
Dengbêjlik ‘Kürt kültürünün sözlü hazinesidir’ deniyor. Bu bağlamda kadın ve dengbêjlik hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Halkımız yüzyıllardır egemenliğin baskısı altında çok zulüm gördü. Bugüne varana değin çok çetin koşullardan geçtik. Çocuklarımız katledildi, evlerimiz talan edildi, meskenlerimize tecavüz edildi. Bütün bunlardan vazgeçtik ama dilimizden, ana-ata kültürümüzden, örf ve adetlerimizden vazgeçmedik. Sanatımızı evlerimizde yaşattık.
Kültür, evden çıkar. Çocuk doğduğunda, anne çocuğun yanında oturur, dizleri üstünde sallar, emzirir. Ona der ki; “Lawo lorî lorî/Keça minê, kurê minê /Welatê me yê/Ax lorî lorî…”
Ozanlık kolay bir şey değil. Ruhtan gelen bir şeydir. Halkının ruhunu ele geçiremezsen asla ozan olamazsın. Ülke sevgisi ve özlemiyle büyüdüm. Aile büyüklerimiz bizi kültür ve geleneklerimizle büyüttü. Aile bir okuldur. Anne ise dili, kültürü öğretendir. Dışarıda faşizm nefes almamıza bile izin vermiyor. Avrupa’daki çocuklarımız da başka kültürler içinde eriyor. Bu yüzden yük bizim omuzlarımızda. Çocuklarımızı korumalıyız. El ele verirsek kimse bizi durduramaz. Özgürlük bize artık daha yakın.
Dengbêjlik nasıl girdi hayatınıza?
Biz sanatımızı gizli yapardık eskiden. Kilamlarımız yayılamazdı. Çünkü sömürgeciler bizi katlediyordu, yok sayıyor, derdest ediyordu. Ana-ata yurdumuz Bişêrî’den Ermenistan’a, Gürcistan’a sürgüne gönderildik. Orada kendimizi koruduk. Kızıl Rusya, bize yeni bir yol açtı. Kendi dilimizle radyomuzu kurduk. Êrîvan Radyosu bize bir ışık, bir yansı oldu ve bütün Kürtlerin evlerine yayıldı.
Ben Karapêtê Xaço’nun ‘Lawikê Metînî’ kilamı ile başladım dengbêjlik hayatına. Kadının aile, aşiret baskısı altında ezilmişliğini anlatan bir kilam.
Okul yıllarımda çıkıyordum sahnelere. 1971’de Newroz’umuzu, Şeroyê Biro, Razmîkê Şîko, Şaliko, Nadîrê Efo gibi güçlü ozanlarımız ve sazbentlerimizle birlikte Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan’da yapmıştık. Geceler, konserler düzenliyorduk. Yavaş yavaş sesimiz bütün dünyaya yayıldı.
Sonrasında Azîzê Îsko, Baxçoyê Îsko, Karlênê Çaçan, Cerdoyê Casim gibi ustaların şiirleri üzerinde çalıştım. Kilamlarımı derleyip ‘Kilamên Cemaata Kurd’ adıyla iki plak çıkardım. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’ne bağlı olan 15 devlet çapında satıldı plaklarım. Gruplar, çocuk koroları oluşturdum. Devlet bana itibar gösterdi. ‘Bir Kürt kadını olarak yaptıklarınla devletimizin adını yüceltiyorsun’ diyerek, 1976 yılında Moskova’ya çağrıldım ve bir madalyayla ödüllendirildim. Evimde sanatıma ait arşivim mevcuttur. Konserler için gittiğimiz yerlere plaklarımız bizden önce gidiyordu. ‘Biz seni hasretle görmeyi bekliyorduk’ diyordu halk.
Bizzat tanıdığınız ve etkisinde kaldığınız, sizi teşvik eden dengbêjler oldu mu?
Şêroyê Biro, Karapêtê Xaço gibi ölümsüz dengbêjlerimizin etkileri çoktur. Küçüklüğümden beri elimi tuttular. Karapêtê Xaço’nun eserleri ruhuma işliyordu. Efoyê Esed, Tukasa Xemo da hakeza öyle. Ölümsüz dengbêjlerimizin öncülüğü sayesinde kültürümüzü bütün dünyaya gösterebildik. Bunlardan büyük usta Aram Tigran’ı da anmak istiyorum. Evimize kadar gelir, ozanlık ve sazbentlik yapardı. Yine kadın dengbêjler arasında Sûsika Simo vardı, ki kendisi akrabam olurdu. Rakkase asamblesi vardı Erîvan Radyosu’nda.
