İngiliz Times gazetesinin iç sayfalarında Tom Coughlen ve Hannah Lucinde Smith’in haberine göre "Kürtler Kobanê’de kazanmaya yakın". Haberin içeriğine göre, IŞİD’in ikmal yollarından birisi olan Miştenûr Tepesi Kürtlerin denetimine geçti. IŞİD yenilmezliğini kanıtlamak için devamlı olarak takviye güç gönderiyor. Ancak Kobanê’nin yüzde 90’ı Kürtlerin elinde. Miştenûr Tepesi'ne YPG’nin bayrağı dikilmiş.
ABD müteffiki Türkiye'nin Kürt devletinin huzursuzluğuna rağmen IŞİD siperlerinin, lojistik bölgelerini bombalamaya devam ediyor. Habere göre, Oklahama Üniversitesi Suriye bölümü uzmanı Joshia Landis "ABD güçleri bölgede tek güvenilir ortak olarak Kürtleri görüyor".
Siz bunu Güney Kürdistanlı Kürt güçleri olarak okuyun. Zira IŞİD güçleri Hewlêr’in 45 km yakınındaki Mexmûr ve Giwer ilçelerini ele geçirmemiş, Kürdistan’ın Güneyi’nin güvenliği tehlikeye girmemiş olsaydı sayın Mesud Barzani’nin ABD’yi ikna operasyonu belki de mümkün olmayacaktı.
Haftanın önemli haberlerinden birisi de Suriye’deki BAAS rejiminin Cizîrê Kantonu'na bağlı Hesekê'de Kürt mahallelerine saldırması, böylece Kürtlere yönelik dördüncü cephenin açılması idi. Hafız'ın oğlu Kürtlere kanlı dişlerini bir kez daha göstermiş oldu. Gazetelere yansıyan haberlere göre Kürt mahalleleri obüs ve havan topları ile dövülüyor, misket bombası kullanılıyor. PYD’nin şehit ve yaralıları var. Bu, BAAS rejiminin ilk saldırıları değil. Daha önce de Efrîn’in köylerine hava saldırıları yapılmıştı. Hiç şüphe yok, Suriye’de istikrarın sağlaması halinde BAAS rejiminin ilk hedefi Rojava özerk kantonları olacaktır. Hafız'ın oğlu bu tutumuyla IŞİD’inde ekmeğine yağ sürmüş oluyor. Yarın ortaya çıkacak bir Kürt-Arap çatışmasında IŞİD çeteleri çok rahatlıyacaktır.
Sömürgecilerin Kürtlere yönelik tavırları hiç değişmez. Ruhunda, elinin altında tuttuğu sömürgesini kaybetme korkusu vardır. Onun için Kürt hareketleri devamlı olarak Kürt tarihine bakıp, ondan ders çıkarmalıdırlar. 1975’te İran sömürgeciliği Kürtleri bir günde sattı. Sayın Öcalan Suriye’de iken Muhabarat bazen Kürtlerin rahat hareket etmeleri için kemeri bollaştırıp nefes almalarına izin veriyorlardı, bazen de kemeri sıkıp Kürtleri nefessiz bırakıyorlardı. Kürdistan'ın güneybatısına yaptığım gezilerde bunu gözlerimle görmüştüm.
Sömürgeci devletler ve onların ağa babaları Cizîra Botan'ı 1923'te Lozan’da ikiye böldüler.
Bir parçası Türkiye’de kaldı, diğer parçası ise Suriye’de. Cizîra Botan'ın Türkiye'de kalan parçasının önemli kenti Cizre’de Kürtlere yönelik katliam politikası devam ediyor. TC Cumhurbaşkanı kendi ağzı ile itiraf ediyor ve diyor ki, "Cizre'de devletin resmi arabaları ile gidip bazı yerlere bomba bırakıyorlar. Bunların inlerine girdik". Polis içerisindeki paralel yapıyı kastediyor.
Adama sormazlar mı; Hrant Dink cinayeti sırasında Trabzon istihbarat amiri olan zatı senin İçişleri Bakanın Cizre’ye Emniyet Müdürü olarak atamadı mı? Cizre olayları ondan sonra yükselerek doruğa ulaşmadı mı? Cizre’deki olayların arkasında, özellikle Kürtler arasındaki çatışmalarda İran sömürgeciliğinin parmağı yok mudur? Şüphesiz ki vardır. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu en son eğitimini Kum’da almıştı. Tahliye olan Şur’a üyeleri halen İran’dalar. Sömürgeciler rahat durmazlar. Kürtleri birbirine kırdırtmak için bin türlü dalavere çevirirler. Kürtlerin de bu dalavereleri boşa çıkarmak için birliğe ve tarihlerini iyi bilmeye ihtiyaçları vardır. Öyleyse tarihimizi iyi öğrenelim, birliğimizi sağlıyalım.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 21 Ocak 1996'da Azadiya Welat gazetesi İstanbul'da haftalık olarak yayınlanmaya başladı.
* 22 Ocak 1946'da Mahabad’taki Çarçıra meydanında hükümet binasına Kürt bayrağı çekilerek Mahabbad Kürt Cumhuriyeti ilan edildi. Cumhuriyetin ilk ve tek Cumhurbaşkanı Qazi Muhammed oldu.
* 23 Ocak 1984'da İstanbul DDKO’nun ilk başkanı, PDK'li Türkiye üyesi, DDKD davası sanıklarından Necmettin Büyükkaya Diyarbakır Cezaevi'nde Güvenlik Amiri Ali Osman ve ekibi tarafından vurularak şehit edildi.
* 24 Ocak 1995'te Cenevre Sözleşmesi PKK tarafından imzalandı.
* 25 Ocak 1984'te Ala Rızgarî davası sanıklarından Remzi Aytur Diyarbakır Cezaevi'ndeki katliamları protesto etmek için yaşamına son verdi.