
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, gerillanın denetimindeki Medya Savunma Alanları’nda bulunan PKK’nin kadro eğitim okulunda 15 Ağustos Atılımı’nın 27. Yıldönümü nedeniyle yapılan kutlamaya katıldı. Karayılan, burada yaptığı konuşmada önemli açıklamalarda bulundu.
18 yıllık çaba karşılıksız kaldı
Karayılan, Öcalan’ın18 yıllık barışçıl çabalarına karşılık bir adım atılmadığını, çağrılarının cevapsız kaldığını ve son olarak sunduğu protokollere de olumlu yanıt verilmediğine söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti: “Diriliş Devrimi, 15 Ağustos Atılımı’ndan ‘93 yılına kadar devam etti ve tamamlandı. Ondan sonra ortaya çıkmış olan toplumsal sorunu barışçıl-siyasal yöntemlerle çözme gündeme girdi. ‘93 yılından bu güne 18 yıl geçti. Önderliğimiz bu 18 yıllık zaman dilimi içerisinde siyasal-barışçıl çözümün gelişmesi için çaba harcadı. Sorunun siyasal ve demokratik yollarla çözülmesi gerektiğini belirtmemize, ateşkes ilan etmemize rağmen Türk devleti her seferinde bu durumdan istifade ederek, bizi tasfiye etmek istedi. Yani Önderliğimizin ve hareketimizin barışçıl çabaları cevapsız bırakıldı, tersine tasfiye etme çabası içerisine girildi.
Protokolleri kabul ettik ama devlet kabul etmedi
Önderliğimiz 10 Mayıs 2011 tarihinde devlete ve KCK’ye üç protokol sundu. ‘KCK ve devlet bu protokolü kabul ediyor mu, etmiyor mu; bana cevap vermelidirler. Eğer her iki tarafın da görüşleri olumlu olursa o zaman ben bu sorunu kısa bir sürede çözerim’ dedi. Biz bunun üzerine yönetim olarak toplantı yaptık, Önderliğimizin hazırladığı bu protokolleri kabul ettik. Ama devlet buna cevap vermedi. Heyet makul gördü ama ’üzerinde tartışmamız, Başbakana sunmamız gerekiyor ki devlet bir karar versin’ dedi. Üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen cevapsız bıraktılar. Olumlu cevap verme yerine barışçıl çabaları boşa çıkarmaya çalıştılar. Bu şekilde inkar ve imha siyaseti farklı biçim, yöntem ve üsluplarla yeniden devreye girdi.”
Kandil’e saldırı derin sömürgecilikten
İran’ın 16 Temmuz’dan beri Kandil’e yönelik gerçekleştirdiği saldırılara da dikkat çeken Karayılan, şöyle devam etti: “Demokratik Özerkliğin ilanı ardından DTK yaptığı kongrede ulusal birliğe ilişkin bir komisyonun oluşturulduğunu dile getirdi. Hem ulusal birliğin gelişmemesi hem de Demokratik Özerkliğin boşa çıkarılması amacıyla Kandil’e yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Saldırı elbette sadece İran tarafından gerçekleştirilmedi. Kürt halkını güçten düşürmek, Kürtler arası bir çatışma yaratmak ve bölgenin dizaynında Kürtlere yer vermemek amaçlı böyle bir saldırı derin sömürgecilik tarafından gerçekleştirildi. Bir konsept dahilinde gerçekleştirilen bu saldırı daha bir yıl öncesinden Türkiye ve İran arasında yapılan bir anlaşma sonucu pratiğe geçirilmiştir. Irak, Türkiye ve İran, Kandil’i Kandil olmaktan çıkarmak için oturup, anlaşmışlardır. Ama Kandil Kürtlerin tarihinde her zaman bir direniş yeri olmuştur, şimdi de misyonu budur. Her dört parça açısından bir rolü vardır. İşte Kandil’i bu misyonundan çıkarmak için bir çaba içerisine girdiler. Bu ciddi bir plan ve devamında gündeme girecek farklı saldırılarla geniş bir konsepttir.”
Kandil saldırısı Zap’ın devamı
Bu saldırı planının 12 Haziran seçimlerinden önce de karar altına alındığını belirten Karayılan, “Kandil’e yönelik planların altında hareketin yönetimine darbe vurmak, suikast yapma amacı vardır. Basına yansıyan tutuklama haberlerini sadece yalan-yanlış haberler, psikolojik savaş yöntemleri ve haberleridir, diyerek ele almamak gerekiyor. Konseptin çapı geniştir” dedi. Karayılan, konuşmasını şöyle sürdürdü: „2008 yılında Türkiye öncülüğünde bir konsept vardı. Türkiye Zap’ta bu konsepte başladı ama orada kırıldı. 2011 yılındaki konsept de İran öncülüğünde Kandil’e yönelik olarak başlatıldı. Nasıl ki diğeri Zap’ta kırıldıysa bu konsept de Kandil’de kırıldı.
