
Kobanê katliamı kimin eseri ve bu katliamla ne amaçlandı? Bu konu özellikle Kürt cephesinde çok tartışıldı ve detayları paylaşıldı. Bununla birlikte bu katliamın ortaklarından olan Türk devletinin kanlı geçmişine de bakmak gerekiyor. Katliamın gerçekleştiriliş biçimi kontrgerilla tarzında ve çok tanıdık. Tetikçileri IŞİD çeteleri olsa da planlanması, hazırlanması, hayata geçiriliş biçimi Türk kontrgerillasına aittir.
TC kurulduğundan bu yana konrgerillacılık ya da özel harpçilik denilen en kirli, kanlı ve insanlık dışı yöntemleri varlığını güvence altına almak için kullandı. Devlet olarak temel politikası budur. Yaratıcı, kapsayıcı, akılcı politika yeteneği bulunmayan Türk egemen devlet geleneğinde yıllardır bu yöntem esas alınıyor. Kökleri Osmanlıya dayanan bu devlet geleneğinde, tarih boyunca karşımıza çıkan yüzlerce kirli örnek var.
Sömürgecilik, ırkçılık, faşizm, inkar ve imha üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti başından itibaren bir kontrgerilla örgütü gibi inşa edildi, bir "kontrgerilla cumhuriyeti" olarak şekillendi. Devlet, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların, Alevilerin, Süryanilerin emekçi, sol-sosyalistlerin kanı üzerinde vücut buldu ve devamını sürekli kan, kıyım ve zulümle sağladı. Esas politikasını kontregerilla tarzında belirledi.
Türk devleti kontrgerilla stratejisine göre örgütlendi
1940’lara kadar Kürt isyanlarına karşı kullanılan kontrgerillacılık, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD’nin hizmetinde NATO’nun himayesinde sol sosyalist demokrat güçlere karşı faaliyet yürüttü. 1960, 1971 ve 1980 darbeleri Türk kontrgerillasının sol-sosyalist ve demokrat güçlere karşı NATO’yla ortaklaşa yaptığı darbelerdir.
1977’den itibaren (PKK kurucu kadrolarından Haki Karer’in katliamı) PKK’ye karşı harekete geçmiştir. 1985’e kadar yürüttüğü bu kirli, kanlı savaşta başarılı olamayınca, NATO yardımına koştu.
1992’den itibaren Türk devleti ve Türkiye toplumu bir bütünen özel savaşa ve kontrgerilla stratejisine göre örgütlendirilmiştir. Amaç Kürt Özgürlük Hareketi'ni imhadır. Bunun için her türlü gayri meşru, kirli ve insanlık dışı politika uygulanmıştır.
4500 Kürt köyü yakıldı, 1 milyon insan yerinden yurdundan edildi, 17 bin faili meçhul cinayet işlendi, JİTEM, koruculuk, hizbulkontra güçleri Kürtleri katliamlardan geçirdi, Kürtler zindanlara dolduruldu ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a 1 ton ağırlığındaki bombayla Şam’ın ortasında suikast düzenlendi.
Bunların hepsi kontrgerilla ve özel savaş yöntemleridir, insanlık suçudur. Kürt Özgürlük Hareketi'yle ayağa kalkan ve temel insan haklarını talep eden Kürt halkı soykırımdan geçirilmek istenmiştir. Yine tutmayınca yine NATO devreye girmiş ve uluslar arası komplo gerçekleştirilmiştir. Ancak Kürt Halk Önderi teslim alınamamış Kürt Özgürlük Hareketi PKK tasfiye edilememiştir.
Ergenekon yerine AKP faşizmi
Tüm bu uygulamalara rağmen, Beyaz Türkçülerin yürüttüğü kontrgerilla stratejisi başarı sağlayamadı. Bu Beyaz Türkçülük, iktidardaki yerini yeşil AKP faşizmine bırakmak zorunda kalmışdı. 2002’den itibaren iktidar AKP şahsında yeşil Türkçülüğe verildi ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiyesi için sınırsız destek sunuldu. Bu süreçte de yeşil görünümlü bir kontrgerillacılık hüküm sürdü. Devleti yönetme siyaseti olarak kontrgerillacılık aşılmak yerine, derinleştirildi. İçte ve dışta tam bir kontrgerilla devleti gibi hareket edildi. Sayısız katliamlar, tutuklamalar, infazlar, görevden almalar, baskınlarla adeta bir zulüm imparatorluğu kuruldu.
AKP zulmü şiddetlendikçe direniş büyüdü
AKP'nin her gün boyutlandırdığı faşizmine karşı Kürtler direndi ve mücadelelerini yeni bir evreye taşıdı. Bunun çok önemli sonuçları oldu.
* Kürt halkı Önderliği ve özgürlük hareketi etrafında kenetlendi.
* Türkiye halkları, emekçi kesimler, azınlık inanç ve kültürler, sol-sosyalist-demokrat çevreler üzerindeki ölü toprağını atarak Kürt Özgürlük Hareketi'yle ortak bir direniş hattı kurmaya yönelmiştir.
* Uluslararası güçler yeni bir yaklaşım geliştirme gereğini görmüşlerdir. Bölge statüsünün hızla çözüldüğü, altüst olduğu, Kürtlerin yükselen bir güç olarak öne çıktığı koşullarda Kürtleri ve özgürlük hareketini yok sayan politikalarını terk etmişlerdir.
