Türkiye'de bulunduğum şu sıralar, yaşanan darbe girişimi konusundaki görüşlerimi bir gazeteci ve siyasetçi olarak paylaşmak isterim. Dün akşam İsviçre devlet radyosu (RTS 1), ana haberlerinde belirttim. Öncelikle, bu girişimde, resmi görüşün ısrarla belirttiği gibi Fethullah Gülen etkisi çok zayıf. Darbe girişimi ordunun bir kanadı tarafından yapıldı. Kendi aralarında anlaşamayan "şanlı Türk ordusunun" paşaları birbirlerini sattılar. Anlaşmazlık üç farklı grup arasında oluştu:
* Darbeyi savunanlar ve başarıya ulaşacağına inanlar,
* Erkendir, şartlar olgunlaşmamış diyerek çekimser duranlar,
* Karşı çıkanlar,
Darbeyi savunanlar arasında, yeni rejimde görev dağılımı konusunda anlaşmazlıklar yaşandı. Kuvvet komutanlıkları ve genel kurmay, liderlik önemli anlaşmazlık konularıydı.
Bu şartlarda, darbe plan ve programı yapılırken, MİT olaydan haberdar oldu ve şartları olgunlaşmamış, koordinasyonu net olmayan darbe, birinci grup tarafından geri dönülemez şekilde yapıldı. Bu durum bir temsiliyet ve meşrutiyet sorununa yol açtı. Bu yüzden de içeride, sivil siyaset, siyasi partiler, kitle örgütleri ve uluslararası alanda destek bulamadı.
"Öte yandan, "Fethullahçılar, paralel yapı" iddiaları hem AKP'nin hem de ordunun aklanması amacıyla kullanılan uydurma bir argümandan öte birşey değil! Ayrıca, darbecilerin, ordunun en şahin, dinazor ve Kurdistan'daki kirli savaşın yürütücüleri olduğunu vurgulamakta da yarar var! Bu anlamda, Kürtler'in, Aleviler'in, emekçilerin, devrimci ve demokratik kesimleri bu milliyetçi, militarist girişime karşı çıkmaları gerekir. Bununla beraber, AKP Hükümetine karşı aynı kararlı ve ilkeli duruşla, özgürlük ve demokrasi mücadalesini sürdürmek de zorunlu bir görevdir.
*Gazeteci-sosyolog