Şimdi Fransız Savcılığından yapılan açıklama
bizi doğrulamış bulunuyor. Olayı soruşturan Savcılık, suçlu olarak
Sivas-Şarkışlalı Ömer Güney isimli bir kişiyi tespit edip tutuklamış
durumda. Bu kişinin uzun süredir Avrupa’da oturduğu ve son bir-iki
yıldır bazı Kürt kurumlarına girip çıktığı ifade ediliyor. Buna da
dayanarak AKP’liler, eski savlarını yineliyorlar ve bu durumu kanıt
gösteriyorlar. Tutuklanan kişinin yakınları ise Ömer Güney’in “Asla
PKK’li olamayacağını” belirtiyorlar.
Böylece olay önemli oranda
aydınlanmış ve büyük ihtimalle katil bulunup yakalanmış oluyor.
Açıklanmış mevcut bilgiler dikkatle değerlendirilirse, bizce katilin bu
kişi olması büyük bir ihtimaldir. Bu değilse bile ancak benzer
özellikler taşıyan kişi veya kişiler olabilir. Mevcut verilerle katliam
aydınlanmıştır: Ömer Güney Şarkışlalı bir şoven Türk milliyetçisi ve
Kürt düşmanıdır. Türk istihbaratı ve kontrgerillası tarafından eğitilip
örgütlenerek Avrupa’ya yerleştirilmiş ve kirli işlerde kullanılmak üzere
bir ajan-provokatör olarak Kürt kurumlarına sızdırılmıştır. Şimdiye
kadar neler yapmış olduğu henüz bilinmemektedir. Son olarak AKP’nin
“PKK’yi imha ve tasfiye planı” çerçevesinde PKK kurucularından Sakine
Cansız’ı katletmek üzere AKP’den aldığı emri uygulamıştır. Bunların
hepsini yaptıkları ve bildikleri için AKP’nin üst yöneticileri,
herkesten önce açıklama yapıp “Olay içi infaz” diyebilmiştir. Sanki
PKK’yi AKP yönetimi yönetiyor gibi! Olay bu kadar açıktır.
Bizim bu
görüşlerimizi son olarak AKP’nin başka bir genel başkan yardımcısı olan
M. Ali Şahin’in yaptığı açıklamalar da doğrulamaktadır. Hem de üstüne
basa basa! M. Ali Şahin’in acayip sözleri, insana Truva Savaşlarındaki
Aşil’in uygulamalarını hatırlatmaktadır. Bilindiği gibi Aşil, küçük
kardeşini öldürdüğü için Hektor’un kapısına gider ve onu düelloya davet
eder. Çaresiz düelloyu kabul etmek zorunda kalan Hektor savaşta yenilir.
Hasmını öldüren Aşil, cenazesini getirdiği arabaya bağlayarak sürüyüp
kendi mekânına götürür. Yani gitmiş, avını vurmuş, alıp götürmüştür. M.
Ali Şahin’in Sakine Cansız için söyledikleri de bu söze benzemektedir:
“Avrupa devletlerinden iadelerini istedik, vermediler, sonunu gördüler”
demektedir. Cinayeti üstlenmenin bundan daha net bir açıklaması olabilir
mi? “İstedik vermediler, vurduk götürdük” demeye geliyor.
AKP Genel
Başkan Yardımcısı M. Ali Şahin’in bizi doğrulayan açıklaması bununla da
sınırlı kalmıyor. “Benzer olaylar yakında Almanya’da da olabilir” diyor.
Allah söyletiyor derler ya, işte öyle bir açıklama! Peki kirli bir
cinayet serisi örgütlemiş olduklarının bundan daha net bir açıklaması
olabilir mi? Bu durum savcıları harekete geçirmesi gereken samimi suç
itirafı değil mi?
Eğer M. Ali Şahin’in kendisi örgütlememişse, nerden
biliyor Almanya’da da Paris’tekine benzer bir katliam olacağını?
Almanya’daki PKK’yi M. Ali Şahin mi yönetiyor? Yoksa Almanya’daki Kürt
kurumları içine de mi M. Ali Şahin’in ajan-provokatörlerini yerleştirdi?
Öyle ya, bu iddiada bulunmanın başka yolu olamaz. PKK’yi M. Ali Şahin
yönetmediğine göre, Kürt kurumlarına ajan-provokatör yerleştirmiş,
onları yönetiyor. Ajan olarak Kürtlerin içine sızdırılmış profesyonel
cinayet şebekeleriyle bu tür katliamlar tezgâhlıyor.
