Kamuoyunda "Utanç Davası" olarak bilinen 13 yaşında onlarca kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. davasında, sanıklara alt sınırdan ceza verildi. Davayı yakından takip eden Avukat Eren Keskin, verilen kararın Türk devletinin kadına bakış açısının yansıması olduğunu belirterek, ''Savaş bölgesinde kadınların bir savaş ganimeti olarak nitelendirilmesinin bir sonucudur" dedi.

Mardin'de 2002 yılında iki kadın tarafından para karşılığında zorla fuhuş yaptırılarak, aralarında devlet memurlarının da bulunduğu 26 kişiyle ilişkiye girmeye zorlanan 13 yaşındaki N.Ç'ye tecavüz edenler hakkında açılan davanın karar duruşması, 16 Ocak'ta görüldü. 11 yıldır devam eden ve kamuoyunda "Utanç Davası" olarak bilinen davada daha önce verilen kararın Yargıtay tarafından kısmen bozulması üzerine sanıkların dosyasının gönderildiği Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen son duruşmada, 24 sanığa alt sınırdan 5 ile 9 yıl arasında değişen miktarda ceza verildi. Verilen cezayı değerlendiren ve başından beri N.Ç'nin savunmasını üstlenen avukatlardan Eren Keskin, N.Ç. davasında yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekerek, bu davanın sadece "N" ve "Ç" harfleri altında konuşulan bir dava olmadığını, arkasında yatan meselelerin ele alınması gerektiğine işaret etti.

Yargıya güven kalmadı

Bu davayla birlikte görülmesi gerekenin, savaşlarda kadınların ve kız çocuklarının savaş ganimeti olarak görülme noktası olduğuna dikkat çeken Keskin, N.Ç. davasında yaşananların savaştan bağımsız olarak düşünülemeyeceğini söyledi. Bunun aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin kadına bakış açısının bir sonucu olduğu tespitinde bulunan Keskin, "Yani bu davada farklı bir karar çıkmasını beklemiyorduk. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaptığı tüm hak ihlallerinin yazılı hukukunu da zaten oluşturuyor. O nedenle biz o kararı bekliyorduk" dedi.
Bu davaya "N.Ç. davası" demek istemediğini, davanın kendisinin de verilen karar kadar "utanç verici" olduğunu kaydeden Keskin, artık "N" ve "Ç" harflerinden nefret eder duruma geldiğini dile getirdi. N.Ç'nin uzun süreden bu yana yargıya olan güveninin kalmadığını aktaran Keskin, N.Ç.'nin artık bu davayla anılmak istemediğini söyleyerek, şunları ifade etti: "Aslında N.Ç. onun hakkında bu kararı veren hakim ve savcıdan çok daha güçlü bir durumda. Çünkü yaşadıklarının ne anlama geldiğini, bu mağduriyetin sadece kendisini ilgilendiren mağduriyet olmadığını çok iyi biliyor."

Savaş zihniyetinin yansıması
Keskin, mahkemenin rızanın varlığını kabul etmiş olmasının, Türk Ceza Kanunu'na (TCK) hakim olan anlayışın sonucu olduğunu belirtti. 2005 yılına kadar TCK'de kadına yönelik şiddeti düzenleyen bölümün başlığının "genel ahlak ve aileye karşı suçlar" olduğunu hatırlatan Keskin, "Kadının adı bile yoktur, Türk Ceza Kanunu'nda. Tecavüzün tanımı çok yetersizdi. Cinsel taciz diye bir suç yoktu. Yani o kadar erkek egemen, feodal ve militarist bir bakış açısı vardı ki, aslında N.Ç. davasında verilen kararı bu anlayış doğrultusunda yorumlamak lazım" diye konuştu. Keskin, 2005 yıllında kadınların mücadeleleriyle TCK'de kadına dönük bir takım değişiklikler olduğunu kaydetti.
Keskin, "N.Ç. davasında verilen karar aslında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem kadına bakış açısının bir özeti hem de Kürdistan'da, yani savaş bölgesinde kadınların bir savaş ganimeti olarak nitelendirilmesinin bir sonucudur. N.Ç davasına böyle bakmak gerekir" değerlendirmesinde bulundu.


HÜLYA EMEÇ / DİHA/İSTANBUL