“Mecburiyetler olmasın diye işte!” başlık yazının bazı bölümleri şöyle:

Memleket siyasetinin gündemine oturmuş bir olayın ‘kahramanları’yla buluşmamı anlatmayı deneyeceğim...

Pek çoğumuz için sarsıcı, üzücü bir süreci benim için adeta bir sitcom’a dönüştürüyor anlatırken. “Tabii şimdi dosyayı kabartmaları lazım ya, çözüm süreci zamanı FETÖ’cülerin usulsüz hukuksuz yaptığı telefon dinlemelerinin bütün tapelerini koymuşlar dosyaya” diyor. “Gültan hanım 150 soru var cevaplayacağınız” demişler. “Ben hiç telefonda konuşmayı sevmem ki” diyor bana. Eş dost yakınırmış bu durumdan. O yüzden onun konuşmalarının değil de isminin geçtiği konuşmaların dökümlerini soruyorlar. Sonra sorular geldikçe ve tapeleri gördükçe fark etmiş ki bütün tapeler içinde Gültan diye sözcük araması yapmış polis ve bütün sonuçları dosyaya koymuş. Sorular ilerledikçe bazı Gültanlarla hiç ilgisi olmadığını anlıyorlar hep birlikte. Nasıl gülüyor anlatırken. Orada da gülmüş soruları soran polislere. Ortam dinlemesi tapeleri diye önüne konanlar da parti toplantılarında ya da basın toplantılarında okuduğu yazılı metinler çıkmış. “Baksanıza,” demiş sorgu polislerine, “nasıl düzgün cümleler, hiç hata yok. Bunlar yazılı metinler benim okuduğum.” Bu kadar çuvallamadan sonra sorgu amiri “Acemiliğimize verin Gültan hanım” demiş. O da “50 yaşını geçtim acemilikleriniz hayatımdan çalıyor” demiş gülerek.Kimse inanmaz görmeden, ama sanki Kadıköy’de denize nazır bir çay bahçesinde keyifle muhabbet ediyoruz. Ona sorsanız Amed’de bir çay bahçesi diyecektir elbette. 


3-4 aydır bekliyordum

Darbe komisyonunda ifade vermesinin ardından “Diyarbakır’a döner dönmez gözaltına alınmayı bekliyor muydun?” diye soruyorum. “Aslında 3-4 aydır bekliyordum ama o gün beklemiyordum” diyor. Bir de gülerek ekliyor: “Komisyondan çıkınca uçağın saatine çok az kalmıştı. Arkadaşlara acele edelim dedim. Kayyım gelmeden biz belediyede olalım.”

Birden aklına geliyor sanırım, “Bak kadınlara anlat” diyor. Gözaltında kendisine eşlik eden iki kadın polisle olan diyaloğundan söz ediyor. Önce çok mesafeliymişler. Sadece evet ve hayırdan ibaret bir diyalog. Sonra kulak misafiri olduğu telefon konuşmalarından öğreniyor ki o gün izinli olmaları gerekirken Gültan yüzünden çağrılmışlar. İkisinin de küçük çocuğu var ve bakıcılar o gün izinli. Artık kime bıraktılarsa çocukları, durmadan telefon geliyor, onlar da mamayı nasıl yapacaklarını, nasıl uyutacaklarını falan tarif ediyor. Gültan usulca “Çocuklarla çalışmak ne zor değil mi?” demiş. “Aslında kreş yasal hakkınız ama yapmıyorlar işte. Kreş olsa bu eziyeti çekmezsiniz.” Buzlar eriyor, kapının sürgüsü açılıyor adeta. Sonrası bol bol muhabbet. Bir ara erkek polislerden biri göbeğini kaşımış gerine gerine onların önünde. Gültan dayanamamış “Kadınların yanında böyle hareketler yapamazsın” demiş. “Çok bozuldu ama bir şey de diyemedi” dedi. Sonra bir sandalye alıp yanlarına gelmiş. Çocuklarla ilgili muhabbetlerini dinlemeye başlamış. Bir ara “Ben bu kadar yıldır bir kere bile çocuklardan birinin altını değiştirmedim” demiş. Kadın polislerden biri daha naifti diyor Gültan. “İnsan bir kere hiç değilse karısını sevdiğini göstermek için yapardı” demiş. Diğeri daha cevvaldi diyor. “Öyle şey olur mu bir de utanmadan övünüyor bununla” demiş. 

Yemek saati gelmiş bu arada polislerin. Kadın polisler Gültan için de yemek istemişler. Erkek olanlar ona yemek yok demiş. Kadınlar sonra Gültan’ı adeta zorlamışlar kendi yemeklerini paylaşmak için. Kahkahayla “Biraz daha kalsam neler olurdu bilmem” diyor.

Saatlerce sürebilir sohbetimiz ama ben İstanbul’a döneceğim diye geç kalmamdan endişeli. Ayağa kalkıyoruz kucaklıyoruz birbirimizi. “Biliyor musun” diyorum “Gelirken ne düşündüm? Şahane iki kadını görmeye gidiyorum ve biz hiç sevdiğimiz filmleri, sevdiğimiz şarkıları, aşklarımızı konuşmadık. Belki hiç konuşamayacağız. Nasıl zalim bir dünya bu. Kimimiz gönüllü kimimiz değil ama mecburiyetler belirlemiş pek çok şeyi.”

Gülerek “Öyle” diyor. “Ama mecburiyetler olmasın diye işte.”

Dönüş yolunda hiçbirini unutma hiçbir şeyi unutma diyorum sürekli kendime. Asla bir yazı insanı değilim ama çok yazmak istedim bunu. Birbirini hiç tanımayan iki yakın dostum iki farklı zamanda bana hakikat avcısı demişti de pek hoşuma gitmişti. Şimdi fark ettim hakiki hakikat avcıları onlar. Ben hakikat avcılarının takipçisi olabilirim belki.

Kaynak: http://catlakzemin.com/mecburiyetler-olmasin-diye-iste/