Kobanê’de kim kazanacak, kim yenilecek?
Forum Haberleri —

.
- Yenilginin acısını ne TC devleti unuttu ne de onun faşist şefi “Kimyasal Tayyip” unutabildi. Bu nedenledir ki bugün yine Kobanê’den başlamak üzere Rojava’ya saldırılar düzenliyor.
- TC devleti ve faşist şef “Kimyasal Tayyip” işgal saldırısının başarılı olacağını medyadaki kalemşörleri ve TV’lerdeki borazanları üzerinden habire tekrarlıyorlar. Fakat unutulmamalıdır ki savaş savaş meydanında kazanılır ve bu konuda Kürtler henüz son sözlerini söylemediler.
MAHİR DOĞAN
Yıl 1979, günlerden 1 Temmuz, akşam saatlerinde Suruç ovası ıssız bir serinlik tadında. Gündüzün hummalı işlerinden ve 45 dereceleri bulan bunaltıcı sıcaklığın yerini bıraktığı ılık meltem tadındaki havasının yarattığı güzel his ile Suruç köylüleri akşam yemeğini yemeye hazırlanıyorlardı. Suruç ile Kobanê tarihten bu yana kardeş kenttiler, ayrı gayrıları yoktu ezelden beri. Aynı aşiretin çocukları, aynı toprağın insanıydılar, ta ki 1921 Ankara antlaşması onları birbirinden ayırana kadar. Fransızlar ile zamanın Atatürk yönetimi arasında varılan antlaşma neticesinde her iki kardeş kent arasından geçen demiryolu her iki ülkenin sınırları olarak belirlendiğinde her iki kent birbirinden ayrılmış, tarih adeta parçalanmış oldu. Fakat bu sunni sınırlar hiçbir zaman her iki kentin bu tarihi bağlarını kopartamadı.
Zira sınır hattından her zaman hem Kobanêliler fırsat buldukça Suruç’a geçtiler hem de Suruçlular bu anlamsız sınırları daha da anlamsız kılan kaçak geçişleriyle Kobanê’yi yalnız bırakmadılar. İşte böylesi bir dönemde 2 yoldaş, 2 arkadaş, zamanında Hz. İbrahim’in de hicretine benzer bir biçimde, tarihin yeniden yaşandığını andırırcasına Hz. İbrahim’in ayak izlerini takip eder gibi Suruç’tan Kobanê’ye doğru yola çıktılar. Bu yolculuk bir özgürlük direnişiydi, düşmandan korunma gayesi, ezeli ve ebedi kardeş diyara sığınma yolculuğuydu. Ve işte saatler gece yarısını geçmişken sınır telleri aşılıp Kobanê’ye varıldığında yeni bir tarih başlamış oldu.
2 Temmuz 1979 yılında Önder APO Kobanê topraklarına ayak bastı ve o günden sonra Kobanê hem PKK için hem de Kürtler için yeni bir tarihin başladığı alan oldu. Kürt özgürlük tohumu Kobanê’ye atıldığı günden sonra peyderpey tüm Rojava sathına, oradan da Ortadoğu alanına sarmaşık dalları gibi yayıldı, her tarafı sardı ve Rojava devriminin temeli de böylece atılmış oldu. Daha atılan ilk adımda bunun ne anlama geldiğini elbette öncelikle Önder APO biliyordu, bir de tabi ki TC devleti biliyordu. Lakin TC devleti bunun intikamını Kobanê’den almayı da unutmayacaktı.
Takvim yaprakları bu sefer de 2014 yılını gösteriyordu. DAİŞ’in ortaya çıktığı ve Irak’tan başlayarak Suriye’ye kadar önemli bir toprak kontrolünü sağladığı, ‘İslam Devleti’ni ilan ettiği, ele geçirdiği her yerde de yaptığı katliam ve vahşetlerle T.C. devleti hariç tüm dünyanın nefretini kazandığı bir yıldı. İşte 2014 Eylül ayında da TC’nin emriyle Kobanê’nin köylerinden başlamak üzere ilk saldırısını yaptı. Bu DAİŞ saldırıları karşısında sergilenen emsalsiz direniş ve DAİŞ’in aldığı ilk yenilgiden bu yana Kobanê hep gündem oldu. Hatta dünya çapında 1 Kasım günü Dünya Kobanê Günü olarak ilan edildi. Fakat bu zafer nasıl kazanıldı, bu zaferi sağlayan ne gibi etkenler vardı? Herkesin merak ettiği konu esasta bu oldu.
DAİŞ 2014 Eylül ayında Kobanê’ye saldırdığı ilk günden itibaren T.C. devletinin yönlendirmesi ve emrini yerine getiriyordu. O zaman ortaya çıkan görüntülerde DAİŞ elemanlarının Türkiye üzerinden Kobanê’ye ve DAİŞ’in denetimindeki diğer alanlara geçirildiği açıkça ortaya çıkmıştı. Yine dünyanın birçok yerinden DAİŞ’e katılmak isteyen cihadistlerin geçiş yolu hep Türkiye idi. Girê Sipî-Akçakale sınır kapısı ise DAİŞ’in dünyaya açılan nefes borusu olmaktaydı. Bunun yanı sıra meydanları dolaşıp her gün DAİŞ saldırılarının adeta propagandasını yapan TC’nin Cumhurbaşkanı ve namı diğer Kimyasal Tayyip o zaman Kobanê için “düştü düşüyor” diyerek bu saldırılara nasıl destek verdiğini açıkça ortaya koymuştu. Tüm bu ilişkiler DAİŞ’in T.C. tarafından yönlendirildiğini her açıdan görünür kılmaktaydı. Artık herkes biliyordu ki DAİŞ’in Kobanê saldırısı aslında T.C.’nin Kobanê saldırısı oluyordu.
