15 Eylül’den bu yana Kobanê’de artan saldırılar sonucu, Kürdistan ve Türkiye’den insanlar Suruç’taki sınır hatlarına gelerek, direniş nöbetleri tutmaya başladı. Yaklaşık 25-30 km. mesafede insan zinciri oluşturuldu ve müthiş bir dayanışma örneği sergilendi. Fakat insanlar geldiği günden bu yana asker ve polisler tarafından her gün gaz bombalarına, gerçek mermilere maruz kaldı. Bir yandan da çetelerin attığı havan topları, mermiler ve füzelere de maruz kalıyorlardı. Bu zaman zarfında birçok insan yaralandı, şu ana kadar Suruç sınır hatlarında ölümlerin olmaması sadece ama sadece bir tesadüf…

Neler yaşandı?  
Sınır hatlarında nöbet tutan halka Ankara merkezli sistematik şiddet uygulandı. Sınır hatları valilik kararıyla boşaltılmaya çalışıldı. Çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden korkunç bir vandalizm yaşandı, hala da yaşanıyor. Bu saldırılar önce asker ve jandarma eliyle oluyordu, dönemsel olarak da çevik kuvvet polisleri ekleniyordu.
Sayısını unuttuğum havan topları atıldı, sayısını unuttuğum füzeler atıldı, sayısını unuttuğum mermiler atıldı, sayısını unuttuğum evler yandı, arabalar yandı. Suruç’un girişleri sınırlara gelmek isteyen halka kapatıldı.
Tüm bu yaşananlara rağmen sınırdaki halk nöbetlerini kararlı ve ısrarlı bir şekilde sürdürmeye devam etti, hala da ediyor.
Son durum…
Şu an, Suruç sınırından askerler çekilmiş durumda. Devlet buradaki insanların can güvenliğini sağlayacağına, sınırları boşaltarak saldırıyor ama tüm saldırılara rağmen halk günlerdir neredeyse uyumadan nöbetlerini sürdürüyor.
Özellikle geçtiğimiz Pazartesi günü seferberlik çağrısından sonra asker ve polisin saldırısı daha da bir sertleşti. Kürdistan ve Türkiye’de de bu sertlik devam ediyor ve ben bu satırları yazdığım sırada 14 insan hayatını kaybetti.
Suruç’tan Kobanê’yi izliyoruz. Yüreğimiz orada, her bir patlamada, her bir kurşun sesinde, her bir dumanı gördüğümüzde yüreğimiz ağzımıza geliyor.
Kobanê’de sivillerin hepsi boşaltılamadı ve orada bir katliamla yüzyüzeler. Çetelerin asıl amaçlarından biri de Suruç’ta bulunan Mürşitpınar sınır kapısını ele geçirmek. Çünkü o zaman Kobanê’yi dört bir taraftan çembere alacaklar.
Türkiye IŞİD veya DAİŞ çetelerine göz yumuyor…
Evet göz yumuyor. Buna birçok kere tanıklık da ettik. Bir iki örnek verirsem, Suriye tarafından Türkiye’ye askerlerin dibinden, gözü önünden içinde çetelerin bulunduğu 7 araç geçti. Sınırdaki halk bunu fark etti ve araçları taşlamaya başladı, arkasından koştular ama arabalar tozu dumana katarak kaçtılar, büyük ihtimal yaralı çete üyeleri vardı içinde.
Yine askerlerin DAİŞ çetelerine araç tahsis ettiği görüldü.  Bir yandan da özel hareketin denetiminde hayvan sürüleri arasından çeteler geçiriliyor. Tren ve tırlarla da mühimmat geçirildiği köylüler tarafından tespit edildi.
Davutoğlu “Kobenê’nin düşmesini istemeyiz” derken, buradaki halk, “madem düşmesini istemiyorsunuz, neden her gün Kobanê ile dayanışmak için gelen halka askerinizle, polisinizle saldırıyorsunuz?” diye soruyor. Yine Erdoğan’ın, “Kobanê düştü düşecek” söylemine buradaki halk, “Kobanê düşmeyecek, gerekirse her yeri Kobanê’ye çeviririz” cevaplarını veriyor.
Askerlerin sınırdan çekilmesi soru işareti. Çünkü Kobanê ne kadar DAİŞ tehlikesi altındaysa, Suruç da bu çetelerin tehlikesi altında.