
21. yılında hukuki varlığını sürdüren PKK yasağının da canlı tanıklarından olan Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Almanya temsilcisi Kazım Baba ile yasağı, yapılanları ve yapılması gerekenleri konuştuk. Yasakla Kürtlerin toplumsal ve siyasal yaşamdan dışlanmak istendiğini belirten Baba, şimdiki olumlu durumun daha ileriye taşınmasının formülünü ise şöyle açıkladı: “Kobanê ruhuyla çalışırsak başaramayacağımız hiçbir şey yoktur.”
Yasağın ilk gününden bu yana tanıklarındansınız. Nasıl ortaya çıktı bu yasak kararı?
Kürt Özgürlük Hareketi, Türk devletine karşı bir silahlı direniş içindeydi. 92 ve 93 yılları son derece kritik yıllardı. Türkiye ile Avrupa ve özellikle Almanya arasında ekonomik ve siyasi olarak tarihten de gelen güçlü ilişkiler var. Türkiye konumu itibariyle onlar için oldukça önemlidir. Almanya, bu yasağı Türkiye’Nin isteği üzerine koydu. Almanya, Avrupa Birliği içinde de önemli bir ülkedir; ayrıca Türkiye, onların NATO partneridir. 93’te bu ilişki zayıflamış gibi görünüyordu; ama söz konusu PKK olunca aynı şekilde işledi. Almanlar bu kararı alınca diğer ülkeler de buna uydu.
Almanya tarihinde kolay kolay yasaklama yapıldığı görülmemiştir. Özellikle de 2. Dünya Savaşı‘ndan sonra... Yalnızca Hitler’le ilgili semboller yasaklandı. Burada da benzeştirme çabası var. Yasak, daha çok kriminalize etme amaçlıdır ve bu büyük bir haksızlıktır.
Söylemek gerekir ki, eğer NATO ve Avrupa Birliği bu desteği vermemiş olsaydı, Türk devleti PKK’ye karşı ayakta duramazdı. NATO, her alanda bu savaşta yer aldı; bunu herkes biliyor.
Yasak Kürtler için hayatta ne ifade etti?
Yasak çok şeye mal oldu. Ben yaşadıklarımdan örnek vereyim. Bizim o zamanki Kürt merkezinden bir anda çıkışımızı verdiler. Sonrasında kimse bize yer vermeye yanaşmadı. “Kürt” sözcüğünü kullandığınız anda hiçbir şansınız kalmıyordu. Ekonomik ve sosyal açıdan da böyleydi. Son yıllarda her ne kadar boşa düşmüş olsa da, o zamanlar biz Kürtleri “öcü” yaptılar, elimizi ayağımızı bağlamak istediler. Avrupa tarihinde nerdeyse hiçbir halka bu zulüm yapılmamıştır. Herkese açık olan imkanlar Kürtlere kapatıldı. Kürtler, diğer göçmenler gibi söz sahibi olamadı, muhatap bulamadı. Alman toplumuyla olan ilişkilere de müdahale edildi. Fakat Kürtler, tüm bunlara rağmen direnmeyi sürdürdü. İğneyle kuyu kazarcasına örgütlendiler. Tüm bu engellere rağmen bugün başarılanları başarmak, gerçekten son derece zordu. Özellikle PKK’ye “terör örgütü” demeden devletle ilişkilenmek mümkün değildi. Diplomatik kanallar kapalıydı.
Yasağın hukuksuzluğu bu kadar açıkken hukuki yollar denenmedi mi? Ne sonuç alındı?
Kürtler yasağa karşı hukuki, siyasi bütün yolları denediler. Avrupa mahkemelerine kadar gidildi, anlatılmaya çalışıldı, emsal davalar gösterildi. Ama sonuçta hukuki olmayan bir karardı ve süreci siyaset koordine ediyordu. Dolayısıyla yanıtlar da siyasi oldu. Lobiler harıl harıl çalışıyordu. Türkiye’nin lobileri bizden güçlüydü, imkanları çok fazlaydı. Biz biriyle ilişkilendiğimizde bir süre sonra bakıyorduk ki Türkler almış, tatile götürmüş. Bir-iki hafta sonra döndüğünde artık bizimle olan ilişkisini kesiyordu. İsim vermek istemiyorum, ama böyle çok örnek var. Bizi bürolarına davet ettiler, sonra selam bile vermediler.
Siz KNK olarak yasakla ilgili ne yapıyorsunuz?
KNK olarak burada bir Kürt Koordinasyonu kurduk. Tüm kurum ve partiler bunun içindedir. KDP, YNK, KKP, Sosyalist Parti, NAV-DEM ve kadın kurumlarının da içinde olduğu bir bileşimle Sayın Merkel’e bir mektup yazdık. Kürtlere yaptıkları silah yardımından dolayı teşekkür ettik ve PKK yasağının kaldırılmasını istedik. Yasağın anlamsız ve işlevsiz olduğunu da belirttik. Parti başkanlarıyla da konuştuk. Onlar da bunun için zamana ihtiyaç olduğunu belirttiler. Umudumuz en kısa zamanda kaldırılmasıdır.