Tu miraza dilê xortanî
Lê lê dinê lê dînê tew dînê
Gerden sî û sê qor mercan lê dînê
Lê lê dinê lê dînê tew dînê...
Bu mısralarını söylediğim kilam ona aittir. Grubuyla birlikte diyar diyar gezip konserler düzenlerdi. Sovyetler Birliği nezdinde ezilen, azınlık halkların kültürünü geliştiren kişi olarak hep birincilikle ödüllendirilirdi.
Kadın dengbêj Zadîna Şakir de bir hazineydi. Daha çocukluk yıllarında, 1955’lerde üne kavuşmuştu. Bunların Kürt kültürüne, Kürtlere ulus bilinci kazandırmada hizmetleri çoktur. Yine Şeroyê Biro ve Karapêtê Xaço ile birlikte söyleyen Nasya vardı. Komşumuzdu. Güzel kilamları halen aklımdadır.
Tukas, benim öğrencimdi. Birlikte çıkıyorduk sahnelere. Çok güzel bir kadındı, sesi çok güzeldi. Onun ‘Fatim’ şarkısı dillerdedir hala:
Fatimê tendûr dada
Delalê tendûr dada
Rîşyê serê hûr bada
Fatimê derê xwe dada
Dê were dêdim were
Fatim were lê lê...
Azeriler onu aldattı; götürüp öldürdüler. O zamanlar bile peşimize düşüyorlardı. Kadın dengbêjlerimiz parmakla sayılacak kadar azdı. Ailelerimiz ‘büyük ayıp’, ‘namussuzluk’, ‘ailemize leke getiriyorsun’ diyerek engelliyordu. Kadının dengbêjlik yapması, aile defterinden silinmeyi gerektiriyordu. Kadının hakkı yoktu. Kadının başı kapalı, evde oturanı makbuldü. Köydeki, zozandaki kadınların gözleri hepten kapalıydı. Bu halde gidip propaganda yapıyorduk. Gidip onlara kilamlarımızla ulusal bilinç aşılıyorduk.
Ben hep klasiklerin hasretiyle yaşıyorum. Kilamsız ben bir ölüyüm, asla yaşayamam. Şimdikiler ritmik şarkılar seviyorlar. Sevmeseler de söylemeye devam ediyorum, ‘bu bizim öz kültürümüzdür’ diyerek. Bunlardır bize ruh veren. Bu yüzden kilamlarımız yaşatılmalı. Klasiklerimizin kaybolması, ruhumuzun, köklerimizin yok olması anlamına gelir. Ulusal varlığımız, kültürümüzün, dilimizin varlığıyla anlam kazanır. Kültürünü, folklorunu, klasiğini geliştirirsen, anadilini de o kadar geliştirirsin.
Geleceğe taşırmak açısından dengbêjlik kültürü için ne yapılmalı sizce?
Değerlerimiz ağır asimilasyondan dolayı yok oluşa doğru gidiyor. Ülke sevgisi diasporada yeterince işlenmiyor. Büyük ustalarımız artık yaşamıyor, yenileri ise ortaya çıkmıyor. Asıl tehlike burada. Ya klasiklere ilgi göstermiyor şimdiki gençlik ya da gırtlak yapısı değişmiş. İran’da tamamıyla İran makamına göre Kürtçe şarkılar söylüyorlar, Türkiye’de Türk stiliyle, Irak ve Suriye’de ise tamamen arabesk haline gelmiş. Kürtçe kilamlar hızla özüne döndürülmeli. Yok olmalarına izin vermeyeceğiz, geliştireceğiz. Bunun için eğiteceğiz, çalışacağız. Festival, gece, seminer türü platformlar aracılığıyla birbirimizi dönüştürmeliyiz. Yaygın çocuk koroları oluşturmalıyız.
Bu konuda sanatçılara büyük görevler düşüyor. Sanatçılarımız, halkının gönlünü fethetmeli. Yanlış yapmamalı. Hep halkına hizmet etmeli. Mesela Türk sahnelerinde bir Türk kimliğiyle değil, İran sahnelerinde bir Acem kimliğiyle değil, Kürt kimliğiyle söylemeli. Yoksa kurdun koyunla kardeşliği olur ki, bunu asla kabul etmeyiz. Helal olan kardeşlik, ittifak temelindeki kardeşliktir. Sanatçılar gençlerimize kültürlerini öğretsin. Zamanla onlar da kültürlerine dönerler. Kanla, büyük emekle yaratılan değerlerin kıymetini iyi bilelim. Herkes için iyilik diliyorum.
SOZDAR DÊRSIM