Kendini bir kitapla anlatmak

Forum Haberleri —

.

.

  • Barışınız için büyük bir sabır ve emekle didinen Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan şöyle demişti Notlar’dan birinde: “Beni sevmiyorsunuz…” “Sevginiz avamidir “ diyerek eleştirisini ve sitemini sürdürmüş ve daha doğru anlaşılabilmek için bir kitap ismi önermişti: “Lotte Weimar’da”

SOYDAN AKAY

Unuttuğunuz ya da kimilerinizin hatırında olan bir yerden başlayayım. Görüşme Notları’ndan. Kalbi özgürlük aşkıyla çarpanların ve halkın sevgiliden bir mektup beklercesine heyecanla, umutla, vazifeyle beklediği Görüşme Notları… Ve günlerden bir gün barışınız için büyük bir sabır ve emekle didinen Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan şöyle demişti o Notlar’dan birinde: “Beni sevmiyorsunuz…” Ve Notlar’da adı geçen bir görüşmeci “Hayır, biz seni çok seviyoruz” diye yanıtlamıştı söyleneni tam olarak anlamadan. “Sevginiz avamidir “ diyerek eleştirisini ve sitemini sürdürmüş ve daha doğru anlaşılabilmek için bir kitap ismi önermişti: “Lotte Weimar’da.(1)” Ama kitabın adı Notlar’a “Lord Weimar’da” olarak geçmişti. Kitap Alman Edebiyatçı Thomas Mann (1875-1955) tarafından kaleme alınmış bir romandı. Mann, bu eserinde Goethe’nin (1749-1832) “Genç Warther’in Acıları” adlı klasikleşmiş edebi eserindeki Lothe’nin yaşlı ve zengin bir kadın olarak Weimar’a dönüşünü, burada Goethe ile buluşmasını, Goethe’nin kişiliğini, aşkını, çalışma tarzını, edebiyat anlayışı ve ilişkilerini kapsamlıca irdeler. Yani romanın kahramanı kadını yazarı Goethe ile kendi eserinde buluşturuyor.

Kürt Halk Önderliği’nin, büyük ihtimalle dikkat çektiği husus sürecin hassasiyeti, bunun için gösterdiği çabanın, yaptığı uyarıların, çağrıların yeterince anlaşılmadığı ve gereklerinin yerine getirilmediğine dairdir. Bu, anlayan açısından büyük bir sitem, eleştiri ve de kendini anlatma biçimiydi. Bunu bir de sevgi eşittir, anlama ve uygulama diyalektiği üzerinden ifadeye kavuşturuyordu. Sevilip sevilmediği noktasında kuşkuya, çelişkiye düşmek ancak ve ancak biraz da Dostoyevski’nin edebi bakış açısıyla bakıldığında derinliği hissedilebilecek bir mevzudur. En ağır koşullarda ruhunda, yüreğinde, beyninde özgürlüğe, geleceğe dair ne varsa veriyor da bunun yetkince karşılığı alınmıyorsa bir Aşk Emekçisi başka ne söyleyebilirdi? Kişilik Sosyolojisi olan “Çözümlemeler”de hep söylememiş miydi; beni sevmek, anlamak fikirlerimi uygulamaktır, diye. Aslında eleştiri yeni değildi. Fikirler inananlarda, esas alanlarda, toplumda bir form kazanmıyor ve pratikleşmiyorsa oradaki sevginin avami olduğuna dikkat çekiliyor. Burada sevgide aranan temel ölçü etik ve politiktir. Sevgi büyük anlama ve görme eylemidir. Büyük bir yüreği sevmek O’na denk olmayı gerektirir. Tıpkı Derwêş ve Edûlê aşkında Derwêş’in söylediği gibi: “Tamam aşkım, çağrın anlaşılmış, büyük tehlike görülmüş ve gereği anlamlıca yerine getirilecektir.”

Gerçek aşk ve sevgi büyük görmeyi sağlar. 1970’lerin büyük ruhu böyledir. Haki’nin Haki’kati, büyük anlama ve görme üzerinedir. Böyle olmazsa Haki katledildiğinde “Ruhumun yarısını yitirdim, kaybettim “ der mi Haki’kat. Ya Pir? O ki “ Ben PKK’’de zaferi görüyorum” deyip birlikte yürümenin büyük görme gücü olmuştur. İspatlanmış bir diyalektiktir bu. Edebiyat ve sinemada kimi örnekler bile aşk ve sevgi’nin görme gücünü ortaya koyar. Örneğin Avatar adlı ekolojik toplumu anlatan filmde Navi kadını Avatar olan kişiye "seni görüyorum" der. Navi dilinde bu cümle "seni seviyorum" demektir. Ben senin karakterini, doğruluğunu, yiğitliğini, birlikte yürümenin mutluluğunu, birlikte direnmenin güzelliğini görüyorum; özgürlüğü, adaleti, zaferi, eşitliği, kadına ve doğaya gerçek bağlılığı görüyorum, demektir. Stefan Zweig ise “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu“ adlı romanında bir kadının, büyük seven bir kadının trajedisine dikkat çeker. Kadın mektubuna şöyle başlar: “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” Kendini büyük adayan kadın, sevdiğini iddia eden erkek tarafından görülmemektedir. Adam tamamiyle avamidir. Egemen erkek imgesindeki kadını sevmektedir, onun karakterinin güzelliğini, büyüklüğünü değil.

Kitab-ı Mukaddes’e dair anektodlarda bile Tanrı, tüm varlıkların sorusuna karşılık “Ben gizli bir hazineyim anlaşılmak isterim“ der. Demek ki varolmanın özü anlamak ve anlaşılmak üzerinedir. Başka türlü varolmanın bir anlamı olabilir mi? Büyük destansı hayatlar, kendilerinde toplumsallığın özgürlüğünü büyük cisimleştirenler, büyük toplumsallık aşkı olmadan bunu başarabilirler mi? Özgür Yaşam, aşkına büyük bir bağlılık olmadan var olabilirler mi? Var olmayanlar görülebilir mi? Hayır. Görülebilmek Varolmak’la mümkündür. Ve biz özgürlüğe, demokrasiye, adalete, eşitliğe, sosyalizme inananlar, Kendini Gerçekleştiren de kendimizi görebiliyoruz. Ancak bu Kendini Görme’nin diyalektiğine uygun bir duruşla, ilişkisellikle mümkündür. Büyük sevenle, büyük düşünenle, büyük görenle küçük, sıradan (avami) yürünemez. Sonucu trajedi oluyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.