- Rojava’nın Şam içinde eritilmesi çözüm değildir. Çözüm, Şam’ın Rojava’yı da kendi özgünlüğüyle içine alabilecek kadar demokratikleşmesidir.
HASAN AĞAÇ
Rojava üzerine bugün en fazla kullanılan kavramlardan biri entegrasyondur. Askeri yapıların, kurumların, yerel yönetimlerin ve devlet mekanizmasının nasıl bütünleşeceği tartışılıyor fakat bütün bu tartışmaların önünde daha temel bir soru vardır: Rojava mı eski Suriye devletinin içine yerleşecek yoksa Suriye, Rojava’nın da kendisini içinde bulabileceği yeni ve demokratik bir yapıya mı dönüşecek?
Bana göre meselenin düğümü buradadır, çünkü entegrasyon sözcüğü tek başına olumlu bir anlam taşımaz. Bir halk, kendi kimliğinden, dilinden, siyasal iradesinden ve yıllar içinde yarattığı toplumsal kazanımlardan vazgeçerek merkezi yapının içine alınıyorsa buna 'demokratik entegrasyon' denilemez. Bu, eski ilişkinin başka bir yöntemle sürdürülmesidir.
Rojava'nın bugün savunduğu şey de eski yapıları olduğu gibi dondurmak değildir. Suriye, bölge ve savaşın koşulları değişti. Buna bağlı olarak Rojava’da ortaya çıkan askeri ve idari yapıların biçimleri de değişebilir. Yeni bir ortak Suriye kurulacaksa yeni kurumlar, yeni hukuk ve yeni ilişkiler elbette tartışılacaktır fakat biçimin değişmesiyle kazanımın ortadan kaldırılması aynı şey değildir.
Rojava’nın kazanımı yalnız bir yönetimin, bir ordunun veya birtakım kurumların varlığı değildir. Daha derinde başka bir gerçeklik vardır. Kürt halkının kendi kimliği ve diliyle yeniden kamusal yaşamın öznesi olmasıdır. Kadının toplumsal ve siyasal yaşamın kenarından çıkıp örgütlü bir irade haline gelmesidir. Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin ve diğer toplumsal kesimlerin tek kimlik altında eritilmeden birlikte yaşayabileceği bir arayışın ortaya çıkmasıdır. Yerelin kendi yaşamı hakkında söz sahibi olabileceği düşüncesidir.
Bunların hiçbiri, yalnızca Rojava’ya ait idari ayrıntılar değildir; aynı zamanda Suriye'nin 100 yılı aşkın süredir çözemediği temel sorunlara verilmiş pratik cevaplardır.
Suriye'nin temel sorunu yalnız savaş değildi. Savaş, çok daha eski sorunları bütün çıplaklığıyla açığa çıkardı. Merkeziyetçilik, tekçilik, halkların ve inançların kendilerini özgürce ifade edememesi, Kürt kimliğinin inkârı, kadın üzerindeki köklü erkek egemenliği ve toplumun kendi yaşamına ilişkin karar mekanizmalarından uzaklaştırılması. Savaş başlamadan önce de vardı. Bu nedenle savaşı bitirmek ile bu sorunları çözmek aynı şey değildir.
Bugün Şam’da yeni bir yönetimin bulunması da tek başına yeni bir Suriye yaratmaz. Yeni Suriye, yalnız yönetenlerin değişmesiyle değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin değişmesiyle kurulabilir. Önder Apo’nun 'demokratik entegrasyon' düşüncesini burada doğru anlamak gerekir. Demokratik entegrasyon, teslimiyet ya da ayrılık değildir. Bir tarafın diğer taraf içinde erimesi hiç değildir. Farklı toplumsal gerçekliklerin kendi varlıklarını koruyarak ortak bir siyasal yaşam kurabilmesidir. Kürt, Kürt olarak ortak yaşamın içinde olacaktır. Arap, Arap olarak. Süryani kendi dili, kültürü ve inancıyla. Kadın ise kendisine ayrılan bir temsil alanının içinde değil, kendi örgütlü iradesiyle. Ortaklık ancak böyle anlam kazanır. Eşitlik, herkesi birbirine benzetmek değildir; farklı olanın var olma hakkını güvenceye almaktır.
Rojava ile Şam arasındaki ilişkinin geleceği de bu ölçüyle değerlendirilmelidir.
Kürtçenin varlığı kabul edilecek mi?
Kürtçe yalnız konuşulabilecek bir dil olarak mı görülecek, yoksa eğitim ve kamusal yaşam içinde gerçek bir statüye mi kavuşacak?
Yerel toplum kendi yaşamına ilişkin kararlarda gerçek söz sahibi olacak mı?
Kadınların yıllar içinde yarattığı örgütlü kazanımlar korunacak mı?
Farklı halkların ve inançların ortak yaşamı yalnız söylemde değil, hukukta da güvence altına alınacak mı?
Bunlar çözüldüğünde hangi kurumun hangi isimle devam edeceği ikinci derecede kalabilir. Çözülmediğinde ise kurumların isimleri üzerine yapılacak hiçbir anlaşma, sorunun özünü çözmez.
Burada özellikle bir yanılgıdan kaçınmak gerekiyor. Rojava'nın kazanımlarının tanınması Suriye'nin parçalanması anlamına gelmez. Farklılıklarını zorla bastırmadan birlikte yaşatabilen bir Suriye, geçmiştekinden daha güçlü bir toplumsal birlik yaratabilir. Gerçek birlik, ayrılmak zorunda kalmadan farklı kalabilmektir.
Suriye'nin geleceği yeniden tek merkez, tek kimlik ve yukarıdan aşağıya yönetim üzerine kurulursa eski sorunların yalnız biçimi değişmiş olur. Yeni Suriye, farklılıkları kendi varlıklarıyla kabul eder, yerel demokrasiyi geliştirir ve ortak hukuk içerisinde herkesin özgür yaşamını güvenceye alırsa Rojava ile entegrasyon tarihsel bir fırsata dönüşebilir.
Bunun için Rojava’nın da Şam'ın da değişen koşullara göre yeni biçimler üretmesi mümkündür ama değişimin yönü tek taraflı olamaz. Rojava sürekli değişecek, Şam ise eski merkeziyetçi devlet anlayışıyla olduğu yerde kalacaksa bunun adı 'demokratik entegrasyon' olamaz. Demokratik entegrasyon, iki taraflı bir dönüşümdür. Rojava, ortak Suriye'nin bir parçası olurken Suriye de Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin, kadınların ve bütün toplumsal farklılıkların kendi varlıklarıyla yaşayabileceği bir ülkeye dönüşmek zorundadır.
İşte o zaman entegrasyon, ortak kuruluş haline gelir. Bugün Rojava konusunda sorulması gereken esas soru bu nedenle “kim kime bağlanacak?” değildir. Daha büyük soru şudur: Nasıl bir Suriye'de birlikte yaşayacağız?
Bana göre cevabı da açıktır: Rojava’nın Şam içinde eritilmesi çözüm değildir. Çözüm, Şam’ın Rojava’yı da kendi özgünlüğüyle içine alabilecek kadar demokratikleşmesidir. Gerçek barış, farklı olanın teslim olmasıyla değil, farklılıkların birbirini değiştirebilecek kadar özgür ve eşit hale gelmesiyle kurulabilir.