O halde M. Ali
Şahin’in söyledikleri gerçekleşirse hiç şaşmamak lazım. Yakında
Almanya’da da, başka yerlerde de benzer AKP saldırıları ve katliamları
yaşanabilir. M. Ali Şahin’in itirafları bunu açıkça gösteriyor. Biz bu
konuyu Hüseyin Çelik’e sormuştuk. Cevabı görev ortağı M. Ali Şahin’den
aldık. Ustaları Tayyip Erdoğan da bu cinayet orkestrasını koordine
etmeye devam ediyor.
Başta Kürt halkı olmak üzere tüm kamuoyu şu
gerçeği çok iyi bilmeli: Entegre strateji politikası temelinde AKP, çok
kirli bir “PKK’yi imha ve tasfiye planını” devreye koymuş durumda. Bu
plana göre, Paris katliamına benzer bir biçimde belli sayıdaki PKK
yöneticisi katledilecek! Bu liste hazırlanmış, plan yapılmış, cinayet
timleri örgütlenip gönderilmiş durumda. Nasılki Tansu Çiller’in cebinde
“Kürt işadamlarının listesi” var idiyse, şimdi de Tayyip Erdoğan’ın
cebinde öldürülecek PKK yöneticilerinin listesi var. Her an Avrupa
ülkelerinde olabileceği gibi, Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta veya
İran’da, PKK’lilerin bulunduğu her yerde yeni PKK yöneticileri AKP planı
doğrultusunda vurulabilir. M. Ali Şahin’in sözleri işte bu anlama
gelmektedir.
Yanılmamak lazım, İmralı’da görüşme yapılıyor olması
bunun önünde engel değildir. İşte görüşmeler var, barış oluyor, AKP bu
tür saldırılar yapmaz dememek gerekli. Tersine Beşir Atalay’ın çizdiği
entegre stratejinin gereği bu. Dahası İmralı’da görüşmeler yapıldığını
bol bol propaganda ederek AKP, Kürt toplumunu ve demokratik çevreleri
gevşetiyor ve beklenti içine sokuyor. Bu da kirli plan doğrultusunda
yönetici katledebilmek için daha elverişli ortam yaratıyor. Tıpkı Kürt
Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilen komplo saldırısında yapıldığı
gibi.
Özellikle Kürtler, AKP’nin bu kirli katliam planı karşısında
duyarlı ve net olmalı. Bu konuda herhangi bir kuşku duyup yetersiz tutum
içine kesinlikle girilmemeli. Tersinden herhangi bir panik, çevreden
aşırı kuşku duyma gibi tutum ve davranışlar içine de düşmemek gerekir.
Her alandaki Kürtler, son derece soğukkanlı, duyarlı ve örgütlü bir
yaklaşımla önce AKP’nin kirli imha ve tasfiye planını tüm yönleriyle iyi
kavramalı, ardından da gereken tedbirleri gecikmeden ve sağlam bir
biçimde almalıdır. Özellikle PKK yönetici ve kadrolarının böyle bir
duyarlılığı büyük bir ciddiyetle göstermesi şarttır. “Osmanlı’da oyun
çok” deyimini hiç kimse unutmamalıdır.
Belliki savaş cephelerinde
gerilla karşısında tutunamayan ve 2012 yılında ağır kayıplar veren AKP,
benzer katliamlar yapmak için elinden gelen çabayı harcayacaktır. Çiller
döneminde uygulanan kirli savaşa geri dönülmüştür. AKP’nin çıldırması
gibi bir şey yaşanmaktadır. Şimdilik NATO ve ABD gibi güçlerden yoğun
destek almakta ve hep böyle olacağını sanmaktadır. Oysaki sıranın
kendisine geleceği dönem de yaklaşmaktadır.
Nasılki Evren ve Çiller
faşist yönetimleri Kürt halkının direnişi karşısında yenilmekten
kurtulamadıysa, Tayyip faşizmi de yenilecek ve tarihin çöp sepetine
atılacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Ama bu,
kendiliğinden değil, özgürlükçü güçlerin büyük mücadelesiyle
başarılacaktır. O halde gün, AKP’nin kirli oyunlarına karşı olma ve
başarıyla direnme günüdür. Böyle bir direnişi geliştirenler ancak Sara,
Rojbin ve Ronahi’nin anılarına doğru sahip çıkmış olurlar!..