"Çözüm, süreci" denen o "bilinmez"e hiç inanmadığımın altını çizmek istiyorum.

O bir pazarlığın adıydı.

Gerilla Komutanlarına endeksli diplomatlar ve Genelkurmay’a endeksli Gizli Servis arasındaki görüşmeler ekrana öyle yansıdı.

Asıl güç, milyonlarla ifade edilen, Kuzey Kürdistan halkının işgale karşı direnişi oldu.

O gücü herekete geçiren ise dağlardak kopan "Kurtuluş  Mücadelesiydi".

Akdoğan, Çelik, Atalay, Davutoğlu, Arınç ve üstleri Erdoğan’ın "özel savaş aygıtı" tayin edilmeleri, bu manzarayı değiştirmedi.

Kürdistan-Türkiye ilişkilerini tayin eden ibre, diplomatik savaşa uyarlı hatreketlendi.

Diplomatik savaş, uluslararası destek düzeyine göre iniş ve çıkışlar yaptı.

Ana eksen Kürdistan’da yaşayan halkların kederini belirleme hakkına bağlıydı.

Türkiye, en azı verip, kurtulmak istediğine inandı.

Kürdistan, Türkiye’yı kapıdışarı bırakarak, kaderinin o ülkede yaşayan halklar tarafından tayini için, start verdi.

Ancak Türkiye, dünyayı istila edeceği hayaliyle yola koyuldu.

Başına da histerik nöbetler geçiren bir "Başkomutan" getirdiler: Erdoğan.

Kürdistan’daki her kazanıma, askerleri harekete geçirerek, "çözüm" bulmak istediler.

Diplomatların "çözüm süreci" hızlı bir biçimde yerini, askerlerin müdahalesine terketti.

Bundan dolayı da Erdoğan "çözüm süreci"nin son adamıdır. 

Bundan sonra, rotayı artık Ankara belirlemeyecek.

HDP’nin seçim zaferi, dekolonizasyonun diplomatik ilk başarısı oluyor.

Seçimlerden sonra, "Kürdistan krizi" doğdu.

Devletin bileşkeni partiler (AKP-CHP-MHP), bu krize cevap veremeyecek kadar güçsüzleştiler.

Kürdistan’ın "mutlak kopuşu"na karşı bir "çare" arıyorlar.

Bulamadılar.

Bulamayacaklar.

Bundan dolayı da uluslararası diplomaside, Kürdistan’ı sessizliğe gömmek için, "erken seçim"e gidebilirler.

Ya da, ambargo koydukları İmralı’dan gelecek yeni bir açılımla, kartlar yeniden dağıtılacak.

İmralı demek, herkesin yeniden "nefes" alacağı bir süre demek.

Sonrasında neler olacak?

Şimdiden cevap olanaksız.

Ancak, 7 Haziran "başarısı"ndan sonra, uluslararası güçler Kuzey Kürdistan’da kendi kaderini tayin etme hakkına dair bir  "referandum"a evet demeyecekler. Bunun emareleri var.

"Girê Sipî"deki zafer, Türkiye’yi sarmalayan çemberi daralttı.

Şimdilerde Türkiye intihar etmek üzere, Rojava’ya saldırıyı gündemleştirmeyi planlıyor.

Dünyada rafa kaldırılan "Uluslararası Hukuk"a rağmen, Rojava’ya sempati hayal edilenin ötesinde. 

Chomsky, Türkiye’nin askeri harekat yapması durumunda, "Bundan en çok Rojava halkı zarar görür. Operasyon yapılırsa, umarım tüm dünya tarafından lanetlenir" dedi.

Şimdilerde sessiz İsrail’in planları?

Dışişleri politikasını, İsrail’in Ortadoğu’daki çıkarlarına uyarlayan Almanya ve kısmen ABD neler yapacak?

Şimdilerde Erdoğan’ın yükselişini mümkün kılan uluslararası güçler, "inişini" planlıyorlar.

Başarı şansları, iç dinamiklerin başarısıyla mümkün.

Sadece Kürdistan, Kürdistan için "evet", ancak Türkiye için yetmiyor.

Bir sonraki raund da, Türkiye’den daha yüksek bir "tarihi itiraz"ı belirleyici.

"Çözüm" Kürdistan ve Türkiye Halkları’nın "veto"sunda.

Bu olmadıkça, ataktaki kudurgan bu gücü engellemek mümkün olmayacak!