Kobane direnişini destekleyen kitlelerdeki söz konusu kararlılık aslında direnişçilerin kararlılıklarının ifadesi oluyor. Çünkü Kobane direnişini yürüten savaşçılardan dışarıya tarihi bir kararlılık yansıyor. Tam bir fedai duruşu söz konusu! Basın yoluyla kamuoyuna açıklama yapma imkanı bulan savaşçılar “Son nefeslerine kadar direneceklerini” söylüyorlar. “IŞİD’in Kobanê’ye giremeyeceğini” belirtiyorlar. “Kobanê IŞİD’e Mezar Olacak” sloganını en çok onlar dile getiriyorlar.
Kobane savaşı üçüncü haftasını dolduruyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Ortadoğu JİTEM’i” dediği IŞİD adlı faşist çete üç haftadır tüm gücüyle saldırıyor. Buna karşı Kürdistan halkının ve demokratik insanlığın desteğini alan Kobanê halkı ise yüzyılın direnişini sergiliyor. Kadın-erkek, genç-ihtiyar tam bir halk direnişi yaşanıyor. IŞİD adlı faşist çete birçok çevrenin desteğini alırken, Kobanê halkı gerçek bir öz güç direnişini ortaya koyuyor.
Savaşta üçüncü hafta dolarken çatışmalar şehir sınırına gelip dayanmış bulunuyor. Kobanê kırsalı ancak üç hafta dayanabildi. Herkesin birkaç günde tüm Kobanê’nin IŞİD’in eline geçeceği beklentisi dikkate alınırsa, Kobanê kırsalının üç haftaya yakın direnmiş olmasının mucizevi bir olay olduğu açıkça görülebilir. Böyle kahramanca bir direniş kuşkusuz onlarca şehit verilerek gerçekleştirilmiştir.
Şimdi direnme sırası Kobanê merkeze gelmiştir. Rojava Kürdistan halkının kahraman savunma gücü YPG-YPJ, şimdi de tarihi bir şehir direnişine girişmiş durumdadır. Bu güçlerin Kobanê’yi IŞİD çetelerine vermemek için son nefeslerine kadar direnecekleri açıkça ortadadır. Çünkü Kobanê, Rojava direnişinin sembolü haline gelmiş bulunmaktadır. Sadece Rojava direnişinin de değil, tüm Kürt direnişinin kalbinin attığı bir alan olma özelliği kazanmış durumdadır.
Kobanê’yi Kürtler açısından önemli kılan birçok husus söz konusudur. Her şeyden önce Rojava Özgürlük Devrimi'nin başladığı bir alan konumundadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 1979 Temmuz başında yurtdışına çıkarken ilk ulaştığı şehirdir. Yine 19 Temmuz 2012 Devrimi ilk önce Kobanê’de başlamıştır. Kobanê, Rojava Kürdistan’ı oluşturan üç bölgenin ortasında yer almaktadır. Dolayısıyla Rojava bütünlüğünün sağlanmasında önemli bir konuma sahiptir. Ayrıca bir direniş sembolü haline gelmiş olmasının da ciddi bir psikolojik etkisi vardır.
Bütün bunlar dikkate alınırsa, Kobanê savaşının Kürtler açısından her bakımdan çok büyük bir önem taşıdığı rahatlıkla görülebilir. Hatta kader belirleyici bir önem atfedildiği gözlenmektedir. Sadece Rojava Kürdistan açısından da değil, tüm Kürdistan açısından böyle bir önem atfedilmektedir. Neredeyse Kürdistan Özgürlük Devrimi'nin kaderi Kobanê direnişine bağlanmış durumdadır. Bu nedenle Kobanê savaşçıları tam bir fedai duruşla Kobanê’de ölmeyi göze almakta, ama Kobanê’yi IŞİD çetelerine vermeyi asla akıllarından bile geçirmemektedirler.
Nitekim KCK Yürütme Konseyi ve KONGRA GEL Başkanlık Divanı yaptıkları toplantılar ardından kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda bu öneme dikkat çekmişler, Kobanê’nin düşmesinin yürütülen “Çözüm sürecinin sonu olacağını” açıkça deklere etmişlerdir. Bu temelde IŞİD’in Kobanê’ye böyle saldırabilmesinden Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve AKP Hükümetini sorumlu tutmuşlardır. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise neredeyse her gün yaptığı açıklamada bu gerçeği dile getirmiş, devlet ile AKP Hükümetini çok ciddi ve açık bir tarzda uyarmıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin farklı kurumlarının ifade ettikleri bu durumu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da, HDP Heyeti ile yaptığı son görüşmeden sonra adına yapılan basın açıklamasında deklere etmiştir. Önder Abdullah Öcalan, Kobanê’nin IŞİD çetelerinin eline geçmesinin çözüm sürecinin sonu olacağını çok açık bir biçimde belirtmiştir. Böylece direnen Kürtler tam bir ortak görüş ortaya koymuşlar ve İmralı’dan farklı bir görüş geleceğini bekleyenlerin umutlarını sona erdirmişlerdir.
