
Ortadoğu cehenneminin ortasında insanların nefes alabileceği, dinlerle, dillerin iç içe gireceği küçücük bir adacık oluşturulmaya çalışıyor. Kupkuru çölün ortasında bir vaha gibi olacak orası. Bunca eziyet ve cefadan sonra, sanırım insanlarımız çalışkan da olacaklardır. O cenneti bir gül bahçesine de çevireceklerdir. Hep bekleyen değil, çalışan ve üreten bir toplumun şekilleneceğini bilmek için arif olmak da gerekmiyor.
Şu an prim yapan her şey, o küçücük adacıkta hakir görülecektir. Mesela hayvanlara eziyet etmek ve doğaya zarar vermek gibi şeyler. Mesela cinsiyetçilik, ırkçılık ve dincilik gibi…
Dincilik derken, dindar insanları kastetmiyorum. Herkesin inancı kendisinedir. Yeter ki başkasının özgürlük alanına girilmesin. Başkasına zorla inancını dayatmasınlar... Ufukta görünen, herkesin birbirine saygılı olacağıdır. Onca belanın ortasında koşa koşa Şengal’e giderek, mermilere göğüslerini siper etmelerini başka nasıl izah edebiliriz ki…
Lanetli hiçbir şey yapılmayacaktır. Duruşlarından ve konuştuklarından bunu anlıyoruz. Kadınsa, hak ettiği yere çoktan yükseldi. Şan verdiler cihana. Fotoğrafları ve görüntüleri dünyanın dört tarafında dolaşmaktadır. Ne güzel, bir de isim bulmuşlar; "Kadınlar Ülkesi"
Teknolojinin gelişmesiyle, artık hiçbir şey saklanmıyor. Cep telefonuyla çekilmiş bir fotoğraf ya da çekilen bir görüntü dünyanın her tarafına saniyesinde ulaşabiliyor.
Bir fotoğrafta kadının biri çocuğunu emziriyor ve hemen yanı başında silahı var. Üzerinde ise gerilla elbiseleri… Belli ki bebekli bir savaşçıdır. Belki de kocasının silahını devralmıştır. Yaşından da anlıyoruz ki halktan biri. Yaratılacak geleceğin cennetinden gelen görüntülere bakıyoruz. Kah üzülüyor, kah sevinç gözyaşlarını döküyoruz. Her savaşçı kadının dudaklarında içten bir gülücük var. Erkeklerse büyük aşkları uğruna canlarını hiçe sayıyorlar.
Sanırım gülen bir ülke de olunacak. Çünkü onlardır bu halka model olan. Çünkü herkesin dikkati, onların hal ve hareketlerindedir. Tanrısal vasıflar yüklenmiş şehitlerin yoldaşıdır onlar. Onlar örnek alınmayacak da kimler alınacak!
Birlik yolunda da hızla yol alıyorlar. Pêşmerge ile gerilla sırt sırta verip savaşıyor. Çünkü kurtuluş, ancak birlik olmakla mümkündür. Kürt halkı artık şunu idrak etmiştir; birlik, birlik… Bunun dışında davranış gösterenler de eleneceklerdir. Tekçilik değil, çoğulculuğu öne çıkartanlar kazanacaklardır. Hem önemli olan, farklılıkların içinde birliği yakalamak değil midir?
Evet, Kobanê’den yaratılan kardeşlik ülkesinden söz ediyorum. Ve bugünlere kolay gelinmedi. Diyarbakır zindanlarından çekilen cefalar, Mazlum Doğan’ın Newroz’da kendini yakması, Ali Çiçek’in açlık grevinde can vermesi, Hayri Durmuş’un ''Mezar taşıma, halkıma borçlu olduğumu yazın’’ deyişi…
Şehitler, yaralanmalar ve açlıkla mücadele…
Gelelim hala yaşayan ve bilinen bazı insanlara.
Mustafa Karasu ölü diye çöpe atılmıştı. Cemil Bayık bel diski kaymasına rağmen, yıllardır dağda taşta dolaşmaktadır. Döşeği toprak, yorganı ise gökyüzüdür. Murat Karayılan, defalarca yaralandı. Rıza Altun, girdiği açlık grevlerinin sayısını unutmuştur bile. Sakine Cansız, Diyarbakır zindanında ağır işkencelere maruz kalırken, bir Kürt kadını olarak of demeye utanmıştı ve bu hareketin önderi Sayın Abdullah Öcalan yıllardır cezaevinde.
PKK’den öncesine gidelim isterseniz; Şeyh Saitlere, Seyit Rızalara, Ali Şerlere, Sait Kırmızıtopraklara, Dr.Qasimlolara, Barzanilere ve Faik Bucaklara kadar...
Bu yapılanlar sadece Kürdistan’ı kurmak için değildir. Kürdistan’ı kurarken de, bazı şeyleri gömmek için yapıldı tüm bu şeyler. Daha doğrusu PKK bazı şeyleri gömmeyi de hedefledi.
Bu insanların yola çıkmalarının en önemli sebeplerinden biri de, Kürt’ün dağınıklığını, örgütsüzlüğünü, kendine olan güvensizliğini, gericiliklerini, kadını hor görüşlerini toprağa gömmek içindi. Ve yavaş yavaş başarıyorlar da.
Saydığım bu noktalara ulaşması için de, Güney Kürdistan’ın çok yol kat etmesi gerekiyor. Kürdistan’ı kurtarmak şüphesiz önemlidir. Fakat çalışmayı, kadını ve bütün olarak insanı önemsemeyen bir Kürdistan'ı, eni sonu kaybetmeye mahkumdur.