Her dönem kolektif hafızamızda kendine özgü; o dönemi tanımlayan kalıcı fotoğraflar bırakır...
Dersim Katliamı denince benim aklıma hemen "Askerler tarafından çepe çevre sarılmış; elleri zincire vurulmuş Demenanlı esir Kürtler gelir.
O fotoğraftan sonra; diz çöktürülmüş, elleri kelepçelenmiş Dersimli esirlerin; mahçup, biraz da ne olduğunu anlamamış, bundan sonrasını merak eden gözlerle kameraya bakan halleri Kürtlerin kolektif hafızasına hiç silinmemecesine kazınmıştır artık!
Zilan Deresi Katliamında da aynı şeylerle karşılaşıyoruz; o yılların Türk medyası aynı ağızla Kürtleri aşağılamaya çalışıyor. Yine benzer fotoğraflar var; "Askerler yakaladıkları; çocuk, kadın, yaşlı kim varsa etrafını çevirmiş!" büyük bir zafer kazanmışcasına poz veriyorlar...
Cumhuriyet gazetesinin "Zilan Deresi Katliamının" hemen sonrasında attığı başlık; şimdinin Star'ına, Yeni Şafak'ına iğrenç bir Türk medya geleneği olarak sirayet etmiş. "Temizlik başladı, Zilan deresindekiler tamamen imha edildiler“.
12 Eylül'ün benim çocuk aklımda bıraktığı resim ise; sokaklardan insan toplayan askeri cemseler, mahalle aralarına kurulmuş karakollar ve bir diktatörün her akşam televizyonlardan halkı tehdit eden konuşmaları olarak kaldı...
90'lı yıllardan aklımızda kalan; infaz edilip ya bir dere boyuna, ya da köprü altına atılmış insan görüntüleridir...
Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan bir komplo ile Türkiye'ye getirildiğinde ortaya çıkan o fotoğraf hepimizin belleğine bir daha hiç silinmemecesine kazındı. Öyle ki sadece Sayın Öcalan'a sempati duyan insanların değil; belki politik hayatı boyunca "Sayın Öcalan'a" muhalefet eden çevrelerin bile muazzam bir yenilmişlik duygusuna kapılmasına yol açan o fotoğraf kuşaklar boyunca kolektif hafızamızın bir yerinde her zaman durmaya devam edecek...
Sonra bir anda bir çoğumuzun bir daha asla olmaz dediği, aklımızın alamayacağı kadar iğrenç şiddet manzaraları; Suruç'ta, Ankara'da kazındı belleğimize. Onlarca ölü, dört bir yana savrulmuş insan uzuvları...
Hemen arkasından "Hendek Bahanesiyle" "Kadim Kürt Şehirlerine" yönelik barbarca saldırılar. Yıllar sonra insanlara "en çok hangi fotoğraf size 2016 Türkiye ve Kürdistan'ını hatırlatıyor? diye sorsalar, muhtemelen çoğumuz, "Cizre'nin etrafında bir tepeye konumlanmış şehri bombalayan Tanklar" diye cevap veririz...
Kürt halkının yiğit evladı Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı şehit Mehmet Tunç yoldaşın, "Mevzilerdeyiz, Teslim olmayacağız, bu son konuşmamız olabilir ama şerefimiz ve namusumuzla öleceğiz" tavrı; tıpkı Seyid Rıza'nın "Ben sizin yalanlarınızla başa çıkamadım, bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde eğilmeyeceğim, bu da size dert olsun" sözü gibi, Kürtlerin kolektif hafızasında gelecek kuşaklara bir talimat olarak yerini almıştır...
Nihayet Cumhuriyetin kurulduğu yıllara döndük yeniden; bir farkla o yıllarda Türkiye Cumhuriyetini Kemalistler yönetiyordu; şimdi ise "Sözde İslamcılar" iktidardalar. O yıllarda uygulanan "Kürt Katliamlarında" İslamcılar Kemalistlerin stepnesi olmuştu. Şimdi ise Aydınlık-Perinçek benzeri sözde solcu ergenekoncu Kemalist çevreler AKP iktidarının stepnesi oldular...
Her defasında; bütün toplumu hedef alan; yaşlı, genç, çocuk, kadın ayrımı gözetmeksizin yürütülen saldırı dönemini; toplumu duyguda, düşüncede sakat etmeyi, ayrıştırmayı, parçalamayı esas alan bir toplum mühendisliği dönemi takip ediyor...
Önce insanların yaşadığı mekanlar; sonra da onların yaşam biçimleri yoğun bir biçimde saldırı altında tutuldu. Dersim'de, Zilan'da bunun adı "Barbar Kürtlere" medeniyet götürme olarak konulmuştu. Şimdi ise bu barbarlık "Kentsel Dönüşüm" olarak karşımıza çıkıyor.
Asimilasyona direnen "Kürt Şehirleri" önce hendek bahanesi ile yakılıp yıkılacak; hemen arkasından "Kentsel Dönüşüm" adı altında kendine, tarihine yabancılaştırılacak. Kürt şehirleri bir tür toplama kampına dönüştürülerek, o şehirlerde yaşayan Kürtler yozlaştırılacak. Kadim Kürt kentlerinin nüfus yapısı dışardan getirilen, Kürtlere düşmanlaştırılmış çevrelerce geri dönüşü olmayan bir biçimde bozulacak....
Kentsel dönüşüm adı altında bütün Kürt şehirlerini bir tür cezaevine dönüştürme projesi; günümüzün "Dersim İskan Kanunu“nun yeni biçimidir. Kürtler kendi kentlerini; kendi politik, ahlaki, dinsel, kentsel geleneklerine göre inşa ederler.
Binlerce yıllık Kürt kentlerini top atışları ile yıkanların; Kürtlere nasıl bir şehirde kiminle yaşayacaklarını dikte etmeye hakkı yoktur.