya personel (kadrolu memur ve işçi) alımı engellendi. Belediyeler, OHAL döneminde batıya sürgün edilen kamu personel ile farklı kurumlarda çalışan personeli kurum değişikliği yoluyla getirerek bu boşluğu gidermeye çalıştı.

   

HADEP'li belediyeleri bekleyen sorunlar

HADEP'li belediyeler işbaşına geldiklerinde kentleri bekleyen devasa sorunlarla karşılaştı. Bazı belediyeler enkaz devraldıklarını açıklarken, Nusaybin Belediye Başkanı yaptığı açıklamada, 'ortada kaldırılacak bir enkaz bile bırakmamışlar', Ergani Belediye Başkanı Zülküf Emirhanoğlu, 'ilçeye 10 milyonluk içme suyu getirme projesi yapmışlar ama suyun getirileceği kaynak yok. Proje 5 yıldır bekliyor' açıklaması yapıyordu.

Belediye yönetimleri bir yandan halkla yerelde yönetime gelmenin coşkusunu yaşarken, diğer yandan devasa sorunların çözümü için planlamalar yaptı. Bu ilk planlamalara, halk birçok kentte ciddi maddi ve manevi destek sundu.

Hakkari kent merkezini halk kendi olanaklarıyla temizlerken, Nusaybin belediyesine bir yılda 100 bin torba çimento bağışı halk tarafından gerçekleştiriliyordu. Birçok küçük ilçe ve beldede halkın desteğiyle çalışmalar yürütülürken, bazı yerlerde halk tarafından belediyelere ciddi anlamda malzeme desteği sunulmuştu.

Diyarbakır, Batman, Van, Bingöl kent merkezleri ile onlarca ilçede ciddi içme suyu ve kanalizasyon sorunları bulunuyordu.

Seçim öncesi yüzlerce personel alınarak, dağıtılan seçim rüşveti belediye kaynaklarını yok etmişti. Sadece Kızıltepe'de bin 100 personelin çıkışına son verilirken, birçok belediye fazla personeli çıkarmak zorunda kaldı. Birçok kentte ise başkanlar personel çıkarmaya yanaşmadı.

Bu yüzden de başta Hakkari olmak üzere bazı belediyeler aylarca personel maaşı ödeyemedi. Hakkari Belediye

Başkanı Hüseyin Ümit seçimlerin yıldönümünde, "Alt yapı yok, para yok, asfalt lüks, belediyenin kaynaklarına alacaklılar haciz koydu. Kent temizliğini halk yapıyor açıklaması" yapmak zorunda kalmıştı.

Hakkari'de HADEP döneminde yapılan 'ilk asfalt', Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin yıllar sonra caddelere koyduğu 'çöp kovaları' gazete manşetlerine taşınıyordu. Suruç kent merkezi Türkiye'nin en büyük barajı olan Atatürk Barajı'nın yanı başında olmasına karşın susuzluktan kırılıyordu. Haftalık Ülkede Özgür Gündem Gazetesi, Nisan 2002 tarihinde Suruç Belediyesi'nin çalışmalarına yönelik haberin başlığını 'Suruç’ta ne su ne de hayat vardı' şeklinde verdi. Suruç ilçe merkezindeki çöplerin depolanması için belirlenen iki alan Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilmediği için toplanan çöpler belediye başkanının kendisine ait tarlasında depolandı.

Dicle ve Karakaya barajlarının yanı başında bulunan Amed kent merkezinde sular iki günde bir ancak akıyordu. Patnos, Amed Yenişehir, Sur, Batman, Nusaybin, Derik, Viranşehir, Suruç, Ağrı, Hakkari, Yüksekova belediyeleri borç batağındaydı.

Amed, Batman, Van gibi kentler ile Bismil, Ergani ilçe merkezlerinde yaşanan nüfus artışları ciddi kentsel sorunları da beraberinde getirmişti. Nusaybin, Viranşehir, Kızıltepe, Silvan ve daha onlarca ilçe göç mağduruydu. İmar planları uygulamaya konularak çarpık kentleşmenin önüne geçilmeye başlandı.

