Dincilikle harmanlanmış milliyetçilik, ulusçuluk ve faşist zihniyettin hakim olduğu devlet aklı ile yönetilen Türkiye, etrafına kan sıçratmaya devam eden bir ülke haline geldi. Halkların başında Demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. Serseri mayın gibi nerede, ne zaman, kimde patlayacağı beli olmayan bir kişilikte toplanan iktidar gücü kontrolsüz ve tehlikeli bir güce dönüşmüştür. Herkese “bedel ödettirecek”, “had bildirecek” havasında esip gürlemektedir. Tanrı; sanki Erdoğan’ı kötülük yapmak için yaratmıştır. Yalanlar üzerine inşa edilip kurgulanan Erdoğan yönetimi, insanın doğasına yabancı, demokrasiye düşman bir yönetime dönüşmüştür. Türkiye’nin başına çöreklenen bu güruh, Demokrasinin kök kazıyıcısı haline geldiler. İçerde muhalefet namına bir şey bırakmadığı gibi dışarıda ise yeni düşmanlıklar kazanmak için çabalıyorlar. Korku üreterek gelişmek ve genişlemek istemektedirler. DAİŞ çetelerinin uyguladığı yöntemlere başvurmaktadır. Etrafa korku salarak hakimiyet kurma taktiği DAİŞ’ten ödünç alınan bir taktiktir. Kendisine karşı gelişen her eleştiriyi tehlike olarak görmekte ve bertaraf etmek için her türlü yolu mubah saymaktadır.
Seçim sürecine giren Türkiye’de anti demokratik uygulamalar her geçen gün hız kazanmaktadır. Diktatör Erdoğan, seçimleri kazanmak için gerektiğinde savaşı göze alan, gözü kan bürümüş bir gözü karalıkla kampanya yürütmektedir. Adil ve eşit koşullarda yarışın olmadığı yerel seçimlere giderken siyasi etikten yoksun yöntemlere başvurmaktadır. İçerde ve dışarıda dinciliği ve milliyetçiliği körükledikçe körüklemektedir. Gerektiğinde şiddeti ve savaşı devreye sokarak kendi iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Herhangi muhalif bir akademisyen, aktivist, aydın, insan hakları savunucu, gazeteci, öğrenciyi hedef almak sıradanlaştı. Bir kişiye karşı devlet gücünü kullanacak kadar kendisinden geçmiştir.
Erdoğan, Ortadoğu halkları açısından günümüzün Dehak’ı gibi tehdit ve korku salarak herkesi dize getireceğini sanıyor. Son dönemlerde Rojava’yı diline dolayarak hem seçimlere yatırım yapmak istiyor, hem de ABD’ye baskı uygulayarak Suriye’de siyasi askeri sonuç almak istiyor. ABD’nin Suriye’den askerini geri çekme kararının Türkiye’nin baskıları sonucu olduğu yönünde çıkarsamalar yapan yorumlara da rastlamak mümkün. Yakılıp yıkılan Suriye’de, ayakta kalan ve kendisini koruyan Rojava’nın işgalini ve yıkımını gündemine almış despotun önünde ciddi bir engel kalmamış varsayımı yapılmaktadır. Rojava kendi öz gücüne dayanarak bir statüye kavuşmuş ve bu günlere gelmiştir. ABD ile veya başka bir ülke ile ilişkiler tercihe ve şartların zorunluklarından kaynaklanan ilişkilerdir. Özgücün dışında „birilerine yaslanarak gelişme sağlama” anlamında bir ilişki olmaktan uzaktır. ABD’nin geri çekilmesi veya kalması kendi tercihleridir. Elbette Rojava’ya zararları olacak ve DAİŞ ile mücadeleyi sekteye uğratacak bir karardır. Türk devleti bunu fırsat bilerek olası bir Rojava işgali yeni bir durum ortaya çıkaracaktır.
Yapılan hesapların herkesi etkileyecek boyutlarını şimdiden bilmek ve görmek gerekiyor. Kürt karşıtlığı ve düşmanlığına dayalı politikalar bölgeye kaos getirmekten başka işe yaramayacaktır. Olası bir Rojava işgali, Suriye’de yeni bir savaş cephesinin açılması anlamına gelecektir. Kanla, katliamla halkların iradelerine hükmetmek çözümsüzlüktür. Gerek sahada ve gerekse masada Kürtleri yok saymak hiç kimseye kazandırmayacaktır. AKP iktidarı ve Erdoğan diktatörlüğü ile Türkiye’nin geleceği ipotek altına alınmıştır. Gelinen aşamada Türkiye’nin sınırları içinde ve dışında kin ve nefret tohumlarını eken anlayış, halklara ölüm dışında vaat edeceği hiçbir gelecek yoktur. Bu sorun sadece Kürtlerin sorunu olmaktan çıkmıştır.
Kürt halkı ile Türk devletinin savaşı, uluslararası boyutları olan bir meseledir. Bölgenin tümünü etkileyen boyutları vardır. “Asarım, keserim, imha, inkar, asimile ederim, kök kazarım, çukurlara gömerim” demekle üstesinden gelinecek bir sorun değildir. Kan kokan siyasi söylem ve askeri girişimler, Kürtlerden çok kendilerine zarar vereceklerini bilmelerinde fayda vardır.
Kürt halk önderliği üzerindeki mutlak tecrit, Rojava üzerindeki saldırı tehditi, gerilla alanlarına aralıksız hava saldırıları, Türkiye’de yoğun baskı ve tutuklamalar tükenmişliğin alametleridir. Diktatör Erdoğan bu uygulamalarla Türkiye’ye bir şey kazandıramaz ama kendisi açısından tek bir sonuç elde edecektir. O da şudur; Mezarına tükürecek insan sayısını artıracaktır.