Barbar DAİŞ çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitiren yirmi YPG/YPJ savaşçısının cenazesi Ağustos ortasında kırk dereceyi aşan sıcakta Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletilirken; buna sadece öfke duymaz aynı zamanda insanlığınızdan da utanırsınız…

Sonra her yerden gelen çatışma haberleri; toprağa düşen gencecik insanlar; onların geride bıraktığı hayatlar kimilerinin kirli kasalarına girecek paraya, her türlü siyasal çıkara lanet ettirir size. Sonra bir bakarsınız Gever’de (Yüksekova) inşaatta çalışan kırka yakın yoksul Kürt insanı yüzükoyun yatırılıp ters kelepçe yapılmış…

Siz bakarken utanırsınız; kimileri bundan gurur duyar; filme alır, fotoğrafını çeker, başkalarına gösterir. 

Ortak hafızamızda muhtemelen birçoğumuzu en çok rahatsız eden şeylerden bir tanesi; Kürt savaşı başladıktan hemen sonra ölü ele geçirilen gerilla cenazelerinin özellikle yarı çıplak teşhir edilmesi olmuştur. 

Bunu daha sonra savaş şiddetlendikçe artarak devam eden; kulak kesmeler, gerilla cenazelerinin panzerlerin arkasında gezdirilerek teşhir edilmesi gibi hepimizi insanlığımızdan utandıran şeyler takip etti. Yani aslında DAİŞ tarafından medyaya servis edilen şiddet görüntüleri Türk ve Kürt kamuoyu açısından o kadar da yeni şeyler değildi…

Savaş ve düşmanlıklar bugüne; yaşadığımız dünyaya ait şeylerdir ve bir insan öldükten sonra artık o insan fiziken hayatta olanların dünyasına ait değildir. Fikren, yaşarken mücadelesini verdiği şeylerle mücadele etmeye hala devam edebilirsiniz ama onun bedeni artık doğaya aittir. İnsanın en alçak hali, ölmüş bedenler üzerinden yaşayanlara gözdağı vermeye çalışmak olmalıdır. 

PKK’nin öncülük ettiği Kürt silahlı mücadelesi bilindiği gibi 12 Eylül’ün en karanlık günlerinde ortaya çıkmıştı. Ordu darbe yapmış, bütün toplumsal muhalefeti susturmuş, yarattığı vesayet kurumları üzerinden toplumun tek belirleyici kurumu haline gelmişti.

Neredeyse her gün üniformalı haliyle; resmi bayramlarda, açılışlarda ve medyada en başköşede yer bulan, yeryüzü tanrısına dönüşmüş 12 Eylül devleti ve o günün koşullarında onun sahibi olan ordu; hiç umulmadık bir zamanda silahlı bir mukavemetle karşılaşmıştı.

Hızla devletin psikolojik harptan sorumlu kurumları devreye girdi ve kirli propaganda hız kazandı. İlk elden devreye sokulan kara propaganda “bu insanların Kürt değil Ermeni oldukları, Müslüman olmadıkları” olmuştu.

Irkçıların ürettiği “Ermeni yalanı” tutmayınca; son yıllarda devreye giren yobazlar Kürt halkının dinsel duyarlılığını bildikleri için DAİŞ’le aynı paralelde “Kürt hareketinin” ateist olduğu yalanına sığınmaya, buradan oy devşirmeye, neden oldukları savaşa meşruiyet üretmeye çalışmaktadırlar. Güya AKP hükümeti, Kürtlerin demokratik hakları için mücadele edenlerle değil, ateist bir örgüte karşı savaşmaktadır. 

DAİŞ de bir yandan barbarca; çoluk çocuk ayrımı yapmadan iktidar olduğu, elinin yettiği her yerde birkaç kendine köpeklik derecesinde biat etmiş Kürt dışında neredeyse bütün Kürtleri imha ederken, diğer yandan da “kendilerinin aslında Kürt düşmanı olmadıklarını, sadece din düşmanı ateist Kürtleri öldürdükleri” yalanını söylemektedir. 

Halbuki gerçek bunun tam tersidir; DAİŞ en pespaye biçimde Kürt düşmanlığı yaparken, bunu manipüle etmek için yalana, kara propagandaya başvurmaktadır. İslam’ı yeni tür Arap milliyetçiliğinin basit bir aracı haline getirmek isteyen DAİŞ basbayağı Arap milliyetçisi ve Kürt düşmanıdır. 

Toplumu korkutarak, sindirerek iktidar üretmeyi marifet sayan ilkel devlet aklının geldiği yer onca çabadan sonra son tahlilde DAİŞ’le aynı dalga boyundadır; korkutma, şiddet, inkar, imha!

Tıpkı yıllar önce olduğu gibi dağı taşı bombalamaktan, sağa sola tehdit savurmanın ötesinde çözüm bilmeyenler; bu akılla bırakın 90’ları onun da gerisine düşerler. Marifet midir şimdi eli silahsız, inşaatta günlük nafakası için çalışan insanları ters kelepçe yapıp sözde “Türk’ün gücü”nü göstermek?

Soralım o zaman kim daha güçlü; inşaatta çalışan insanları ters kelepçe yapıp sözde Türk’ün gücünü(!) gösteren, gerilla cenazelerini günlerce 40 derece sıcakta ailelerine vermeyen devlet yetkilileri mi, yoksa insanları kafeslerde yakan, toplu infaz eden, damlardan atan DAİŞ mi?

Barbarlığın dili her yerde aynıdır; şiddet, korkutma, inkar ve imha!