HADEP'li belediyeler ilk iki yılda ciddi kentsel çalışmalar yürüttü. Borçlar ödenmeye başlandı, personel alacaklarına öncelik verildi. Asfalt yüzü görmeyen birçok ilçe ve belde HADEP döneminde asfaltla tanıştı. Bu çalışmalar farklı ve kentlerin kendi özgün sorunlarının çözümüne dönüktü. Adıyaman Kömür Belediyesi tütünün tarlada kurumaması için 6 kilometre su arkı yaparak tarlalara su taşıdı.

Amed kent merkezinde sadece valilik karşısında Anıtpark varken HADEP döneminde onlarca park yapıldı. Sur dipleri temizlenerek parklara dönüştürüldü. Kentte yeşil alanlar oluşturularak, yepyeni bir kentin oluşumunun ilk ciddi adımları atılıyordu.

Yüksekova Belediyesi su kaynağı bulmasına ve projesini hazırlamasına karşın kente su getirilmesi için ihaleye çıkamadı. Kent merkezinde esnafın ve halkın desteğiyle alt yapı sorunları kısmen çözülebildi.

Viranşehir Belediyesi, 2 yılda 2.5 milyon dolar borcu kapatarak yatırımlara hız verdi. Parklar yapılırken, 100 bin ağaçlık kent ormanı oluşturulmaya başlandı.

HADEP'li belediyeler sadece klasik belediyecilik çalışmalarıyla yetinmediler. Viranşehir, Doğubeyazıt, Amed Büyükşehir Belediyeleri sağlık merkezleri açtı. Amed Büyükşehir Belediyesi Türkiye'de bir ilke imza atarak 'Kadın Sorunları Merkezi' (DİKASUM) açtı.

Amed ve Batman Belediyelerinin organize ettiği kültür ve sanat etkinliklerine yüzbinler katıldı. Yine Amed Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği "Edebiyat Günleri etkinlikleri ve atölyeleri" ile kent yaşamına renk kattı. Amed Şehir Tiyatrosu açıldı, Türkçe ve Kürtçe oyunlar sergilenmeye başlandı.

   

HADEP'li belediyelerin ilk üç yılında ciddi anlamda 'imece' usulü bir dayanışma yaşandı. Bu coşku ve işbirliği bazı kentlerde yaşanan devasa sorunlar nedeniyle sürdürülemedi. Halkın dayanışması ve kararlara katılımını esas alan 'HADEP parti programı ve Yerel Yönetimler Deklarasyonu' yaşama geçirilemedi. HADEP'in seçim programında yer alan 'Kent Konseyleri' oluşturulamadı. Kent Konseylerinin oluşturulduğu bazı il ve ilçelerde ise bunlar işlevli hale getirilemedi.

HADEP'li yönetimler arasında küçük de olsa kurulan dayanışma ağıyla küçük ilçe ve beldelerin sorunları aşılmaya başlandı. Fakat bir süre sonra bu çalışmaların daha fazlası ve daha iyisini halk talep etmeye başladı. Halk, belediyelerin çalışmalarıyla sorunlarının aşılacağını görünce, beklenti çıtası daha da yükseldi. Bazı bölgelerde belediye yönetimleri klasik belediyecilikte daha iyisini yapma arayışına girince 'belediye bürokrasisi' tarafından kuşatıldı. Halkla buluşma ve bütünleşme ayağı eksik kaldı. Yerel yönetimlere yönelik eleştiriler artmaya başladı.

Halkın kararlara katılımı yeterli düzeyde sağlanamadı, sağlıklı iletişim kanalları oluşturulamadı, halkla ilişkiler zayıf kaldı. Bazı yerlerde ise halkla ciddi iletişim sağlanmasına karşın, halkın beklentisini asgari düzeyde karşılayacak hizmetler sunulamadı.

Kısacası halkın yönetime katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturulamadı. Amed Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik Ülkede Özgür Gündeme 2001 yılında yaptığı açıklamada, "En büyük sorun halkla buluşamamak. Kent Konseylerini oluşturup işlerli hale getiremedik" özeleştirisi vermişti.