Yakalandı haberleri konseptin parçası
Hareketin yönetimini hedef alarak, Kürt halkının iradesini kırmak için de bütün yöntemleriin kullanıldığını ve ‘Karayılan’ı tutukladık’ demelerinin de bununla ilgili olduğunu vurgulayan Karayılan, „Açık ki yapılan bazı teşebbüslerden sonuç almamışlardır. Erkenden basına yansımasına yol açan birbirlerine yanlış bilgi verme de olabilir. Bu haberler de genel konseptin bir parçasıdır. Sadece yalan-yanlış haberler olarak ele almamak, 15 Ağustos’ta Kürt halkının psikolojisini bozmak için yayılan psikolojik savaş haberleridir, dememek gerekiyor. Bu yönü de var ama adım adım bazı sonuçlara gitmek istiyorlar. Şunu açıkça söylemek istiyorum ki egemen güçlerin tehditleri, saldırıları bu tarihi dönemde sonuç almayacaktır. Çünkü Kürt halkı ve özgürlük hareketi iradeleşmiş, Önder Apo’nun öncülüğünde kendi sistemini kurmuştur“ diye konuştu.
Bizler şehit düşebiliriz halkımız hazır olmalı
Artık Kürt halkının kimseye karşı boyun eğmeyeceğini kaydeden Karayılan, şunları söyledi: „Bu hareketin yönetimi olarak; ben de, bu hareketin yönetimindeki diğer arkadaşlar da mücadele içinde şehit düşebiliriz. Arkadaşlarımız, halkımız bu tür şahadetlere hazır olmalıdırlar. Çünkü biz bu hareketin fedaileriyiz, devrimciyiz ve bir mücadele yürütüyoruz. Bu durumda şehit düşme ihtimali de vardır. Ama onların çokça dile getirdikleri gibi tutuklamaları, pazarlık konusu yapmaları da en zor işlerden birisi olacaktır. Bu konuda halkımız ve arkadaşlarımız rahat olmalıdırlar. Biz her türlü tedbir, doğru yol ve yöntemlerle direneceğiz ve direnişimiz başarıya ulaşacaktır. Artık özgürlük ve başarı aşamasına gelmiş durumdayız. Kimse bu tarihi yürüyüşü durduramaz. Bir-iki şahadetle kimse bu yürüyüşü durduramaz. Aksine şimdiye kadar gerçekleşen kahramanca şahadetlerle bu mücadele kendisini daha da büyütmüş ve güçlendirmiştir. Bundan böyle de böyle olacaktır, bu gerçeği herkesin görmesi gerekiyor.”
Çocuklarımızı öldürüyorsun
Karayılan Başbakan’ın “artık iyi niyet göstermeyeceğiz” sözlerine işaret ederek, bir savaş kararının alındığına vurgu yaptı ve şöyle devam etti: „Zaten daha önce de bir iyi niyet sergilemediği aşikardır. Sen çocuklarımızı öldürüyorsun, sivil insanlarımızı öldürüyorsun, gerillalarımıza yönelik operasyon geliştiriyorsun, Kürt siyasetçilerini iki kelime söyledikleri için tutukluyorsun. Silahsız siyaset yapan üç bin sivil Kürt siyasetçisini cezaevine koyuyor, Kürdistan sokaklarında vahşet, zulüm uyguluyorsun. Sadece 2011 yılı içerisinde çeşitli gerekçelerle 37 sivil Kürdistanlı insanı öldürmüş bulunuyorsun. 13 yaşındaki Kürt çocuklarını şehit düşürüyorsun. Doğan Tayboğa polisin attığı gaz bombasıyla şehit düştü. Ama hiçbir sorgulama ve tutuklama yapılmadı. Çaldıran’da askerlerin vurması sonucu 12 yaşındaki Sami İştenyılmaz şehit düştü. Devlet bu olayla ilgili olayın da faillerini korudu. Sömürgeci güçlerin mantığına göre Kürtler her zaman ölmeye müstahaktır. Belki ileride bu Kürt çocuklarının katilleri ödüllendirilirler.”