Fakat tüm bu saldırılara rağmen DAİŞ bir türlü Kobanê’de istediği sonucu alamıyordu. TC devleti de sonuç almak için var gücüyle DAİŞ’i destekliyordu. Sınırın kuzey tarafında Bakur Kürdistan halkı bu saldırıların başladığı ilk günlerden itibaren sınır boyunca adeta kamp kurmuş ve DAİŞ karşısında tarihin en büyük destansı direnişlerinden birini sergileyen Kürt özgürlük savaşçılarına desteklerini gösteriyordu. Kürt halkı dünyanın her yerinden bu direnişe destek olmak için Suruç’a adeta akın ediyordu. Fakat saldırıların dozu o kadar artmıştı ki Kürt özgürlük savaşçıları sınıra yakın 1 mahallede adeta sıkışmışlardı. Saldırılar yoğunlaştıkça direnişçiler darbe alıyor ama yılmıyor, zafer inançlarını kaybetmiyorlardı. Tam da bu kritik süreçte İmralı tecrit sistemi içerisinde tutulan Önder APO Kobanê savunması için tüm Kurdistan halkına ve dostlarına “Seferberlik” çağrısı yaptı. İşte bu çağrı Kobanê’den başlayarak tüm Bakurê Kurdistan’a, oradan Rojava’ya, Başûr’a, Rojhılat’a ve Kurdistanlıların bulunduğu dünyanın dört bir yanına yayılarak serhıldanlarla karşılık bulunca TC devletinin beklediği Kobanê düşmedi, aksine başta Kobanê’de direnen Kürt özgürlük savaşçıları, Kürt halkı ve dostları büyük bir zafer kazandılar. Bu zaferin yegane sağlayıcısı da İmralı tecrit sistemi içerisinde tutulan Önder APO’ydu.
Lakin bu yenilginin acısını ne TC devleti unuttu ne de onun faşist şefi “Kimyasal Tayyip” unutabildi. Bu nedenledir ki bugün yine Kobanê’den başlamak üzere Rojava’ya saldırılar düzenliyor. Havadan ve karadan bombalamalarda hastanelerden tutalım elektrik dağıtım şebekelerine, su kaynaklarının tahribinden tutalım halkın önemli bir geçim kaynağı olan ve kış soğukları başlamışken petrol üreten kuyuların imha edilmesine, köylerden kentlere ve tüm sivil yurttaşlara yönelik gerçekleşen bu saldırılar on günü aştı. Bu yazı yazılırken QSD’nin resmi açıklamasına göre 15 sivil yurttaş ve 12 savaşçı hayatını kaybetmiş, birçok sivil yurttaş da yaralanmıştır. Bu saldırıların artarak devam edeceğini ve karadan yeni bir işgal saldırısının yapılacağını da son günlerde “Kimyasal Tayyip” sıkça dillendiriyor. Türkiye’deki sözde muhalif kimi çevreler de hemen faşist ittifakın arkasında hizalanmayı bir “milli” görev bildiler. Tabi Kürt halkı bunların hiçbirini de unutmayacaktır.
Şimdi tabi esas soru şudur; yeni bir işgal saldırısı olursa sonucu ne olur? TC devleti 40 yıldan fazladır istediği sonucu alır mı, yoksa Kürt Özgürlük Güçleri tarihi Kobanê zaferine yeni ve görkemli bir zafer daha mı eklerler! ‘Aç tavuk kendisini darı ambarında zannedermiş’ ata sözünde geçtiği üzere TC devleti ve faşist şef “Kimyasal Tayyip” de işgal saldırısının başarılı olacağını medyadaki kalemşörleri ve tv’lerdeki borazanları üzerinden habire tekrarlıyorlar. Fakat unutulmamalıdır ki savaş savaş meydanında kazanılır ve bu konuda Kürtler henüz son sözlerini söylemediler.
Kuşkusuz kehanette bulunulacak bir durum olmadığı gibi sonuç ne olursa olsun acıları çok fazla olacak yeni bir savaş olacaktır. Fakat bu acıları Kürtler için katlanılır kılabilecek yegane şey sonuçta elde edilecek zafer olacaktır.
Hem Kobanê’ye hem de Kürtlere ve dostlarına direnmekten başka bir seçenek bırakmayan TC devleti bir kez daha tarihi bir yenilgi alacak ve bu coğrafyada bir daha kimse Kürtlere karşı uygulanan soykırım saldırılarını aklına bile getirmeyecektir. Kürt halkı ve dostları 21. yüzyılı bir özgürlük ve demokrasi yüzyılı haline getirmek için büyük bir zafer yürüyüşüne daha kalkmışlardır. Özgürlük ve Demokrasi aşığı olan herkese de düşen ve yaraşan bu yürüyüşte saf tutmak ve güç katmaktır, katılmaktır. Zaferle direnenlere selam olsun!...