Şimdi Türkiye siyaseti işte bu önemli durumu tartışmaktadır. Herkesten önce AKP yöneticilerinden peş peşe açıklamalar gelmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu tutumu bir “Tehdit” ve “Çözüm sürecini sona erdirme girişimi” olarak değerlendirilmektedir. AKP’nin Kürtlerin ortaya koyduğu bu tutum karşısında ciddi bir panik içine düşmüş olduğu gözlenmektedir. Özellikle AKP Hükümeti'nin IŞİD’e verdiği desteğin basın organları tarafından kanıtlanması AKP’nin telaşını daha da artırmaktadır.
Burada şunu söylemek gerekir: Ciddi siyasal durum ortaya çıkınca paniğe gireceğine, bu konuda aylardır çok yönlü uyarılar yapılırken AKP Hükümeti bunları ciddiye alsaydı daha doğru yapmış olurdu. Fakat AKP Hükümeti bunu yapmadı. Hep Kürtleri oyalamaya ve zaman kazanmaya çalıştı. Dahası Rojava’da Kürtlere saldıran çeteleri aktif desteklerken, Bakurê Kürdistan’da ateşkesi ve çözüm sürecini sürdürebileceğini sandı.
Tabi AKP’nin bu tutumu ciddi bir yanılgıydı ve şimdi bu gerçek açığa çıkıyor. Kürt Özgürlük Hareketi aslında çok önceleri alması gereken tutumu ancak şimdi alıyor. Dolayısıyla geç kalmış bu tutum karşısında AKP’nin paniklemesi anlamsızdır. Kürtlerin tutumunu tehdit olarak ifade etmesi de boş bir tanımlamadır. Çünkü esas tehdit, Kürtlere yöneltilen Irak ve Suriye’ye yönelik sınır ötesi operasyon tezkeresidir. Bu tezkerenin Kürdistan Özgürlük Hareketini hedeflediği ve tehdit ettiği tartışma götürmezdir.
Çözüm sürecini sona erdirme girişimi gibi ifadelere gelince, AKP gerçekten de hangi çözüm sürecinden söz ediyor. Çözüm sürecine hiç başlamayan ve baştan beri süreci tersinden tanımlayan aslında AKP’nin kendisidir. Şimdiye kadar “Kürt sorununu çözmek istediğini” hiçbir belgeye geçirmiş değildir. Hep PKK ile özdeş gördüğü “Terörü sona erdirmekten” söz etmiştir. Buna karşılık Kürt sorununu çözmek ve Türkiye’yi demokratikleştirmek için Kürtlerin ne kadar fedakarlık yaptıkları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ne büyük bir sabırla çalışma yürüttüğü ortadadır.
Kobanê savaşındaki gidişatın “Çözüm süreci” denen süreci sona erdireceği daha şimdiden görülmektedir. Kürt tarafının bu uyarıları sadece bir söz değil, gittikçe pratikleşen bir durum olmaktadır. Nitekim KCK organları söz konusu sürecin kendileri açısından bir anlamının ve geçerliliğinin kalmadığını açıkça belirtmişlerdir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın HDP Heyeti ile yaptığı son görüşme ardından basına verilen açıklamada da sürece ilişkin benzer bir tutum ortaya konmuştur.
Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çözüm sürecinin gidişatını sadece Kobanê savaşının sonucuna bağlamamış, aynı zamanda çözüm süreci konusunda da her şeyi AKP’nin pratik adım atmasına bağlayan net bir tutum takınmıştır. Artık eskisi gibi süren bir sürecin varlığına dair bir açıklama söz konusu değildir. “Madem Hükümet yol haritası ortaya koyuyor, o halde pratik adım atsın da sonucunu görelim” biçiminde her şeyi AKP’nin adımına bağlayan bir açıklama söz konusudur.
O halde durum ciddidir. Hiç kimse eskisi gibi bir sürecin varlığından söz edemez. Herkes bu gerçeği görmek ve buna göre hareket etmek durumundadır. Özellikle Kürtler ve demokratik güçler ortaya çıkan bu gerçeği görmeli ve bunun gerektirdiği mücadeleciliği gecikmeden gösterebilmelidir. AKP’den daha fazla beklentili olmanın artık bir anlamı yoktur. O halde Kürt halkı ve demokratik güçler kendi demokratik özerklik çözümlerini hayata geçirmek için tüm güçleriyle çalışmak durumundadır.
Kobanê IŞİD’e mezar olacak!
Hakkari’den İstanbul’a kadar yüz binler yürüyor. Binlerce, on binlerce insan günlerdir Suruç’a gitmiş, Kobanê sınırında duruyor. MHP ve AKP dışında her eğilimden insan var. Rengârenk bayraklar ve flamalar taşınıyor. Herkesin ortaklaştığı ve en çok atılan slogan “Kobane IŞİD’e Mezar Olacak” sloganı oluyor. Kitleler bu konuda son derece umutlu ve güvenli görünüyor. Belki de niyetlerini ve dileklerini ifade ediyorlar.