AKP savaş kararı aldı Öcalan aradan çekildi
“Önderliğimizin ‘ben aradan çekiliyorum’ demesinin temel nedeni AKP devletinin uygulamalarıdır” diyen Karayılan şunları söyledi: “Bütün bunlarla birlikte bir de ‘biz artık iyi niyet sergilemeyeceğiz. Biz artık yeni strateji ve uygulamalarla ezeceğiz’ diyorsun. Önderlik ‘ben bunu kabul etmiyorum’ diyerek 27 Temmuz’da ‘ben aradan çekiliyorum’ dedi. Protokollere olumlu cevap verilmesi gerekiyordu ama bırakalım olumlu cevap, sertleşme gelişti. Çünkü AKP Kürt sorununu şiddetle çözme kararını almıştır yani savaş kararını almıştır. Esas olarak Önderliğimizin tavır almasının nedeni biz değiliz, AKP devletidir! Süreci yumuşatmak, protokollere yanıt vermek ve 12 Haziran seçimlerinin sonuçlarına doğru cevap vermeleri gerekirken savaş kararı aldılar. Şimdi bazıları ‘Öcalan neden geri çekiliyor’ diyorlar. Halbuki hükümet savaş kararı almış; Önderliğimiz nasıl ben barış için daha da çaba harcayacağım, diyebilir ki? Önderlik 18 yıldır barış için çaba harcıyor. Erdoğan ise kendi konuşmasında bizzat ‘bundan böyle yeni taktik ve stratejilerle yöneleceğiz’ diyor. Elbette ki Önderliğimiz de bunun üzerine bu tavrı aldı. Ancak yine de Önderlik bir açık kapı bırakarak ‘devletle bir kez daha görüşeceğim’ dedi.”
Eğer bu hafta
görüşme olmazsa!.. Karayılan, “Bizim en hassas noktamız Önderliğimiz“ hatırlatmasında bulunarak sözlerini şöyle sürdürdü: „20 gün geçti. Biz hala Önderliğimizin yaşayıp, yaşamadığını bile bilmiyoruz. Eğer Önderliğimizle bu hafta görüşme olmazsa biz bu durumu daha farklı ele almak durumunda kalacağız. Birincisi, Önderliğimizin sağlığı hakkında bilgi sahibi değiliz. İkincisi biz bunu bir savaş ilanı gibi ele almak durumundayız. Bunları dile getirmemize rağmen AKP devleti hala Önderliğimize yönelik tecrit uyguluyor, saldırıyor, Kürt siyasetçilerine, Kürt çocuklarına, gençlerine saldırıyor, kadınlarına yönelik tecavüz siyaseti yürütüyor ve Kürdistan gerillasına da operasyonlar yapıyor. Bütün bunları devlet yapıyor. Bu, haddini aşmadır.“
Yapacakların karşısında yapacaklarımız var
Karayılan, Erdoğan’ın Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne yönelik tehdit içerikli sözlerine karşılık bazı uyarılarda bulunarak, şunları dile getirdi: „Başbakan bilmeli ki biz şimdi kontrollü bir biçimde sadece savunma savaşı veriyoruz. Eğer biz savaş gücümüzün önünü açar, resmi savaş karar ve talimatını verirsek, Türkiye’yi alt-üst ederler. Başbakan kendisini kaybetmemelidir! Bizi tehdit ederek, askeri güçleri bizim üzerimize çekmek istiyor ve Medya Savunma Alanları’nı hedeflemek istiyor. Yine sivil siyasete yönelerek, bir ezme hareketini geliştirmek ve Önderliğimizi tecrit altına almak istiyor. Başbakan böyle bir plan yapmak istiyor ama herkes bilmeli ki bu çok tehlikeli bir karardır. Bu tehlikeli kararın sonuçlarından Erdoğan sorumludur. Kürt halkına, Önderliğimize ve Medya Savunma Alanları’na yönelik gerçekleştirilecek saldırılar Türkiye’yi bir savaşa ve kaosa sürükleyecektir. Sanki hiçbir gücümüz yokmuş, belli bir denge kurulmamış gibi yaklaşıyor. Bilinmeli ki biz çok şey yapabiliriz. Bizi tehdit ederek, ‘siz görürsünüz’ demektedir. Oysa senin yapacakların karşısında bu halkın ve hareketin de yapacakları vardır. Eğer gönlünde bir savaş ve katliam yatıyorsa bununla sonuç alamazsın çünkü bu halk ve hareket kendini savunabilecek, gereken cevabı verebilecek durumdadır.“
Ne yaparlarsa yapsınlar sonuç alamayacaklar
“Bizi yeni kararlar almaya zorlamayın, hele hele Önderliğimize yönelik kesinlikle ve kesinlikle yeni saldırı planlamalarına gitmeyin” diyen Karayılan şöyle konuştu: “Türk devletinin bizi vurmak için Özel kuvvet elemanlarını Ranya’ya, şuraya-buraya gönderdiğini iyi biliyoruz. Ama bu bizi korkutmayacaktır ve onlar asla bu konuda sonuç almayacaklardır. Bu tehditlerin hepsi boştur. ‘Başka yöntemlerle üzerlerine gideceğiz’ sözleri suikast girişimlerinde bulunmadır. Bu tür girişimlerle hareketimizi darbelemek istiyorlar. Bunlar beyhude çabalardır, ne yaparlarsa yapsınlar sonuç alamazlar. Kimse tehlikeli yöntemlere başvurmamalı ve bizi yeni kararlar almaya zorlamamalıdır.
