Kobanê’de terörist Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD-DAİŞ veya İD) karşı büyük direniş kısa sürede Avrupa kamuoyununa öyle oturdu ki birçok siyasi kesimde analizler ve DAİŞ’yi geriletmek için yapılması gerekenler üzerine yoğun tartışmalar yürütülmektedir.
Sol kesimler (sosyalist, otonom, anarşist, özgürlükçü, devrimci, komünist vs.) de Kobanê üzerinde çok durmaktadır. Bugüne kadar sol kesimlerde hiç olmayan kadar bir ilgi ve dayanışma var. Yıllardır Avrupa’da kamuoyu ve ittifak çalışmalarında bulunan Kürtler ve yakın dostları daha önce böyle bir ilgi görmediler. Son yıllarda hiç bir şekilde her hangi bir platform veya ittifakta bir araya gelemeyen sol Alman gruplar, Rojava konusunda ortak noktalar bulabiliyorlar. Örneğin 11 Ekim’de Düsseldorf’ta yapılan büyük yürüyüşte bir birine zıt gruplar yan yana yürüdüler. Burda ortaya çıkan, Kobanê’deki direnişin birleştirici özelliğidir.
Dayanışma konusunun dışında sol kesimlerde yapılan tartışmalarda özellikle ‘Suriye Kürtlerin silahlandırılmasını’ hararetli şekilde tartışılmaktadır. Bir taraf, Kobanê ile dayanışma içinde olsa bile radikal pasifist, radikal hümaniter veya ‘klasik anti-emperyalist’ tutumundan dolayı YPG ve Rojava’ya silah verilmesini ve ABD’nin Kobanê’deki bombardımanına karşı. Diğer taraftaki sol kesim ise YPG’ye silah yardımında hiç bir sorun görmüyor (hatta bir grup YPG’ye silah kampanyası yürütüyor), ABD’nin DAİŞ karşıtı bombardımanını genelde olumlu buluyor. İkinci kesim özel bir konumu olan bir çevre, daha önce yapmadıkları bir şeyi, BM’nin müdahelesini talep ediyorlar.
İkinci kesim YPG ve Kobanê kanton yönetiminin son iki-üç haftadaki görüşüne daha yakın (BM müdahelesi talebi dışında). Kobanê’ye yönelik kapsamlı saldırı başarılı olma ihtimali artınca, Kobanêliler arasında bu yaklaşım değişikliğe neden oldu. Bu anlaşılır bir durum çünkü ortaya bir vahşeti durdurma ve Ortadoğu açısından alternatif toplum yaklaşımı koruma hedefi var. Bu ikinci kesim de böyle düşünüyor.
Silah ticaretine karşıtı, barışcı ve antimilitarist yaklaşımına sahip Avrupa’daki insanların bir çoğu için çok zor durum ortaya çıktı. Bir tarafta devlet ve şirketlerin siyasi, ekonomik ve ticari amaçlı silah satışı var, diğer tarafta toplumu özgürleştiren ve devrimi silahla savunan insanlar var. Bu durumu 30’lı yıllardaki İspanya cumhuriyeti ve komünleri ile karşılaştırabiliriz. Faşizme karşı meşru müdafaa hakkı halkta saklıdır. Bu hak barışçı ve antimilitarist yaklaşıma zıt değildir. Rojava Devrimini silah ve ABD’nin uçak bombardımanlarıyla da olsa savunmak bugüne kadar savunulan pozisyonlardan vazgeçtirmeyi gerekmez. Batılı, Rusya ve diğer devletlerin dünyadaki silah satışına karşı devam durmak gerekir. Bu küresel silah satışlarıyla baskıcı rejimler ayakta tutulmasına önemli katkı sunuluyor ve ortada çok sayıda silahın olması ve faşizan ve gerici grupların eline geçmesine neden oluyor. Silah üretimi ve satışı dünyada insan ve doğa için bir çok açıdan kayıp olduğu unutmamak lazım.
Gelecek yazıda sol kesimlerde çok tartışmalara neden olan BM çatısı altında Kobanê’ye müdahele ve ABD’nin Suriye/Kobanê bombardımanı konularına değineceğiz.
Kobanê ve Avrupa solu