
Kürt halkının Önderliğine karşı düzenlenen komplolar birbirini izledi. Bu komploların en karmaşık haliyle esir alınarak kapatıldığı İmralı'dan geliştirdiği demokratik çözüm atakları ile bir taraftan hareketin önderliğini sürdürmeyi, bir taraftan da sistemin çözümsüzlük siyasetini boşa çıkarmayı başardı. Aynı süreçte vaktiyle büyük emek vererek temellerini attığı Rojava'da PYD'nin önderlik ettiği özgürlük mücadelesi devrimle taçlandı.
IŞİD'in Kobanê'ye yönelik açık toplum ve doğa kırım saldırıları ve arkasından alınan tutumlar, bu gerçek tespit edilmeden anlaşılamaz. Dahası IŞİD faşizminin sadece kendisi için değil, daha çok da çöplüğünde ürediği uluslararası ve bölgesel sömürgeci güçler için saldırdığı görülemez.
Türkiye'nin tutumuna gelince, esastan zihniyet ve paradigma değiştirmedikçe, sözde ne derse desin, ABD ve AB merkezli bir dünya gücü olan, kendisinin de üyesi olduğu NATO'dan bağımsız hareket edemez. Bu tarihsel dönemde tüm uluslararası ve bölgesel sömürgeci gücün kirli, sinsi çıkar ortaklıkları kadar farklı hesapları da vardır. Ama hiçbirinin hesapları arasında halklardan, insanlıktan, doğadan yana hiçbir şey yoktur.
Kapitalist modernite içindeki uluslararası güçlerin tümünün muradı, daha önceki iki dünya savaşında oluşturulan düzene müdahale ederek, Ortadoğu'yu çıkarlarını koruyacak ve geliştirecek biçimde yeniden yapılandırmak, gelişen demokratik halk hareketlerini işbirlikçi hale getirmek ve getiremiyorsa tasfiye etmektir. Kobanê'nin kısa sürede düşeceği beklentisi ile oluşturulan uluslararası koalisyon güçlerinin yapmak istediği de budur. Bu sinsi, kirli niyetleri nedeni ile yaklaşık bir ay sınırsız vahşet saldırılarını seyrettiler.
Suriye'de işin başında ABD, İngiltere, Türkiye gibi güçlerin El Kaide kalıntısı El Nusra gibi aralarında olduğu grupları sözüm ona Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında bir araya nasıl getirdiklerinin, ÖSO'ya çok yönlü verilen desteğin gözler önüne getirilmesi, ''Zalim Esed'e karşı sürdürülen savaş, bizim iç meselemizdir'' diyecek denli taraf olunurken, ''Kobanê ile bizim ne alakamız var; Hakkari'nin, Diyarbakır'ın ne alakası var" sözlerinin sahibi yalnızca Erdoğan değil, dünyanın iktidarında söz sahibi olan herkestir.
Ne Esad yönetimi ne ÖSO ile bir olmadan, yani sırtını şu ya da bu gerici- sömürgeci güce dayamadan, demokratik ulus anlayışına uygun olarak, birbirleriyle eşitlik ve özgürlük esasında ilişkilenen, Suriye sınırları içindeki Rojava'da bir arada yaşayan tüm halkların gönüllü, demokratik birliğine dayalı öz yönetim sisteminin temelleri atıldı. IŞİD'in Kobanê'ye saldırısı karşısında, uluslararası güçlerin seyirci kalmasının asıl nedeni budur.
Kobanê, Êfrin ve Cizîrê'de temelleri atılan demokratik özerk kanton yönetimlerine, hem Esad rejimi ve hem de ÖSO, en başından itibaren kendi saflarına gelmezse, onları yok edeceklerini belirttiler. Dahası önce El Nusra, sonra da IŞİD, Esad rejiminden çok, Rojava'ya saldırdı. Nitekim, IŞİD tüm güçleriyle Kobanê'yi 40 güne yakındır kuşatma altında tutuyor ve düşürmeye çalışıyor. Ancak YPG/YPJ gerillalarının eşi-benzeri görülmemiş direnişi karşısında Kobanê, tüm dünyanın gözünde her gün biraz daha yüceliyor.
Kobanê'yi savunan YPG ve YPJ, Kobanê halklarının öz savunma gücüdür. Herhangi bir ülkeye ya da halka silah çevirmiş değillerdir. Yaşadıkları toprakların mazlum, kadim halklarının çocuklarıdırlar. Akrabalarının yarısı Kobanê'de, yarısı Suruç'tadır. Yani sadece duygu olarak değil, fiili olarak da Diyarbakır ile Rojava birbiriyle alakalıdır. Devlet güvenlik güçlerinin tüm vahşi saldırılarına karşın, halklarımız Kobanê sınırına işte bu nedenle koşmaktadırlar.
Sadece Kürt coğrafyasına değil, tüm dünyaya yayılan "Her yer Kobanê, her yer direniş!" sloganlarının ortaya koyduğu haklılık ve meşruluk yüzünden, uluslararası koalisyon uçakları, IŞİD mevzilerini vurmaya başladı ve yardım koridorunun açılması için adımlar atılmaya başlandı. Henüz tehlike tam olarak geçmedi ama kazanan Kobanê direnişi ve Rojava devrimi olacaktır!