Yukardaki başlık kimimize fazla abartılı gelebilir; ama ben gerçekten CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi ve yakın çevresi için yürüdüğünü düşünüyorum...
Yok! Özel olarak bir bilgiye veya istihbarata sahip değilim; bunun için zaten bir yerlerden bilgilendirilmek de gerekmiyor. Türk siyasal hayatının son yıllarını biraz olsun özenle takip eden bütün gözlemciler gelişmelerin nereye doğru gittiğini görüyorlardı, en sonunda can havliyle CHP de görmek zorunda kaldı.
Bu iş son damat tutuklamalarından sonra çok daha ciddileşti; alakalı alakasız herkesi FETÖ’den cezaevine gönderen AKP yargısının son gelişmelerden sonra CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun da kapısını çalacağı artık kesinleşmişti. AKP Başkanı Erdoğan daha yürüyüşün ikinci gününde „O savcılar sizi de ifadeye çağırırsa şaşırmayın!“ diyerek bu kaygının haklılığını bütün çıplaklığı ile ortaya koydu.
Havuz medyası epeydir CHP’nin bir FETÖ odağı haline geldiğini, kimi CHP’lerin FETÖ’nün sözcüsü gibi konuştuğunu yazıp çizmeye başlamıştı bile. Halbuki eğer bir yerlerde FETÖ’cü aranacaksa gidilecek ilk adres bu kadar rezilliğe rağmen AKP ve Cumhurbaşkanlığı sarayı olmalıdır.
Bu kadar işten çıkarmalara, tutuklamalara rağmen AKP’li Cumhurbaşkanı ve Hükümeti hala ilk günkü gibi FETÖ’cü arayışına çıkıyorlarsa; hala yüzlerinde öfkeyle karışık korku varsa, bunun bircik nedeni kendi içlerindeki kriptoları herşeye rağmen bir türlü tam olarak tespit edememeleridir.
O kadar içi içe geçtiler ki; ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki FETÖ’cülerden tamamen kurtulamayacaklar. Zihniyet olarak farkları olmayan AKP ve FETÖ çizgisi o kadar çok bir birlerine benziyorlar ki; bir birlerinin içine göze çarpmadan girmeleri, orada halk arasındaki tabirle araziye uymaları hiç de zor olmuyor.
Bir FETÖ’cünün en kolay kamufle olabileceği parti her şeye rağmen hala AKP’dir. Çok özel bir istihbarat yoksa bir FETÖ’cüyü hangi özelliğinden dolayı diğer AKP’lilerden ayırabilirsiniz ki?
Her ikisi de ırkçılık, milliyetçilik arasında bir yerde duruyor, her ikisi de Alevilerden ve diğer azınlıklardan hoşlanmıyor. Her ikisi de sivil topluma inanmıyor, her ikisi için de demokrasi yeri geldiğinide binip-inecekleri bir tramvay...
Soruyorum size; „siz FETÖ’cü olsanız ve kamufle olmaya ihtiyaç duysanız, nereye giderdiniz?“ Neredeyse tek yumurta ikizi kadar benzediğiniz AKP’ye mi yoksa her şeye rağmen uyum sağlamak için çaba harcamanız gereken, buna rağmen göze batma riskinizin olduğu diğer partilere mi?
İşte bundan dolayı hala en fazla FETÖ’cünün olduğu parti AKP’dir; ama oraya dokunmak ne hükümetin ne de Cumhurbaşkanının işine gelir. Çünkü oraya yapılacak küçücük bir müdahale tıpkı foseptik çukurunun patlaması gibi pis kokuların dışarıya yayılmasına neden olacaktır.
İşte tam da bu yüzden dolayı AKP yargısı „Öküz altında buzağı arayarak!” toplumu yanıltmaya, dikkatleri başka yönlere çekmeye çalışıyor. Daha iki gün önce gazetelerde ilginç bir haber vardı:
Sosyalist Birleşik Devrimci Partili altı kişi sosyal medya paylaşımları ve katıldıkları basın açıklamaları nedeniyle göz altına alınıyorlar, bunlardan dördü tutuklanıyor, tutukluğa yapılan itirazı Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği inceliyor ve bu dört sosyalistin FETÖ/PDY üyesi olabileceği yönünde kuvvetli şüphelerin varlığından dolayı uzatılmasına karar veriyor.
Türkiye’de Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından öncede; Berberoğlu’na yapılan haksızlığı fazlasıyla aşan adaletsizlikler, hukuk dışılıklar yaşanmıştı ama herkes “bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” anlayışı ile gözünü kapattı; ancak şimdi bıçak kemiğe dayandı.
Sayın Kılıçdaroğlu sıranın kendilerine geldiğini anlamıştı; bu yürüyüşle Kılıçdaroğlu hem HDP’li vekillerin tutuklanmasında kendi bireysel sorumluluğundan kurtulmaya, hem de bundan sonra bizzat kendisine ve yakın çevresine yönelmesi muhtemel gözaltı ve tutuklamaları önlemeye çalışıyor.
Bu tutum sadece basit bir tedbir değil de gerçekten samimi bir özeleştiri ise bu yürüyüş mutlaka Edirne’ye Sayın Selahattin Demirtaş’a kadar uzanmalıdır. Yoksa biz CHP’den ve Kılıçdaroğlu’nun samimiyetiden kuşku duymaya devam edeceğiz!