Çeşitli tarih ve bölgelerde yaşamını yitiren HPG’lilerin cenazeleri, “DNA testi”, “Malatya Adli Tıp Kurumu cihazları bozuk”, “DNA tutmadı” gibi gerekçelerle İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek, hem tahrip ediliyor hem de aileler mağdur ediliyor. Son bir ay içinde çeşitli tarihlerde çıkan çatışmalarda yaşamını yitiren Ferdi Dehşet (Botan Hilvan), Fuat Koç (Deniz Bingöl), Vesile Nas (Ülkem İdil), Aydın Engüdar (Fırat Kaniroj), Şaziye Saydut (Nuda Mardin), Murat Topaloğlu (Amed Bingöl), Deniz Gem (Demhat Peyaz) isimli 7 HPG’linin cenazeleri İstanbul Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Koç, Nas, Endügar ve Gem’in cenazeleri aileleri tarafından alınırken, Dehşet, Topaloğlu ve Saydut’un cenazeleri ise “DNA testleri yapılacak” gerekçeleri ile hala İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda bekletiliyor. 1997 yılında Dersim’de çıkan çatışmada yaşamını yitiren PKK’li Emine Akyol’un ailesinin başvurusu üzerine yapılan kazı çalışması sonucu 12 Haziran Çarşamba günü çıkan kemikler de o tarihten beri getirildiği İstanbul Adli Tıp’ta bekletiliyor. Ailelerin, cenazelerin, kendi memleketlerine yakın olan Malatya Adli Tıp Kurumu ya da daha yakın bölgelere götürülmesi talebi ise çoğunlukla reddediliyor.


Konsept 2011’de başladı

Adli Tıp Kurumu’nun bu uygulamalarını değerlendiren Yakınlarını Kaybedenlerle Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (YAKAY-DER) Başkanı Velat Demir, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun ailelere psikolojik bir konseptle yaklaştığını, bu konseptin de 2011 yılında Bingöl’de çıkan çatışmada yaşamını yitiren 9 HPG’linin cenazesinin İstanbul ATK’ye getirildikten sonra Kilyos’taki Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmesiyle başladığını belirtti. ATK’nin özellikle 2011 yılından sonra HPG’lilerin cenazeleri üzerinden ailelere farklı yaklaşmaya başladığına dikkat çeken Demir, “Ekonomik, moral ve psikolojik anlamda aileleri daha fazla rahatsız etmeye ve daha fazla engel çıkarmaya yönelik uygulamalar başlattılar ve bu yönlü girişimler sürüyor” dedi.

‘Politik gündeme göre’
Türkiye’deki Adli Tıp kurumlarının Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı tarafından yönetildiğini ifade eden Demir, şunları söyledi: “Bu da Adli Tıp kurumlarınca verilen kararlarda siyasi süreçlerin, politik gündemin etkili olduğunun göstergesi. Adli Tıp kurumları sürece göre karar veriyor. Ancak başka ülkelerde bu tür kurumlar çoğunlukla sağlık bakanlıkları bünyesinde çalışmalar yürütüyor.”

Ailelere eziyet çektiriliyor

Cenazelerin İstanbul’a gönderilmesi ile birlikte ailelerin birçok zorlukla karşılaştığını ve günlerce yollarda kaldığını belirten Demir, “Birçok anne baba hasta olduğu için ya gelemiyor ya da geldiklerinde zorluk yaşıyor. Amaçları eziyet ederek aileleri, hareketten, halkın mücadelesinden soğutmak. Ancak ne olursa olsun aileler halkla birlikte onurlu bir şekilde cenazelerine sahip çıkıyor” diye konuştu. Yetkililerin, uluslararası antlaşmalara uymayarak cenazeler üzerinden kirli bir siyaset yürüttüğünün altını çizen Demir, Cenevre Sözleşmesi’ni işaret ederek, şunları belirtti: “Antlaşmanın maddelerine göre savaşlarda, çatışmalarda kim olursa olsun yaşamını yitirenlerin cenazeleri, ahlaki bir şekilde en kısa sürede teslim edilir. Ancak Türkiye’de amaç farklı, öldürülenlerin, katledilenlerin cenazeleri üzerinde kirli bir siyaset yürütülüyor. Aileler başvuruyor. Bir anne 20 gün, bir ay boyunca cenazesini almak için bekliyor; sonra çıkıp ‘kan tutmadı bir daha almamız gerekiyor’ diyorlar. Ya da çeşitli bahanelerle oyalıyorlar. Öyle ki; onların ölümlerine sebep olan siyaset, baskı ve zulüm uygulamaları bu defa aileleri üzerinde yürütülüyor.”


KADRİ ÖZKAN/DİHA/İSTANBUL