PKK yasağı dahil her türlü engeli kaldıracak olan Kürdistanlıların mücadelesidir. Bizler de KNK ve diğer Kürdistani kurumlar olarak kahraman kadın ve erkeklerimizin, halkımızın sesi, gözü, kulağı olacağız. Onlara layık olan birliği oluşturup mücadeleyi dünyaya taşıracağız. Yük ağır, yol uzun ama Kobanê ruhu ile çalışırsak başaramayacağımız bir şey yoktur.
YEKO ARDIL/BERLİN
‘Yasaklı tarih’ten mücadele notları...
21. yılında Kürt halkının ısrarlı mücadelesiyle hayattan neredeyse silinen PKK yasağının hukuksuz uygulamalarından öne çıkanları, Azadî Hukuk Bürosu’nun çalışmalarından faydalanarak derledik.
NEWROZ YASAKLANDI
20 Mart 1994: Yasak sonrası ilk Newroz’a da yasak konuldu. Almanya genelinde yapılmak istenen bütün Newroz etkinlikleri yasaklandı. Etkinliklere katılmak için yola çıkan otobüsler otobanlarda polisler tarafından çembere alındı. Çatışmalar çıktı. 500’den fazla Kürt gözaltına alındı, 17 kişi sınırdışı edilmek üzere tutuklandı.
RONAHÎ VE BÊRÎVAN’IN DİRENİŞİ
21 Mart 1994: Almanya devletinin Kürdistan’daki kirli savaşa desteğini protesto etmek için Bedriye Taş (Ronahî) ve Nilgün Yıldırım (Bêrîvan) Mannheim kentinde bedenlerini ateşe verdi. Günler sonra yapılacak cenaze törenini engellemek için Almanya çapında 32 bin polis görevlendirildi. Mannheim’a bütün girişler kapatıldı, Kürtler şehre sokulmadı. Buna rağmen 10 bin kişi Bêrîvan ve Ronahî’ye son yolculuklarında eşlik etti. Alman polisi Kürtlere karşı ilk kez panzer ve plastik mermi kullandı.
29 Haziran 1994: Kürdistan’daki savaşın sonucu Almanya’ya sığınan 16 yaşındaki Kürt genci Halim Dener, Hannover kent merkezinde ERNK amblemli afiş asarken katledildi. Özel Operasyonlar Birliği’nin üyesi Klaus T., 15 santim mesafeden Kürt genci Dener’i sırtından vurmuştu. İlk ifadesinde, afişleme yapan gençleri gördüğünde, “aklından sadece bir düzen bozuculuk ya da bir mal tahribatı geçmediğini, bundan ziyade yasaklı PKK’nin desteklenmesine dönük bir suç işlendiği şüphesine kapıldığını” dile getirmiş, daha sonra ise kaza olduğunu söylemişti. Dava süreci ve öncesinde devlet kurumlarının el birliğiyle korunan polis serbest kaldı. 1997’de hakkında açılan ikinci dava da iki ayda sonuçlandı ve beraat etti. Dener’in cenazesi ise çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu 30 bin kişi tarafından uğurlandı.
FESTİVAL YASAKLANDI
1994 yılında 3. Uluslararası Kültür Festivali’nin Almanya’da yapılması “yasak pankartlar taşınacak” gerekçesiyle yasaklandı. Engellemelere rağmen festival Hollanda’da gerçekleşti ve polisin katlettiği Halim Dener’e adandı. Festivalin hemen ardından ise “yasak pankart taşıdıkları ve slogan attıkları“ gerekçesiyle çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
GÜLNAZ BAGHİSTANİ KATLEDİLDİ
15 Ağustos 1994: Almanya’da tutuklu bulunan 50 Kürdistanlı, Kürtlere yönelik kriminalizasyon ve yasağı protesto için açlık grevine başladı. Grev, haftalarca sürdü.
4 Temmuz 1995: Bu kez açlık grevi dışarıda başladı. Almanya’nın birçok kentinde “PKK yasağının kaldırılması, Alman silahlarının Türkiye’ye gönderilmesinin durdurulması ve Kürt sorununun siyasal çözümü” talepleriyle açlık grevi başlatıldı.
27 Temmuz 1995: Frankfurt kentindeki açlık grevi şiddet uygulanarak yasaklandı. Açlık grevine katılanlara yönelik polis şiddetinde en az 20 kişi yaralandı, greve katılan 300 kişi hakkında da soruşturma açıldı. Berlin’de ise polisin şiddet kullanarak dağıtmak istediği açlık grevinde 41 yaşındaki 5 çocuk annesi Güney Kürdistanlı Gülnaz Baghistani katledildi. IG Medien Sendikası, o dönem yaptığı açıklamayla polisi, Türk askerinin şiddet uygulamalarını Almanya’ya taşımakla suçladı.