Başkanların diplomatik çalışmaları hükümeti rahatsız etti

HADEP'e yönelik devletin merkezinden örgütlenen baskıcı politikalar nedeniyle dönem dönem belediye başkanları siyasal partinin genel merkezi yöneticileri işlevini de sürdürüldü. Devletin bu ön yargılı tavrı, sorunları çözmekten de son derece uzaktı. Kentsel sorunların çözümü için merkezi hükümetle diyalog yolları da aradılar.

   

HADEP’li belediye başkanları tüm sorunlarını aktarmak üzere 7 Ağustos 1999 günü Cumhurbaşkanı Demirel ile bir görüşme yaptı. Bu görüşmede yaşadıkları problemleri ve hayata geçirmek istedikleri projeleri aktarmışlardı. Demirel ise görüşme sırasında kapılarının herkese açık olduğunu belirtmişti. Başbakan Bülent Ecevit görüşme talebini reddederek sert bir açıklama yapmıştı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, Ecevit’in demecinin kendilerini üzdüğünü, görüşme taleplerinin ise sadece sorunları iletmekten ibaret olduğunu açıkladı.

HADEP'li başkanlar, yabancı ülkelerin misyonlarıyla görüşmelerin yanı sıra yurtdışı gezilerinde Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümü için yurt içinde olduğu gibi yurtdışı temaslarını da geliştirme peşindeydi. Başkanların yurtdışı temasları oldukça ilgiyle karşılanıyordu. Ancak HADEP’li başkanlara randevu vermeyen Başbakan, belediye başkanlarının yurtdışı temaslarından da rahatsızlık duyuyordu. Bunun yanı sıra OHAL'in kaldırılması tartışmaları gündem oluşturuyordu. PKK'nin ateşkes ilan ederek, 1 Ağustos 1999'dan itibaren silahlı güçlerini sınır dışına çekmesiyle birlikte yeni bir dönemin oluşacağı havası vardı. Fakat koalisyon hükümeti hem HADEP'e hem de HADEP'li belediyelere karşı geçmişte uyguladığı politikalarda ısrarcıydı. Bu nedenle de OHAL'in uzatılması hedefleniyordu. 9 Şubat 2000'de HADEP'li belediyelere yönelik operasyonun sinyali verildi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, 9 Şubat 2000 günü otomobiliyle belediye binasına gelirken askerler tarafından durdurularak gözaltına alındı. Siirt'te Siirt Belediye Başkanı Selim Özalp da gözaltına alındı. Uçakla Diyarbakır'a gelen Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaaslan'da Amed Havaalanı'nda gözaltına alındı.

HADEP’li belediye başkanları Diyarbakır’da toplanarak gelişmeleri "Türkiye demokrasisine ve yerel yönetimlere yapılan doğrudan bir saldırı" açıklamasıyla kınadı. HADEP Genel Başkanı Ahmet Turan Demir de tutuklamalara sert tepki göstererek hükümeti eleştirdi.

Başta Amed ve Siirt olmak üzere halk sokaklara dökülerek belediye başkanlarına sahip çıktı. Yüzlerce kişi tepki eylemlerinden dolayı polisin saldırısına uğradı, çok sayıda kişi yaralandı veya gözaltına alındı. Türkiye kamuoyunda ciddi tepkiler oluştu. Belediye başkanları işkenceli sorgudan sonra tutuklandı. Bu arada OHAL uzatıldı, tutuklanan 3 belediye başkanı ile birlikte Ağrı Belediye Başkanı Hüseyin Yılmaz görevinden alındı. 10 gün tutuklu kalan başkanlar tahliye edilince göreve iade edildiler. Ağrı Belediye Başkanı Hüseyin Yılmaz ise uzun bir hukuk mücadelesi yürüttü. Yaklaşık 2 yıl sonra Danıştay kararıyla görevine döndü.

Kentler halkla birlikte yönetilecek

HADEP 1999 seçimlerine giderken halka kentleri birlikte yöneteceği sözü vermişti. Seçilen belediye başkanlarının bir kaç yıl içerisinde önceki dönemlerde yapılamayan hizmetleri gerçekleştirmelerine karşın halkın karar süreçlerine katılımı sağlanamamıştı. Tüm belediye başkanları bu konuda da hemfikirdi.

