Son günlerde İsrail, gözaltına alınan 30 Hamas militanının Türkiye ve Ürdün’de eğitildiklerini açıkladı.
Tesadüf değil.
Türkiye’yi hedefleyen uluslararası politik bir çember harekete geçirildi.
Ana nedeni, Türkiye’nin Kürdistan ve Ermenistan sorununda "mutlak red" politikasında ısrarı ve AKP Hükümeti, özellikle’de Erdoğan’ın post modern Osmanlı çıkışlarıyla birlikte, dünyaya rest çeken pozları.
Türkiye nereye gidiyor, sorusuna cevap aramak yerine, Türkiye’ye uluslararası bir takoz gerekli olduğunu, başını ABD ve AB’nin çektiği politikadan okuyabiliyoruz.
Buna göre gündemdeki soru: Erdoğan’a ayar verilecek mi?
Kobanê ve Kürdistan açısından: Türkiye Kürdistan’a "evet" demeye mecbur edilecek mi?
Batı basınındaki genel kanı: Türkiye "katı görevli" islamcı çeteleri desteklemede, İran’ın kariyerini geride bıraktı.
Kuzey Kürdistan’daki güçler, Kobanê’ye saldırıların Türkiye "startlı" olduğunu açıkladılar.
Demirtaş, tavrını değiştirmemesi durumunda, Türkiye’nin felakete sürükleneceğini belirtti.
Kobanê Kantonu Eşbaşkanı Enver Müslim, DAİŞ’i Türkiye‘nin Kobanê’ye soktuğunu açıkladı.
İsveç Hükümet yetkililerinin Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin mümkün olmayacağını açıklaması, önceden Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyenlerin önde ülkesi olduğu düşünülürse, "şok" etkisi yarattı.
Sonra, Danimarka’daki hükümet yetkililerinin, birilerinin Türkiye’ye AB’ye üye olmayacaklarını açıklaması ile İsrail’in Türkiye’nin Hamas’çıları eğittiği açıklaması aynı tarih karesine denk düştü.
Görünen tablo: Türkiye’nin kıskaçta olduğu.
Türkiye‘nin Kürdistan'la ilgili taktik rezervleri tükenmiş bulunuyor.
Çözüm, Kürdistan’ın direnen kanadını kırmayı hedefliyor.
Ön emarelerinden biri, Kürdistan’daki tutuklamalar, tehditler ve sivil Genelkurmay, Başbakan yardımcısı Akdoğan’ın, beton yığını açıklamaları.
Yumuşama bekleniyordu.
ABD’deki Texas grubundan daha "sert" bir "siyasi çete" oluşturuldu.
Ve Kürdistan’a, "boyun" eğdirmek için, yüksek yoğunlukta sivil/askeri bir manevra başlatıldı.
Karayılan, Kürt politik aktivistlere karşı tutuklama operasyonlarını kastederek: "operasyonlar durmazsa mecburen biz de tutuklamalara başlayacağız" demesini, karşı bir misilleme olarak algılamak gerekli.
Kürdistan’da var olan defacto "yönetim" Türkiye’ye bağlı değil.
Bunun altını çizmek istiyorum: Türkiye o diyarlarda, iktidar değildir artık.
Kobanê başta olmak üzere Kürdistan’daki halkların katledilmesi projesinin baş destekçisi olmaya devam ederse Türkiye, kaos ortamına yol açacak.
Genel kanı bu.
İki yıl önce, eğitim amaçlı bir gezi esnasında, İsrail politikası ve Yahudiler'in siyasi ve sosyal refleksleri üzerinde konuşan Yahudi kökenli Alman bir bilimci, "Kürdistan’ın kurtuluşu yolunda daha çok kan dökülecek" demişti.
Zannediyorum, Türkiye’nin tüm "çözüm/barış" söylemlerinin temelinde saklı olanın "mutlak inkar" olduğunu biliyordu.
Ancak Türkiye karşısında yükselen tarihi Kürdistan Bileşimi, Türkiye’ye "dur!" deyecek güçte.
Buna bir de dünya da Kürdistan’a duyulan sempatiyi ekleyin…