Kimyasal Tayyip!…

Forum Haberleri —

8 Kasım 2022 Salı - 07:30

.

.

  • Hükümet ve devlet borazanlığı yapan tüm medya organları ve kalemşorları tek ses olmuş gibi “Türk Ordusu Kimyasal Kullanmaz” diyorlar. Sanki tarihte hiç kullanmamış da. Sanki red ederek bu durumun üstünü örtebilecekler. Ne de olsa red etmekte ustadırlar.
  • Yahudiler kimyasal katliama uğrayınca bu bir insanlık suçu oluyorsa, Kürtlere karşı kimyasal silah kullanıldığında neden suç olarak görülmüyor?

MAHİR DOĞAN

Evet, artık tüm Kürt halkı ve dostları tarafından Tayyip Erdoğan’ın yeni ismi bu oluyor ve açıkçası Tayyip’in bundan sonra Kürt ve Kurdistan tarihinde Kimyasal Saddam’dan sonra Kimyasal Tayyip olarak anılmasının önüne hiç kimse geçemez. Evet, Kimyasal Tayyip.

1988 yılında mart ayından Eylül ayına kadar olmak üzere toplam 8 defa ve adını Kuran’daki Enfal süresinden alan ve Kürtlerin Enfal diye tanımladıkları kimyasal saldırılar, tam 6 ay boyunca Başûrê Kurdistan’ın birçok kenti ve bölgesine yönelik kullanıldı. En büyüğü de Halepçe’de yapılan saldırı sonucunda 10 bin civarında insan hayatını kaybetti ve tüm dünyada da torununu kucağına alıp kaçmaya çalışırken hayatını kaybeden yaşlı dedenin fotoğrafı ile öğrenilmişti. Ne o fotoğraf ne de Halepçe hiçbir zaman unutulmadı ta ki Saddam Hüseyin Irak’ta işlediği suçlardan yargılandığı mahkemeye kadar. Sonrası ise herkesin malumu. Saddam Hüseyin yaptığı insanlık dışı suçlardan cezasını çekse de adını tarihe ve özellikle de Kurdistan tarihine Kimyasal Saddam olarak bırakmaktan kurtulamadı, yani Kürtler Saddam’ın yaptıklarını hiçbir zaman unutmadı. İnsan sormadan edemiyor; nasıl bir insan adının tarihte Kimyasal kullanan kişi olarak kalmasını ister?

2. Dünya savaşı sürecinde Hitler, 6 milyon Yahudi’yi (bazı kaynaklarda bu sayı değişmektedir) gaz odalarında zehirleyip, fırınlarda yaktı, katletti. Yahudiler buna Holokost demektedir. İkinci dünya savaşı Hitlerin ölmesinden sonra Almanların yenilgisi ile sonuçlandı ama ne dünya bu büyük insanlık dışı uygulamayı unuttu ne de Yahudiler bunu unutturdular. Bugün bile dünya genelinde Anti-semitizm bir suç olarak kabul ediliyorsa sebebi budur.

Özellikle de Almanya’da Yahudi soykırımı uygulandıktan sonra dünyada kimyasal silahların kullanımı karşısında büyük bir duyarlılık gelişti ve BM yasalarında en büyük insanlık suçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu büyük duyarlılığa rağmen Saddam nasıl oldu da bu lanetli silaha başvurup yaklaşık 200 bin Başûrê Kurdistanlı Kürt’ün ölmesini sağladı? Daha da vahimi tüm dünyada bunun görülmesine ve bilinmesine rağmen neden buna ses çıkarılmadı? Yahudiler kimyasal katliama uğrayınca bu bir insanlık suçu oluyorsa, Kürtlere karşı kimyasal silah kullanıldığında neden suç olarak görülmüyor?

1937-38 Dersim katliamında ya da “Tertele”de yaklaşık 40 bin insanın hayatını kaybettiği, yine binlercesinin de cenazesinin hala defnedilmediği, kemiklerinin hala o mağaralarda durdukları biliniyor. Devletin resmi kayıtları “Tertele”de katledilenlere ilişkin doğru sayıları vermemektedir. O günleri anlatan devlet yetkililerinden bir tanesi de İhsan Sabri Çağlayangildir ve açıkça o mağaralarda insanların fare zehriyle nasıl katledildiklerini açık bir şekilde ifade ediyorlar. 
Bugün de Zap-Avaşîn ve Metîna’da Türk devleti tarafından kimyasal silah kullanılıyor. Bu iddianın kendisi bile başlı başına büyük bir olaydır. Bunu kimse kolay kolay dillendiremez. Hele ki bir devletin bunu kullandığını belirtmek çok büyük bir olaydır. ABD Saddam Hüseyin’in elindeki kimyasal silahları gerekçe göstererek Irak’a saldırmıştı. Yine Suriye devletinin elinde muhaliflere karşı kullanabileceği kimyasal maddelerin bulunduğu gerekçe gösterilerek az kalsın Suriye’ye fiili olarak saldıracaktı ki son anda Rusya uluslararası güvence vererek bu saldırıyı önleyebildi. Dolayısıyla bu iddialar basit ve sıradan iddialar değildir.

