Kıbrıs’ta Türk işgalinin 46. yılı

Forum Haberleri —

22 Temmuz 2020 Çarşamba - 10:00

  • Tarihte Ermenileri, Kürtleri, Rumları ve daha birçok halkı soykırımdan geçiren Türk devleti bugün de işgalci ve soykırımcı politikalarını halklar üzerinde sürdürüyor. Son yıllarda Efrîn’den Güney Kürdistan’a kadar birçok alanı işgal eden Türk devleti, bundan 46 yıl önce de Kıbrıs’ı ‘barış harekatı ve özgürlük’ adı altında işgal ederek halklar arasına sınır örmüştü.

 

İşgalci ve soykırımcı Türk devlet geleneği ‘zeytin dalı’, ‘barış’ diyerek katliamlarına meşruiyet sağlamaya çalışıyor. Tıpkı Kıbrıs işgalinde olduğu gibi dağlara, tepelere ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazıları yazarak da faşist, inkarcı, şovenizmini sürdürmeye devam ediyor.


İşgalci Türk devleti halkları birbirine kırdırarak çocuk, kadın, sivil demeden katliamda bulunuyor ve tecavüzcü geleneği ile Ortadoğu’da vahşet devletinin adı haline geliyor. Kıbrıs işgali 46’ıncı yılında hala sürerken, Türk devleti bugün başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulamayı sürdürüyor. İşte 46 yıllık Kıbrıs işgali bu kana bulama siyasetinin bir parçasıdır.

20 Temmuz 1974 Kıbrıs işgali
Kıbrıs adasında 1974 işgali öncesi, 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlaştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı işgal çıkarmasıyla ada bugünkü halini almıştır. Bugün ada ‘Yeşil Hat’ ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsada adada askerini bulundurması ve işgalci konumunu korumasından kaynaklıdır.
İki toplumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girsede, kuzey bölüm ‘işgal toprakları’ statüsünü halen koruyor.


Kıbrıs Harekâti TSK kod adı: Atilla Harekâti, 20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk Ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerı işgal hareketi.


Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgale ‘Barış Harekatı’ demişti. Her konuşmasında adaya ‘barış, kardeşlik, özgürlük’ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, onbinlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.


Türk işgali yalnızlaştırdı
Türkiye’nin askeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.
Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile herzaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

Kıbrıs’ın Türk kâbusu
1974’de başlayan TC işgali ise birçok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinse de adada, Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır. Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan işgal, birçok yeni sorunu da su yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türk’ü acı gerçektirki Türkiye’nin gazabına uğrayarak, Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihi ile övünen Türki zihniyet, 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.


Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslıları da katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.


Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işgalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürülmüştür. İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklorik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrıs’ta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

Öne çıkan dönüm noktaları
1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu


1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için BM’ye başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.


1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekim’de Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi. 29 Kasım’da Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.


Solcu Rum işçiler de şöven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.


1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.
1960’tan sonra Sovyet yanlısı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar Hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu. Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.


Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.


13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi. Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.


Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

Kıbrıs hep sömürüldü
Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.


1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.


Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.

Ayıbınızı örtün!
Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Kıbrıs’ta ise kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Kıbrıs gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil çünkü Kıbrıs Kıbrıslılarındır, Türkiye’nin ve Türk’lerin değil!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.