İçerde halklarımıza karşı yürütülen kontrgerilla siyaseti zorlandıkça dışarıda da kontgerilla siyaseti esas alınmış El Nusra, ÖSO ve en son IŞİD eksenli bir kontrgerilla siyaseti yürütülmüştür. AKP Türkiye'si sıkıştıkça içerde yürütemediği kontrgerilla siyasetini Rojava'da uygulamaya koymuştur.
Kürt Özgürlük Hareketi direnişiyle sadece kendine dönük tasfiye politikalarını değil, Türkiye’nin faşizan, yayılmacı kontrgerilla siyasetini de çökertmiştir. El Nusra ve IŞİD faşizmini yenilgiye uğratmış, barış ve çözüm sürecini başlatmış, Türk kontrgerillasının elinden savaş taktiğini almış, demokratik siyaset temelinde Türkiye kamuoyunun desteğini kazanmış, AKP’nin kontrgerilla hükümetine karşı büyük bir direniş cephesi kurmuştur. Siyasi, askeri, diplomatik olarak büyümüştür. Halkın desteğini, Türkiye’nin desteğini, dünyanın sempatisini kazanmıştır. Etki ve denetim alanını genişletmiştir.
Rojava mutlaka tanınacak
İşte Kobanê zaferi, ardından seçim zaferi bunları izleyen Girê Sipî zaferiyle çöken; Türkiye’nin özelde Rojava’ya, genelde tüm Ortadoğu’ya dönük kontrgerilla eksenli dış siyasetidir. IŞİD karşısında direnen tek güç Kürt özgürlük hareketi olunca Ortadoğu’da Kürtsüz bir çözümün mümkün olmadığı kanıtlanmıştır. Avrupa ve ABD'nin Kürtlere yönelik siyasette değişikliğe gitmesi de bu direnişten kaynaklanıyor.
Er ya da geç Rojava’da Kürtlerin statüsü tanınma tanınmak zorunda. Kürtlerin dünyaca kabul edilmesi Türkiye’yi de Kürtlerin haklarını tanımaya zorlayacaktır. Türk devleti de bugün hayalini kurduğu Rojava'yı işgal politikalarına rağmen, birgün mutlaka Rojava'yı tanımaya mecbur kalacak. Herkes Suriye’de Kürtleri dışlayarak bir çözümün gerçekleşmeyeceğinin farkında. Türk devleti çıkarları ve faşist zihniyeti gereği DAİŞ çetesi yanında saf tutsa da Kürtlerin Suriye'de çözüm gücü olduğunun da bilincinde. Buna karşı çıkması, bu çözümün onun planlarına göre şekillenmiyor olmasından kaynaklanıyor.
Türkiye'nin güney sınırı Kürt özgürlük güçlerinin denetiminde. Türk devleti bölgenin enerji hatlarının Rojava’dan geçirileceğini öngörüyor. Bu durum Türk devleti için ekonomik, jeopolitik açıdan çok büyük bir kayıp demektir. Türkiye’ye rağmen bölgede Kürtlerle ilişkiler kurulmakta, ittifaklar geliştirilmekte ve Kürtler kabul görmekte. Buna karşı tavır alması Türkiye'nin stratejik rolünü de etkisizleştiriyor.
Ortadoğu’da yükselen ve parlayan güç Kürtlerdir. Kürtlerin çözümüdür, Kürtlerin direnişidir. Kürtleri tasfiye amacından vazgeçmeyen Türk devleti, Kürtlere yenilgiler ve acılar yaşatmaya çalışırken, kendi sonunu hazırlıyor.
İntihara yürüyor
Kobanê katliamını bu resim temelinde değerlendirmek gerekir. Bu katliam AKP’nin yeşil kontrgerillasının planladığı ve IŞİD çeteleri üzerinden uygulamaya koyduğu bir katliamdır. Bununla Kürt Özgürlük Hareketi'ne "Daha fazla ilerlemeyin", ABD ve Avrupa’ya da "Kürtleri desteklemeyin, desteklerseniz ben daha fazla kaos yaratırım, savaşı büyütürüm, beni görmezden gelerek Suriye’de ve Ortadoğu’da bir şey yapamazsınız" demektedir. Katliamdan hemen sonra Erdoğan tarafından duyurulan Rojava'yı işgal planı da bu tehdidin ikinci aşaması.
Peki bu tehdit tutar mı?
Daha önce olduğu gibi şimdi de tutması mümkün değil.
Bu saldırılar kısa sürede dünyada ve Türkiye toplumunda direnişle ve mücadeleyle karşılanacak ve Türkiye şimdikinden daha zor bir duruma düşecektir. Kürtler haklı davalarının meşruiyeti bir kez daha kanıtlanacak, bu saldırılara karşı direnişlerini büyütecek ve siyasi, askeri alanda daha büyük zaferlere imza atacaklardır. Geçmişte olduğu gibi olası AKP ve Türk devletinin olası yeni saldırıları ve işgal planı da Kürtlerin bu haklı direnişlerini önleyemeyecek. Her koşulda kaybeden Yeşil Türk faşizmi ve onun kontrgerilla siyaseti olacaktır.
Türk devleti bunu görüp yolunu değiştirmez ve demokratik çözümü esas almazsa geriye kalan seçenek intihar anlamına gelen iç savaştır. Suriye'deki kaosu kendi eliyle ülkesine taşımak istemiyorsa bu noktada acilen bu tehlikeli gidişatına son vermeli.