Eylül ayında ise Almanya’nın Neumünster kasabasında Seyfettin Kalan isimli Kürt genci ırkçılar tarafından öldürüldü.
BONN YÜRÜYÜŞÜ
17 Haziran 1995: Kürdistan’da kirli savaşın yükselmesiyle Almanya’daki Kürt halkının protestoları da yükseldi. Almanya’nın Bonn kentinde yüz bin Kürt, savaşın sonlandırılması için ayaklandı; “Kürdistan’da siyasi çözüm” sloganıyla alanlara çıktı.
ALMANYA TURU
03-26 Kasım 1997: PKK yasağının kaldırılması talebiyle Almanya Kürdistan Dayanışma grubu tarafından PKK yasağına karşı bir kampanya yürütüldü. Almanya’nın başkenti Berlin’de “Dialog statt Verbot (Yasak yerine diyalog)” sloganıyla Almanya genelinde otobüs turu düzenlendi. Yaklaşık bir ay süren kampanyada 26 kent merkezinde miting, parlamento ve STK ziyaretleri ile PKK yasağının anlamsızlığı anlatıldı. Delegasyon birçok kentte olumlu karşılanırken bazı eyaletlerde çalışmaları yasaklandı. Turun sonunda talepler İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen konferansa sunuldu; ancak PKK yasağının kaldırılması talebi reddedildi.
17 Şubat 1999: 15 Şubat 1999 Uluslararası Komplosu ardından tüm Avrupa’da olduğu gibi Almanya’da da Kürtler komployu eylemlerle protesto etti. Türkiye, Almanya, Yunanistan ve Kenya’nın resmi kuruluşları, konsolosluk binaları, parti ofisleri, turizm ofisleri gibi merkezler işgal edildi. Berlin’deki İsrail Başkonsolosluğu’nun işgali esnasında 4 Kürt, İsrail güvenlik ekipleri tarafından ateş açılarak katledildi, 13 Kürt ise yaralandı. Ateş açanlar İsrail’e götürülerek siyasi koruma altına alınırken mağdurlar ise yıllarca mahkemelerde hak mücadelesi verdi.
12 Ocak 2000: Özgür Politika gazetesi ve çalışanların evleri, Alman polisi tarafından Öcalan’ın ve PKK’nin açıklamalarına ilişkin haberler gerekçe gösterilerek basıldı.
‘BEN DE PKK’LİYİM’ KAMPANYASI
2001 yılında Kürtler, “Ben de PKK’liyim” sloganıyla bir imza kampanyası başlatarak, “kendilerini ihbar etti.” Kampanyaya imza atanların sayısı, bütün yasal engellemelere rağmen 120 bin kişiyi buldu. Kampanyayla ilgili soruşturmalarda birçok kişiye hapis cezaları verildi.
Yasağı anlatanları da susturmak istediler
5 Eylül 2005: Özgür Politika gazetesi, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklandı. Gazete bürolarının yanı sıra Mezopotamya Haber Ajansı ve özgür basın çalışanlarının evleri basılarak kapsamlı aramalar gerçekleştirildi. Yasağı savunan İçişleri Bakanı Otto Schily, Özgür Politika’nın PKK’ye bağlı olarak hareket ettiğini iddia etti.
7 Mayıs 2008: Almanya’nın Wuppertal kendinde bulunan Kürt televizyonu Roj TV’nin yayın şirketi VIKO’nun ofisi ve çalışanlarının evleri polislerce basıldı.
Eylül 2010: Danimarka’dan yayın yapan Kürt televizyonu Roj TV’yle ilgili Savcılık, yayın lisansının iptali istemiyle mahkemeye başvurdu. Başvuruyla eş zamanlı olarak televizyon binası ve çalışanların evleri basılarak arandı.
19 Ekim 2010: Kopenhag mahkemesi, 15 dakika süren mahkemeyle Roj TV’nin kapatılmasını, banka hesaplarının dondurulmasını kabul etmedi. Zira soruşturmada yasadışı fiillere ilişkin hiçbir somut delil elde edilememişti.
10 Ocak 2012: Roj TV’nin kapatılması talebini daha önce reddeden Kopenhag mahkemesi, Türkiye’nin baskısına direnemeyip siyasi nitelikli skandal bir karara imza attı: Roj TV suçlu bulundu; yayıncı şirket Mezopotamya Broadcast’e 690 bin Euro para cezası verildi. İki gün sonra ise EUTELSAT, mahkeme kararına dayanarak Roj TV’nin yayınını keseceğini açıkladı.
3 Temmuz 2013: Kopenhag Yüksek Mahkemesi, MMC, Nuçe TV ve Roj TV’nin yayın lisansını iptal etti ve 5’er milyon Danimarka Kronu (670 bin Euro) para cezası verdi.
Yasağın skandal sonuçları ve Kürt halkının yasak karşıtı eylemleri, halen devam ediyor. Özgür Basın ise hukuksuzlukları ve tepkileri gündemleştirmeye...