7 Haziran seçimlerinin somut sonucu, hiçbir partinin tek başına hükümet kurabilecek bir çoğunluğu kazanamaması oldu. Halk sadece AKP'nin tek parti iktidarına değil, 400 milletvekiliyle anayasayı tek başına keyfine göre değiştirebilecek bir yetki isteyen Tayyip Erdoğan ve AKP şeflerine de dur dedi. Onlara tek başına hükümet kurma hakkı bile vermedi. Sadece hükümet kurma konusu değil, artık AKP tek başına hiçbir yasa çıkaramaz. Atacağı her adımda en azından bir partiyle anlaşmak zorundadır. Bir askeri darbeyle anayasa yürürlükten kaldırılmadıkça durum budur. Bu dönemde yapılacak bir erken seçimden farklı sonuçlar beklemek de gerçekçi görünmüyor. Bu durumda bir koalisyon hükümeti kaçınılmazdır.

TBMM aritmetiği içinde birçok koalisyon mümkündür. AKP, her partiyle hatta bu partilerden alacağı kısmi destekle bile bir hükümet kurabilir. Bu hükümet güvenoyu da alabilir. Ama ülkenin sorunlarını çözecek bir iktidar olamaz. Çünkü Lenin'in özlü sözünde belirttiği gibi "Siyaset, aritmetikten çok matematiğe, cebirden çok yüksek matematiğe" benzer. Formalite olarak güvenoyu almış her hükümet iktidar olamaz, olsa da gündemdeki sorunları çözemez.

Ülkenin sorunlarını çözebilecek bir hükümet nasıl olmalı? Bu soruya cevap verebilmek için 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını doğru anlamak ve çarpıtmamak gerekir. 7 Haziran seçimlerinden önce, tüm partiler aylarca propaganda çalışması yapmıştır. Seçime giderken özellikle AKP ve HDP öne çıkmıştır. Kamuoyunda en çok tartışılan konu HDP ve AKP'nin alacağı sonuçlar olmuştur. AKP cephesi bütün gücüyle, medyasıyla her türlü kirli yönteme başvurarak HDP'ye saldırmıştır. Bu da yetmemiş gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasa ve hukuka aykırı olarak kampanyaya katılmıştır. Erdoğan devlet olanaklarıyla düzenlediği seçim kampanyasında hedefine HDP'yi koymuştur. Çözüm sürecini bitirdiğini, Dolmabahçe mutabakatını tanımadığını söyleyen Erdoğan, başta HDP'ye ve her türlü muhalefete karşı savaş açmıştır. Erdoğan ve AKP her yol ve yöntemle HDP'yi bastırıp baraj altında bırakmaya çalışmıştır. Buna sokak çetelerini HDP üzerine sürmeleri, Bingöl ve Erzurum'da olduğu gibi HDP'lileri linç ettirip öldürtmeleri, Karadeniz'de devlet güçleriyle birlikte saldırmaları, Mersin ve Adana'daki bombalı katliam girişimleri de dahildir. Seçimden iki gün önce Diyarbakır mitinginde yapılan katliam AKP'nin gerçek yüzünü göstermiştir. AKP bütün gücüyle TEK TEK'çi statükoyu ayakta tutmak ve sürdürmek için çaba göstermiştir. HDP ise bütün saldırılara rağmen, tüm ezilenlerin birleşmesiyle demokratik bir açılımı savunmuştur.

Seçimlerde AKP büyük oy kaybına uğramış ve HDP barajı rahat rahat aşarak seçimin galibi olmuştur. Bundan daha önemlisi, halkın AKP'nin çözümsüzlük ve savaş politikasına "Hayır", HDP'nin demokratik çözüm politikasına "Evet" demesidir. Bu mesajı herkes doğru okumak ve anlamak zorundadır. Kurulacak koalisyon halkın bu iradesini yok sayamaz. Tersine bunu dikkate almak ve halkın istemlerine, tercihlerine cevap vermek zorundadır. Halk açık ki statükocuları değil, demokratik dönüşümü desteklemiştir.

Şimdi, kurulacak koalisyon konusu tartışılırken yapılan seçimi ve sonuçlarını akıldan çıkarmamak gerekir. Seçimi ve sonuçlarını yok sayan, gene eskisi gibi halka rağmen, bildiğini okumaya devam eden yaklaşımların başarı şansı yoktur.

Kurulacak hükümetin işlevini ve ömrünü belirleyecek olan demokratik çözüm konusundaki tutumu olacaktır. Bu politika, sadece ülkede değil, bölgedeki gelişmeleri de etkileyecektir. Türkiye devleti tüm kurumlarıyla birlikte tarihi bir karar vermek zorundadır: Ya demokratik çözüm yoluna girilip tüm ezilenlerin eşit-özgür yaşam istemlerine cevap olunacaktır ya da DAİŞ ile işbirliği içinde kanlı bir bataklığa sürükleneceklerdir. DAİŞ çetelerinin Kobanê halkına, sivillere yönelik son katliamları bu sorunun önemini göstermiştir. Bölgede bir halk katledilirken diğer yerlerde barış sağlanamaz. Devlet, Kürdistan'ın bir parçasında DAİŞ çeteleriyle işbirliği yaparak Kürtleri katlederken, diğer parçalarda çözüm olanaksızdır. Yani çözüm derken, bölge çapında ve sadece Kürdistan halkını değil, bölgenin tüm ezilenlerini kapsayan bir anlaşmadan söz ediyoruz. Yoksa kalıcı bir çözüm ve barış sağlanamaz.

Yeni Meclis halkın iradesini dikkate alırsa, ülkede ve bölgede bir çözüm yolu açabilir, yeni bir umut yaratabilir. Eskide inat ederse her geçen gün daha büyük sorunlara ve çözümsüzlüklere yol açar. Halk seçimlerde ortaya koyduğu irade ve tercihlerine her an ve güçlü olarak sahip çıkarak yeni meclise yön vermeye devam edecektir. Müzakere ve demokratik çözüm yolunun açılması böyle sağlanabilir.