İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, sağlığın piyasalaşma sürecini anlatan ‘Kes ve Kaç’ oyunu sahneleniyor. Peter Horsler’in yazdığı, Bora Seçkin’in yönettiği oyun, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde 10-13 Nisan tarihleri arasında sahne alıyor. Londra’daki bir klinikte hasta ve doktorlar arasında geçenlere odaklanan hikaye, sağlığın ticarileşmesini anlatırken kara komedinin birçok unsuruna da yer veriyor. Günümüzde hastanelerin çalışma yöntemi ve doktorların tedavilerinde paranın belirleyiciliğini sert bir dille eleştiriyor. Bunun yanında tıbbın, hastalıkları inceleyen bilim olmaktan çıkması ve hastayı tüketim kültürü nesnesine dönüştürmesinin altını çizen “Kes ve Kaç”, doktor-hasta arasında tarihten günümüze gelen iktidar ilişkisine de göndermeler yapıyor.


Bugünün Türkiye’si

Oyunda Londra’daki bir doktor kliniğinde farklı sınıflardan oluşan hastaları tedavi etmek isteyen iki doktorun etrafında dönen olayları izliyoruz. Hasta olduğunu zanneden bir kadın, kendisi spora vermiş bir adam ile eşi bir de alt sınıfa mensup hamile kadın. Karakterlerden bazıları sahtekar doktoru yakalamak için tezgahlanan oyunun bir parçası. Hedef ise doktor kılığına girmiş sahtekar Box Glaser’ı suç üstü yakalamak. 1999 İngiltere’sinde yazılmış oyun, tam da bugünün Türkiye’sini anlatıyor. Sağlıkta ticarileşme sürecini anlatırken gündelik hayatın içinde her gün karşı karşıya kaldığımız pratiklerden yola çıkıyor.

Anlatılan senin hikayen

Box Glaser’ın acımasız tedavi yöntemleri çoğu zaman başımıza gelen türden. Sahnelenenler o kadar sahici ki izleyenler hemen özdeşleşme içerisine giriyor. Küçük bir parmak ağrısının ayak kesilmesine varması, ameliyatlarda cazip fiyatlar, pahalı ilaçlar için yazılan özel reçeteler, anonslarla anlık kampanya ilanları... Bununla beraber Glaser’ın tedavi yöntemleri lüks ve sıradan olmak üzere ikiye ayrılır. Yoksullar için sıradan, zenginler ise lüks tedavi uygulanır. Ama sonuç iki kesim için de aynıdır zamana yayılan işkence. Oyunun sonunda bu uygulamaların Box Glaser’in sahtekarlığına bağlanması ise izleyici üzerindeki etkisinin azalmasına neden oluyor. Sağlık sistemi üzerinden kapitalizm eleştirisi yapan oyun, sadece sağlık politikalarıyla da sınırlı kalmaz. Hastalık metaforu üzerinden sınıfsal birçok gönderme yapar.
Amaç tüketen insan yaratmak
Oyunda aslında kadim zamanlara dayanan doktor-hasta arasındaki iktidar ilişkisine dikkat çekiliyor. Doktorun ölüm (korku) ve yaşam (bilgi) üzerinden hastanın bedeni ile beyni üzerinde kurduğu hegemonya, hastanın da dinsel motivasyonla doktoru adeta kurtarıcı görmesine neden olur. Kurulan bu hegemonik ilişki tıbbın, tüketebilir insanı yaratmada hiçbir alanda olmadığı kadar sermayenin kontrolüne girmesini gözler önüne serer . Buna karşı doktorların tıb ahlakı üzerinden giriştiği zayıf mücadeleye şahit olsak da Brechtvari bir anlatımın ağırlıkta olduğu oyunda bu düzende iyi insan olarak kalmanın imkansızlığı vurgulanıyor.



ÖNDER ELALDI