
Tunus ile başlayan Arap dünyasındaki halk ayaklanması daha sonra diğer ülkeler sıçramıştı. Değişime ayak uyduramayan ve halkı halen baskıyla yöneteceğini düşünen Tunus ve Mısır’ın liderleri, üç haftalık ‘direnişten’ sonra koltuklarını bırakmak zorunda kaldı. Libya ve Suriye’de ise durum farklı oldu. Her iki ülkenin liderleri, gösterileri kanla bastırmak istedi. Fransa, ABD ve İngiltere öncülüğünde Libya lideri Muammer Kaddafi’yi devirmek ve muhaliflere destek vermek için askeri operasyon başlatıldı. Daha sonra operasyonun komutasını NATO aldı. Ancak bu ülkede ne Kaddafi iktidarı bıraktı ne de orta yol bulundu. NATO operasyonlarında, yüzlerce sivil hayatını kaybetti.
Esad katliamı seçti
Suriye’de ise durum daha farklı. 2000 yılında Hafız Esad’ın yaşamını yitirmesiyle rejimin başına geçen Beşar Esad, değişim sözü verdi ancak yıllar geçmesine rağmen Suriye’de değişim olmadı. 15 Mart’tan itibaren özgürlük ve demokrasi isteyen halk sokağa çıkarak, Beşar Esad’dan reformları hayata geçirmesini istedi. Halkın sesine kulağını tıkayan Esad, şiddetle gösterileri bastırmak istedi. Ancak eylemlerin ülke geneline yayılması ve halkın artık rejimden kurtulmak istemesinden sonra Esad bir taraftan reform sözü verdi, bir taraftan da sokağa çıkan halkın üzerine kurşun yağdırarak katliam yaptı. Esad, halkın istemlerini bastırmak için diğer Arap diktatörlerin uygulamalarından farklı bir yöntem seçti: Gösterilerin yoğun olduğu kentleri tek tek ablukaya almak ve katliam yapmak.
Esad bu projesini ilk olarak gösterilerin merkezi olan Deraa’da hayata geçirdi. Günlerce bu kenti onlarca tank ve zırlı araç, binlerce askerle ablukaya aldı. Önce kentin dış dünyayla iletişimini kesen devlet güçleri, günlerce kent elektrik ve su vermedi. Daha sonra kent bombalandı. Dört bir yandan dumanların yükseldiği kentte yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği günler sonra ortaya çıktı.
Deraa’dan sonra Esad, başta başkent Şam olmak üzere Humus, Banyas’ı ablukaya aldı, bu yerleşim bölgelerinde de katliam yaptı. Ancak ablukalar ve ölümler, Suriye halkına geri adım attırmadı. İlk başlarda sokağa çıkanların sayıları onbinler iken son aylarda bu sayı yüzbinleri bazı haftalarda milyonları buldu.
Onlarca ölü var
Esad rejimi, gösterilere katılımın artması üzerine şiddeti daha da tırmandırdı. Geçtiğimiz hafta 1982 yılında onbinlerce kişinin katledildiği Hama kenti ablukaya alındı. Yine Deraa’daki uygulamalar burada da uygulandı. İletişim, elektrik ve sular kesildi. Bir hafta içerisinde kentte en az 200 kişi katledildi.
Şimdi Esad’ın hedefinde Ermeni ve Kürtlerin de yaşadığı 500 bin nüfusluk Deir Zour kenti var. Devlet güçleri bu kenti geçtiğimiz hafta ablukaya aldı. Cumartesi akşamı kente yüzlerce tank ve zırhlı araç konuşlandırıldı ve sahur vaktinde de kentte dumanlar yükselmeye başladı. Kentin dokuz mahallesini bombalayan devlet güçleri, öğle saatlerine kadar en az 40 kişiyi katletti. AP’ye bilgi veren kent sakinleri, devlet güçlerin saldırılarından yaralananları hastaneye götüremediklerini ve dolasıyla ölü sayısının artacağını belirtti. Zaten 9 gündür ablukada olan kentteki halk gıda sıkıntısı çekiyordu. Son saldırıyla birlikte kentteki insani şartların daha da kötüleştiği duyruldu.
Suriye halkı ise, ablukaya alınan kentlere destek için sokağa dökülüyor. Maarat el Numan, Humus, Idleb Madaya ve Kürt kenti Qamişlo’da binlerce kişi sokağa çıkarak, Deir Zour’daki halka destek verdi.
Idleb’te sokağa çıkan halkın üzerine kurşun yağdıran devlet güçlerinin, en az 30 kişiyi katlettiği duyuruldu. Yine Humus’un Houla bölgesinde sokağa çıkan halka yönelik operasyon gerçekleştiren devlet güçleri, en az 8 kişiyi katletti. Devlet güçlerinin önümüzdeki günlerde Humus’a yönelik büyük bir operasyon başlatması bekleniyor. Zira bu kentte gösterilerin son günlerde oldukça yoğun geçmesinin ardından, bölgeye onlarca tank ve zırhlı aracın konuşlandırıldığı bilgisi geliyor.
Mart ayından bu yana yaklaşık 2000 bin kişinin katledilmesi Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından ‘normal’ karşılandı. Esad, Lübnan Dışişleri Bakanı Adnan Mansur’u Şam’da kabulünde yaptığı açıklamada, “Yolları kesen, şehirleri damgalayan ve vatandaşları tehdit eden kanunsuzlara karşı devletin görevi sivillerin güvenlerini ve hayatlarını korumaktır” dedi.
ŞAM
Suriye Türkiye’nin iç meselesiymiş!
Hama’da 200 kişinin katledilmesini ‘zamanı değildi’ diyerek tuhaf açıklamalarda bulunan Türkiye yönetimi, şimdi de Suriye’de yaşananlara ilişkin ‘iç meselemiz’ açıklamasını yaptı.
Suriye’de Kürtlerin birlikte hareket etmesi, Türk devletini korkutuyor. Yaşanan halk ayaklanmasında Kürtlerin önemli kazanımlar sağlamasından korkan Türkiye, Esad rejiminin devamı için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Şam’a gönderecek.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da yaptığı açıklamalarda bugüne kadar Şam yönetimine yaptıkları önerilerin hayata geçmediğini belirterek, Salı günü Şam’a gidecek olan Davutoğlu’yla yeni bir mesaj göndereceklerini söyledi. Suriye’de yaşananları Türkiye’nin bir meselesiymiş gibi gördüklerini söyleyen Erdoğan, “mesajlarımız artık kendilerine kararlı bir şekilde iletilecektir. Bundan sonraki süreç verilecek cevaba ve uygulamaya göre şekillenecektir” dedi.