Göğüsleri kesilmiş, kafası koli bandıyla sarılı, boynuna urgan dolanmış, elleri arkasından bağlı cesetler...
Hepsi kadın!
Bazıları öyle vahşice öldürülmüş ki, adeta kadına karşı adı konulmamış bir savaş var Güney Kürdistan’da.
İstatistikler korkunç! Dört günde 1 kadın öldürülüyor. Üç günde bir kadın tecavüze uğruyor. Son dört yılda kendini yakan kadın sayısı bin beşyüz civarında. Ölen kadınların yaş ortalaması 12 ile 35 arası. Geçen yıl 180 kadın yakıldı. Sadece son bir hafta içinde erkekler 14 kadını öldürdü.
Üstelik bunlar “görünebilen”ler… Yani ‘aile içi’ cinayetler. Aile dışında kalan kadınlar ‘insan’dan sayılmadığı için onlara ait veriler bilinmiyor. Gerçek kayıtlar çok yüksek. Kadın cinayetleri, kadına şiddet rakamları ancak hükümetin denetiminden geçtikten sonra açıklanabiliyor.
Cinayet nedenleri arasında televizyon izlemek, kahkaha atmak, erkek çocuk dünyaya getirmemek, kocasının ayaklarını soğuk suda yıkmak, sakız çiğnemek var.
İntiharların çoğu şüpheli…
Daha doğrusu kadınlar intihar süsü verilerek öldürülüyor. Baba, abi, enişte, dayı, koca, amca tarafından kendini yakmaya zorlanıyorlar. Resmi kayıtlara ise ‘kaza sonucu yanma’ şeklinde yansıyor.
Süleymaniye kadına tecavüz ve kendini yakma oranının en yüksek olduğu kent. Çok uluslu şirket yöneticilerinin merkezi haline gelmekle övünen Hewler ise yoğun kadın cinayetleriyle dikkat çekiyor.
Muhafazakar bir şehir olan Hewler’de kadınları sokakta görmek pek mümkün değil, ancak her milletten kadınlarla bir ‘fuhuş pazarı’ kuruluyor.
Son yıllarda Güneyli zengin Kürt erkekleri arasında küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenmek (köleleştirmek) adeta moda oldu.
Evlilikler 10 yaşından itibaren başlıyor.
Aslında bu kökleri derinde olan bir tecavüz kültüründen başka bir şey değil.
Esrîn, bunlardan biri. 13 yaşındaydı, okula gidiyordu. “Lüks arabalarla erkekler ve kadınlar evlerimize geldiler. ‘Sen bizim gelinimizsin artık’ dediler. Babama para verdiler. O da ‘tamam’ dedi. Bana bir şey sormadılar. Beni alıp götürdüler…” diyor.
Güney’de cinskırıma dönüşen kadın cinayetlerini gündeme getirmek, sorunsallaştırmak, erkek egemen zihniyetle ideolojik ve örgütsel mücadele ancak kadın hareketlerinin başarabileceği bir şey.
Fakat Güney’de bağımsız denilebilecek kadın hareketi neredeyse yok. Az sayıda olan kadın örgütü ise erkekler tarafından yönetiliyor, sınırları erkekler tarafından belirleniyor. Partilerin kadın kolları erkeklerin izni olmadan ne bir açıklama yapabiliyorlar, ne bir eylem koyabiliyorlar. En fazla genç kadınlar için dikiş-nakış kursu açabiliyorlar.
Sürekli, ‘Biz bağımsız bir devlet değiliz. Düşmanlarımız var’ diyerek ve ‘Kürtlüğü’ referans vererek toplumun olağanüstü hal durumunda tutulduğu Güney’de kadına yönelik katliam meşrulaştırılıyor.
Kadını ve erkeğiyle insanın özgürleşmesi problemi açıktır ki yeni bir yaklaşımı ve paradigmayı gerektirmektedir.
Erkek egemenliğinin somutlaştığı KDP iktidarı yoğun düzeyde bir şiddet üretiyor. Ciddi bir kadın düşmanlığı ve inkar siyaseti var. Öyle olmasaydı Güney Kürdistan’da binlerce Êzîdî kadını IŞİD’in eline düşmezdi.
İktidara sıkı sıkı sarılan, kadını sömürge yapan bu zihniyete karşı çözüm yasalardan geçmiyor. Yasal düzenlemeler tek başına yetmiyor, kadını imha eden bu erkek iktidarına karşı toplumu yeniden kurmak gerekir.
Hewler’de toplu tecavüze uğrayan genç kızın ailesini konuşmaması için parayla susturan, kadın sığınma evi yöneticisinin dahi fuhuş organizasyonunda yer aldığı bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla mevcut toplumsal ilişkilere, yaşam tarzına, hakikatini yitirmiş erkeğe karşı devrimci mücadele gerekir, kadın devrimi gerekir.