Her insan, kendini yaratma çabasına az çok girmektedir. Bir anlamda dünyaya kendi iradesi dışında gelen insanın, bu var oluşa kendi iradesini katarak, evrenle bütünleşme istemidir kendini yaratma çabası. Kendini yaratma ifadesi, insanın kendi üzerindeki iradesini anlatmaktadır her şeyden önce. “Kendimi yarattım” diyen insan, kendi mevcut yaşam iradesini varoluş iradesiyle ortaklaştırarak evrenle kendisi arasında güçlü bir uyum oluşturabilen insandır. Kendini yaratmış olduğuna inanan insanların yaşadığı kıvanç belki de bundan.
Olmak bilinci, kendi oluşunun anlam sorgulamasından çıkardığı sonuçların negatifliğinden kaynaklanmaktadır. Kendinliği, kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini sorgulayan insan, evrende bulunuşuna katacağı uyumun ilk noktasını ararken dünyaya gelişindeki kendine rağmenliği bulmaktadır. Bütün varlıklar bunu sorgulayıp değiştirme ihtiyacı duymadan yaşayıp ömrünü tamamlamaktadır. Oysa insan, bu varlıklardan kendini ayırarak evrenin ve evrimin son örneği olma özelliğini kazanmıştır. Zamanın kendinden önce ve sonrasını sorgulayan insan, her ne kadar kendinden üstün bir evren gücünün olduğunu biliyor olsa da, ilk oluşumunu, kendi çapındaki evrimini düşündükçe kendi iradesinden öte bir var oluş koşulu gördüğünden, kendini yaratma arayışına yönelmektedir. Kendini yaratmayı başarmış insanlarda yaratımın tanrısallığı yansır. Bunun sebebi evrensel zekayı kendinde en iyi bir şekilde temsil etmiş olmaktır. Zaten her yaratımda bir tanrısallık vardır, ki insanın kendini yaratmasından bağımsız bir büyük yaratım da mümkün değildir.
Toplumlar için de aynı durum geçerlidir. Kendini yaratmayı, verili olanın baskılarına, yok etme girişimlerine ve her tür felakete rağmen bunu yapmayı, kendiliğiyle ayakta kalmayı başarmış topluluklar, tarihsel toplum algımızda tabi ki kutsal bir anlam oluşturmaktadır. Kendini yaratmanın iradesel varoluşla, dolayısıyla özgürlükle bağlantısı da o toplumların ufuk olabilmeleri gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Tüm kendini yaratma çabaları, özgürleşme girişimleri, anlamlı varolma eğilimleri, kişinin kendi toplumuyla uyum içinde değilse anlam ve zaman kaybından başka bir şey değildir. Zaman kaybı ise yaşamın içinden geçenler için ölüm demektir.
Bunu gazeteci, yazar, hatta bakan vs olmayı başarmış ama kendi halkıyla anlamlı bir buluşmayı başaramamış olanlar iyi bilir. Kendi halkından olumlu bir yorum duyamayan, kendi toplumunca lanetlenmemiş bir gün görmeyen bu siyasetçi ya da aydın(!)lar hiçbir zaman kendi olma kıvancını yaşayamazlar. Çünkü kendi olma, kişisel ölçülerdeki özgürlük ve öz yaratımın toplumsal özgürlük ve toplumsal öz yaratımla birlikte yoğrulmasıyla oluşur. İkisinin özgürlüksel bir ufukta birleşmesiyle gerçek kendilik oluşur. Ancak o zaman kendi olmanın tanrısallığı duyumsanabilir. Kişisel sorumluluklarını kendi toplumunun sorumluluklarından koparan kişinin yaşayacağı rahatlık bir kölenin sorumsuzluğuyla aynıdır. En anlamlı tekillik, evrensellik karşısında mahkûmiyet yaşamadan ama evrenselliğin varolduğu keskin gerçeği reddetmeden oluşan uyumla yaşanır.
Türkiye’deki ulus devlet hegemonyasının gölgesinde kendiliklerinden soyunarak yaşayanların özgürlüksel düzlemdeki varlığı tartışılırdır. Varlık, salt maddesel anlamın sınırlılığında ele alınamaz. Özgürlük anlamı olarak kendini yok etmiş olanların bedensel varlıklarının, hakikat nezdinde yaşamsallıklarından sözetmemiz zordur. Kendi varlığına düşman ideolojilerle bütünleşenlerin yaşadığı kendi toplumunu red, kendiliğinden utanma, kaçış ya da kendinden korkmakla birlikte ölümdür. Duruşuyla kendi varlığını yok hükmünde görmektir.
Yeşilinden utanan bir ağaç mümkün değildir. Ya da kanatlarından utanan bir kuş. Çünkü yeşilsiz ağaç ve kanatsız kuş, yok oluş demektir. İnsan için de kendilik ağacın yeşili, kuşun kanadı kıvamındadır.
Soykırım sistemleri kendi varlığını yok hükmünde gören insanlar yaratmaktadır. Kendini tüketerek homojenleştirme sistemine hizmetçiler yaratmak ve bunları simülasyon yöntemiyle çoğaltmak ulus devlet zihniyetinin temel eylemlerindendir. Özgür insan ise kendini hegemonyanın tek tipleştiren simülasyonundan kurtaran, kendi toplumuyla birlikte özgür varoluşu yaratandır. Cin şişeden çıktı derler, işte özgür insan, şişeden çıkmış olan insandır. Şişeden çıkan ve şişenin ölçülerinden kendini kurtararak bir daha şişeye girmeyi katiyen kabul etmeyen insandır.