Kürtlerle Türkler arasında kapanması zor bir uçurum var.
15 Ağustos 1984’den bu yana ilk kez bu uçurum bu kadar derin.
Türkler, Kürtler’i kendilerinden çok uzak ve aşağıda hissediyorlar.
Türkiye’nin daha daha ve ultra yükselememesinin tek nedeni olarak Kürtler görülüyor.
Kürtler, Türkler’i ülkelerini talan edenler olarak görüyorlar.
Bazılarına göre, Türkiye çekilirse aradan, Kürdistan Ortadoğu’nun ikinci Dubai’si olacak.
Ama uçurum derin. Ortaya çıkan tabloyu tercüme ediyorum:
Uzun yıllar devam eden Türkiye menşeili şiddet ve Türk askerine dayalı işgal, kitleleri derinden etkiledi.
Ve bunun sonucunda:
Kitlelerin beynindeki "sinaps"lar, "Noradrenalin ve Serotonin" eksikliğinden, bu hormonları birbirlerine yeterli iletmedi ve uzun soluklu bir karamsarlık dönemi başladı.
Sonra, özellikle Çiller döneminden bu yana başlatılan ve Erdoğan’ın devam ettirdiği JİTEM-Polis-Ordu yüklü politika, Türkiye’deki "sinaps”lara "Noradrenalin ve Serotonin" pompaladı.
Biliniyor böylesi bir durumda, "çılgınlık” üretiliyor.
Başka adı "mania” olan çılgınlık, "fikirlerin uçuşu”nu doğurdu:
"Büyük Türkiye, Kötü Kürtler" vs.
Sonuçta ortaya çıkan tabloda, "linç" ve aşağılamaydı.
Böylesi bir durumda, her Türk’e (ister bu hakkı kullansın, ister kullanmasın) "dünyaya bedel" olma hakkı verildi.
Kürtler’e gelince:
Türkiye’nin Kürdistan’daki politikası Kürtler’i "kollektiv halüsinasyon"a (G. Le Bon) garketmişti.
Sonra, real bir 15 Ağustos efsanesi doğdu.
Şiirlerle, masallarla, süslendi.
İşe sosyal nüfusa dahil edilmeyen kadınlar, çocuklar karıştı.
Yaşlılar kendilerinde kudret buldular.
Ve tüm tablolarda olduğu gibi:
"Kitleler tarafsızdırlar" tezi suya düştü.
Bu "postmodern yalan"ı uyduranlar Ankara’daydı.
Ortaya çıkan şu oldu:
Kitlelerin "gerginlik içinde beklentide” (a.g) olduğu, özenerek saklı tutulan, Kürdistan geldi kapıya dayandı.
Kitleye etki, transferle "hemen beyinleri” (a.g.) fethederek, onların duygusal yönünü tayin etti.
15 Ağustus Efsanesi, Kürdistan’da "Bozkurtlar efsanesi"nin sonu oldu.
Ama biliniyor: "efsaneler’in ömrü uzun değildir". Yaratılan bir efsanenin yaşaması için, onu besleyen yeni efsaneler üretmeyen bir tarih, kitlelerin bakış alanı dışında kalır.
Kürdistan tarihinde yeni ersaneler yaratıldı:
"Modern Kawa";
"Ağit";
"Zilan";
"Apê Musa";
"Rojava", vd.
Türkiye’de paralelde başka "efsaneler"(?!!)'e yol açıldı:
"Kenan Evren";
"Çiller";
"Mehmet Ağar";
"Yeşil”;
"Erdoğan”
"El Nusra” v.s
İşte o uçurum…
Bir tarafta, varolmak için yola çıkanlar.
Diğerinde, beton yığını büstler yerine yenilerini yükseltmekte inat edenler.
Unutulmaması için yazıyorum:
Kitle teorisinde kadınlar: "hemen son derece ekstrem bir biçimde" (a.g.) sonuç almak üzere hareket ederler.
Ve şimdilerde, Türkiye’nin tersine Kürdistan politikasında erkeler kadar kadınlar da aktif.
Kitle-Türkiye-Kürdistan
Kürdistan’dan dönen bir dostum anlatıyor: