DAİŞ faşizmine ağır kayıplar verdiren Kürt savaşçıları, DAİŞ’i bozguna uğrattı. Elbette ki burada bozguna uğrayan sadece DAİŞ (IŞİD) faşizmi olmadı. DAİŞ’i açık veya gizli destekleyen bütün güçler bozguna uğramış oldu.
Kürt halkının dostları bu başarıyı takdir ve sevinçle karşılarken; uluslararası güçler ve bölge ülkeleri ise istemeyerek de olsa bu gerçeği kabul etmek zorunda kalıyorlar.
Kobanê zaferi bölgesel ve uluslararası güçlerin hesaplarını bozdu. Bu durum bölgesel ve uluslararası alanda önemli düzeyde yankı bulmaya başladı.
Geçen hafta güney Kürdistan Federal Kürt Palamentosu, Rojava Kantonlarını tanıdığını resmen deklere etti. Ardısıra, ABD uçakları güney Kürdistan’dan yüklediği tıbbi ve askeri malzemeleri Kobanê’ye indirdi. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, peşmergelerin Kobanê’ye geçişine izin verebileceklerini açıkladı. ABD Dışişleri bakanı Cohn Kerry, ABD’nin Rojava konusundaki stratejisinin değişmediğini ancak Kobanê’ye silah göndermek "zorunda kaldıklarını" söyledi.
Bu önemli gelişmeler aslında çok sayıda soru işareti barındırıyor içinde. Örneğin, Kerry’nin zorunluluk dediği şey ne? Kerry, 'ABD’nin stratejisi değişmedi’ diyerek kimlere mesaj verdi? Strateji değişmediyse neden silah gönderildi?
PKK ve PYD’ye hayır, KDP’ye evet!
Soruları arttırabiliiriz:
Türk hükümeti peşmergenin geçişine izin vermişken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’yi Kobanê’ye silah gönderdiği için eleştirmesi ne anlama geliyor?
Türk devleti, daha düne kadar yaralı YPG'lilerin sınırdan geçişine izin vermeyerek yaşamlarını yitirmelerine yol açarken; peşmergelerin Kobanê’ye gidişine izin vermesi çelişkili değil mi?
Türk devletinin Rojava siyasetini bilenler için elbette ki çelişki değil. Şaşırtıcı da değil. Türk devleti bu yaklaşımla tutumunu aslında net bir biçimde ortaya koymuş oluyor.
Çelişkili gibi duran her iki söylemin özü: şu: KDP’ye evet; PKK’ye, PYD’ye hayır.
Hala Başbakanmış gibi davranan Erdoğan, PYD ve PKK’yi aynı görerek DAİŞ’le eşitliyor, aynı kefeye koyuyor. Onun için de ABD’nin Kobanê direnişçilerine silah göndermesinden rahatsızlık duyuyor.
Bu realite ışığında bakıldığında aslında değişen bir şey olmadığını ABD’nin, KDP’nin ve Türk devletinin Rojava stratejisinin değişmediğini söyleyebiliriz.
Kerry’nin zorunluluk dediği
Kerry’nin zorunluluk dediği şeye gelince; Çıkarların ortaklaşması, yeni stratejik ortaklık gibi bir durum söz konusu değildir. Söz konusu olan şey; Kürt özgürlük güçlerini görmezden gelerek Ortadoğu’da siyaset yapıldığında, hesapların her an boşa çıkabileceği gerçeğidir ki Kerry’nin zorunluluk dediği tam da bu oluyor.
Ortadoğu’nun yeni güç dengelerinde önemli bir aktör olan Kürt özgürlük güçlerini görmezden gelmek artık imkansızdır.
Her üç aktörün (Türkiye, ABD, güney Kürdistan) açıklamalarına bakarak, ortak konseptin yeni bir taktikle devrede olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Anlaşılan o ki Kobanê zaferi, bölgesel ve uluslararası dengeleri bozmakla kalmadı aynı zamanda var olan dengeleri altüst etti. Bütün güçleri yeniden siyaset belirlemeye zorladı.
Ancak Türk devlet yetkililerinin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarının değişmeyeceğini söylemesi ve PKK ile DAİŞ’i aynılaştıran söylemleri; AKP Hükümetinin bu gerçeklik karşısında deve kuşu misali başını kuma gömmeye devam ettiğini gösteriyor.
Direnenler belli
Güneyli güçlere gelince; güneyli güçlerin Kobanê siyasetinin ABD onaylı olduğunu görmek zor olmasa gerek. Öyle anlaşılıyor ki ABD ve Türk devleti güneyli güçlere Kobanê için yeşil ışık yaktı. Ancak peşmerge geçişinin olup olmayacağı hala muamma. Türk medyasında 'peşmerge gitti’ şeklinde çıkan haberlerin ise aslı astarı yok.
Bu gerçeklik ortadayken, güneyli güçlerin 'silahları ben gönderdim’ kavgası yapması vahim bir durumdur.
Ne yazık ki (YNK de dahil) güneyli güçler Kobanê zaferinden pay kapma çabası içerisindedir.
Bu beyhude çabaların Kürt halkı nazarında hiçbir anlamının ve değerinin olmadığı bir gerçek. Uluslararası kamuoyu ve bölge halkları açısından da kimlerin direndiği ortada.
Sormazlar mı, bir ayı aşkın bir süredir faşist DAİŞ’e karşı kim direndi? Kim savaştı? DAİŞ’i kim Kobanê’de hezimete uğrattı? Kimler bu uğurda yaşamını verdi, diye.
Kobanê zaferinin kimin eseri olduğu gün gibi aşikardır. Kobanê zaferi, onurluca bir ölümü, onursuzca bir yaşama yeğ tutanların zaferidir. Kobanê’de, Amed’de, Mahabad’da, Süleymaniye’de ve Brüksel’de 'Kobanê yalnız değildir’ diye alanlarda haykıran bütün Kürtlerin zaferidir.
Ve Kobanê zaferi, 'yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz’ diyenlere bir selam; ihanete ve işbirlikçiliğe atılmış bir şamardır.