HADEP, yerel yönetimleri perspektifinde "Halk belediyelerinde gerçek söz ve karar sahibi olacağından mevcut sorunlar ve belediye sorunları, halkın belediye başkanları, meclis üyeleri ve personelin halkla bütünleşmesi ve kenetlenmesi ile aşılacaktır. Belediyeler arasında dayanışma ile sorunlar aşılacaktır" deniliyordu. Fakat bu konuda ciddi eksikliklerde yaşandığı düşünülüyordu.

2 Kasım 2002 seçimlerine gidilirken HADEP kendi içinde yürüttüğü tartışmalarda bazı belediye başkanlarının milletvekili seçimi nedeniyle istifalarını sunarak, milletvekili aday olmalarını istedi.

Bu talep aslında HADEP'in yerel yönetimlerde halka yönelik bir özeleştirisi olarak planlandı. Bazı başkanlar istifa etmedi. Siirt ve Batman Belediye Başkanları istifa edince özeleştirel yaklaşımla halka geri dönüş gerçekleşmedi. İstifa eden başkanların önce aday yapılmaması gündeme geldi. Daha sonra bulundukları kentlerde seçilemeyecek yerlerden aday gösterildi.

Sonraki yıllarda da seçilen başkanların 2 yılı tamamladıklarında halka giderek yeniden güvenoyu almaları planlandı. Fakat bu karar hiçbir zaman başarıya ulaşmadı. Halka verilen bu söz gerçekleştirilmedi. 2007 seçimlerinde Hakkari'de 3 bağımsız adayla gidilen seçimlerde sadece 1 milletvekili seçilmesi nedeniyle 3 aday gösterilmesinde ısrarcı olan Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe görevinden istifa etti. Kürtlerin 20 yıllık yerel yönetim deneyiminin en önemli özeleştirel yaklaşımı da bu oldu.

Daha sonraki süreçlerde Van Belediye başkanları ile yaşanan sorunlar, Van Belediye başkanının ihracı ve partiden istifasına da yola açtı. Van'da yaşanan bu tartışma, 2004 seçimlerini de etkiledi. DEHAP, 2004 seçimlerinde başkanlığı kaybetti.

20 yıllık yerel yönetim pratiğinde, halka yeterince özeleştirel yaklaşılmaması, anket, halk toplantıları, etkinlik ve eylemlerde buluşmanın ötesinde onları yeterince karar süreçlerine katacak doğrudan demokrasi kanallarının sağlanamaması en önemli eksiklik oldu.

Mahalle meclisleri ve onu tamamlayan ilçe, il konseylerine yeterince önem verilmemesi, bunlar dikkate alınmadığı için de gittikçe içi boşalan ve işlevsizleşen örgütlenmelere dönüşmesinde yerel yönetim pratiğinin sorumluluğu büyük olduğu söylenebilir.

Bunun dışında aday tespitinin sağlıklı yapılmaması, başkanların ve yönetimlerin 'iktidar hastalığı'na yakalanmaları, genel başkan yardımcısına bağlı bulunan Yerel Yönetim Komisyonlarının, iş ve işçi bulma kurumuna dönüşmesi, bazı dönemlerde başkanlar üzerinde katı bir disiplin uygularken bazı dönemlerde yaşanan boşluklar nedeniyle belediye yönetimlerinin denetlenmemesi, yurtsever kurum ve sivil toplum örgütlerinin insan kaynakları konusunda kendi örgütlenmelerini gerçekleştirmek yerine belediye personeli üzerinden iş yapma girişimleri yerel yönetimlerde kaosu ve başarısızlıkları da tetikledi. Buna devletin baskıları ve yereli ele geçirme politikaları eklenince sorunlar daha da derinleşmişti.

Kısacası HADEP'in yerel yönetimlerde ilk beş yıllık pratiği, Kürdistan'da 50 yılda gerçekleştirilemeyen hizmetlerin gerçekleştirerek halk nezdinde ciddi kabul gördü. Fakat ekolojik, demokratik, kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışının yaşama geçirilememesi ise önemli bir eksiklik olarak kaldı.

* HADEP'in 1999 yerel seçim sloganı