Öcalan’a bir şey olursa!..
Erdoğan’ın bir takım yakın çevresinde ‘Acaba Öcalan’ın yaşaması mı faydalı, ölümü mü faydalıdır’ şeklinde tartışmalar yürütüldüğüne işaret eden Karayılan, ‘bütün kamuoyuna açıkça söylüyorum’ diye seslenerek devam etti: „Önderliğimize en ufak bir yönelimde Erdoğan ve AKP sorumludur. Doğal bir şekilde gelişen herhangi bir şey karşısında da onlar sorumludurlar. Eğer tehlikeli kararlar alırlarsa o zaman Türkiye’nin parçalanması gerçekleşir. Yüzyıl da geçse gerçekleşecektir. Çünkü Kürt halkı ile Türkiye halkını birleştiren tek köprü Önder Apo’dur. Bu konuda Türkiye yöneticileri kendilerini kaybetmemeli, kimse telafisi asla mümkün olamayacak olan tehlikeli yönelimlere girmemelidir. Bu konuda özellikle başta Erdoğan ve AKP devletini uyarıyorum: Bazı şeyler vardır ki onlarla oynanmaz, bazı şeyler vardır ki hassastır. Önderlik konusu Kürt halkı ve hareketimiz açısından çok hassastır. Bu kadar fedaimiz kendisini boşu boşuna mı hazırlıyor! Ölümsüzler taburumuz yıllardır boşuna hazırlık yapıp, yoğunlaşmıyor. Bütün bunlar Önderliğimizin savunması içindir. Eğer Önderliğimize herhangi bir şey olursa o zaman Türkiye’de bir tek lider bile kalmaz. Bu durumda herkes çok pişmanlık yaşar. Onun için herkesin akli selim olması ve oynanmaması gereken şeylerle oynamaması gerekiyor. Biz barışçıl ve demokratik yollarla çözüme hazırız. Ama savaş kararını verenlere ve şiddete karşı biz savaşa da hazırız.
Devlet ile ilişki yeniden düzenleniyor
‘’Bundan böyle devletle olan ilişkilerimizi Demokratik Özerklik perspektifi temelinde yeniden ele almalıyız“ diyen Karayılan, şöyle izah etti: „Şimdiye kadar devletle Kürt toplumunun ilişkileri egemen-köle ilişkisidir ya da ezen-ezilen ilişkisidir. Kürt halkı artık devletle köleliğe dayanan bu ilişki biçimini feshediyor. Bunun yerine demokratik özerklik ekseninde yeni bir ilişki biçimini inşa etme zorunluluğu vardır. Bu nedenle devletle kendi dilimizle konuşma dahil yaşamın bütün alanlarında var olan ilişkileri yeniden düzenlemek gerekiyor. Sadece KCK davasında yargılananlar değil, tüm Kürtler devletle artık kendi ana diliyle konuşmalıdır. Yine diğer bütün hususlarda yeni bir ilişki sistemini geliştirme zorunluluğu vardır. Herkes bilmeli ki artık yeni bir dönem gelişti. Eski kölelik ilişkileri anlamsızlaştı ve Kürt halkı bunu kabul etmeyecektir. Hareketin tüm öncü kadroları rollerini doğru oynar ve Kürt halkını her yerde örgütleyerek, bir irade haline getirirlerse bu temelde yeni dönem görevlerine cevap olurlarsa halkımız her yerde sarsılmaz bir güç haline gelir ve yürüttüğü mücadelede başarıyı kesinleştirir.”
GÜLİSTAN TARA/DENİZ KENDAL - ANF/BEHDİNAN