Kurdistan, Türkiye ve kısmen de Kürtlerin etkinlikleri ile Avrupa kamuoyu bu iddia ile çalkalanıyor. Evet, Türkiye’nin Kürt Özgürlük Hareketi’nin militanlarına, gerillaya karşı kimyasal silah kullandığı artık herkes tarafından konuşuluyor. Ama öyle normal bir şekilde konuşulabilecek bir biçimde değil. Herkes adeta ne diyeceğini bilemez durumda, bir şok halini yaşıyor. Bunu özellikle de Kürt halkı ve dostları için belirtiyorum. 

HPG-BİM’in 18 Ekim’de yayınladığı basın metninde 17 Gerillanın Ağustos-Eylül-Ekim ayı içerisinde değişik tarihlerde kimyasal silahların kullanılması neticesinde şehit düştükleri belirtildi. Hepimiz henüz bunun şokunu yaşıyorken kimyasal silahlara maruz kalan 2 gerillanın görüntüleri HPG’nin resmi sitesinde yayınlandı. Bu görüntüler hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde T.C. ordusunun gerillaya karşı kimyasal silah kullandığını ortaya koymaktadır.

HPG kaynakları iddiaları somutlaştırıp herkesin gözünün içine sokarcasına gösterdikten sonra ancak işin ciddiyeti anlaşıldı ve şimdi herkes, evet herkes ve farklı birçok çevre tarafından konuşulur oldu. Hatta öyle ki Türkiye’de bile hem ‘Havuz Medyası’ diye bilinen hükümete yakın yayın organları ve hem de devletin resmi kanallarından bu iddiaların asılsız olduğu belirtilerek canhıraş bir şekilde karşıt bir propaganda harekatı içerisine girilmiştir. 

Hükümet ve devlet borazanlığı yapan tüm medya organları ve kalemşorları tek ses olmuş gibi “Türk Ordusu Kimyasal Kullanmaz” diyorlar. Sanki tarihte hiç kullanmamış da. Sanki red ederek bu durumun üstünü örtebilecekler. Ne de olsa red etmekte ustadırlar. 1915 Ermeni katliamını red ettikleri gibi!

Bir devlet kimyasal silaha başvuruyorsa bu açık bir savaştır ve savaşta da bir suç durumudur. Yine baştaki sorumuza dönecek olursak, dünyada kimyasal silah kullanmak bir suç ise, neden Kürtlere karşı kullanıldığında bir suç olarak görülmüyor? Bu bile Kürtler üzerinde uygulanan inkar ve imha siyasetinin, soykırım politikalarının bir sonucudur ve açıkçası hem Türk devleti hem de uluslararası güçler bundan sorumludur. Bu suç dünya siyasal sisteminin ve hegemonik düzeninin bir suçudur öncelikle. 

Türk devleti ve Tayyip Erdoğan hükümeti bu uygulamanın pratik uygulayıcıları olarak tarihteki yerlerini en lanetli şekilde almışlardır. 

Daha da önemlisi şudur; Kürt ve Türk halkı kardeş halklardır, bin yıldır birlikte bir yaşam sürdürüyorlar. Ama kullanılan bu kimyasalla bu bin yıllık kardeşlik zehirlenmek isteniyor. T.C. devleti son yüz yıldır varlığını Kürtlerin inkarı ve imhasını üzerine şekillendirmiştir. Bunu 21. yy’da da sürdürüp Kürt soykırımını tamamlamak, Türk devletini de bölgede hegemonik bir güç haline getirmek istemektedir. Bunun için kimyasal silah kullanıyor. Yani bu soykırım politikasını neticeye ulaştırmak için sınır tanımıyor. Evet, sınır tanımıyor. Dünyada savaş suçu sayılan kimyasalın kullanılmasını dahi göze almışsa, artık savaşta bir sınır kalmamıştır. En tehlikelisi de budur.

Savaşta sınırlar aşılırsa açık söylemek gerekirse herkes bunun altında kalır ve bundan hiç kimse kazançlı çıkamaz. Atalarımızın bu durumları ifade eden veciz bir sözünde şöyle derler; ‘ne ekersen onu biçersin, ya da rüzgar eken fırtına biçer.’ Bu saatten sonra olmaz ama yine de şunu belirtelim; “mertçe olsun isterim” diyordu Ahmet Arif “dostluk da düşmanlık da," lakin olmadı, düşmanın piçine kaldık.

Eğer devlet aklı varsa ve böyle devam ederse, yani savaşta sınır kalmazsa bu vb. saldırıların misliyle karşılık bulacağı, Ruken ve Saraların bir sel olup her yerden vuracağı zaman kapıya gelip dayanmıştır. 

Onun için tüm Kürt halkı bugünden itibaren tek bir şey söylüyor; “Artık Yeter”.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.