Kobanê’deki yenilginin ardından vahşet çetesi IŞİD, adeta kinini kusarcasına Kürtlerin öz kültürel değeri olan Şengal’deki Êzîdî halkını hunharca katliamdan geçirmeye girişti. Yüzlerce Êzîdî’yi vahşice katletti. HPG ve YJA Star, YPG ve YPJ güçlerinin birlikte gerçekleştirdiği müdahale ile Şengal ve Rojava arasındaki kurtarma koridoru direne direne, bedel vere vere oluşturuldu. Kurtarma koridorunu oluşturmak kadar bu koridoru korumak da, kendi başına bir direnişle mümkün oldu. Rojava’ya bu koridor sayesinde geçen halk, oradaki kamplarda korunmaya alınmış durumda. Bir kısmı ise Medya Savunma Alanları üzerinden Bakur’a geçti. Bakur’da oluşturulan kamplara yerleştirildi. Bir kısmı da Başur’a dağılmış durumda.
Ardından Mexmûr Kampı’na doğru aynı vahşilikle ilerledi. Ancak Mexmûr Kampı’nın tedbirleri siyasi öngörü temelinde alındığı için kısa süreli ama sert geçen bir direnişle boşa çıkarıldı. Halk zamanında tahliye edilerek, kampı savunma temelinde sadece gerilla ve milis gücü kalmıştı. Mexmûr halkı, ilk elden Başur’daki bazı uygun yerlere yerleştirildi. Ancak ne Başur Bölge Hükümeti ne de başta “destek vereceğiz” diyen siyasi partiler, Mexmûr halkına yeni bir kamp yeri vermedi. En son HPG ve YJA Star gerilla güçlerinin yaptıkları operasyonlarla, Mexmûr’a yakın bazı köyler, vahşet çetesinin elinden alınarak, kampın güvenlik alanı biraz genişletildi.
Yeni bir kamp yerinin verilmemesinden kaynaklı olarak, halk eski Mexmûr Kampı’na geri dönmek zorunda bırakıldı. Bunun altında ciddi bir komplo yatıyor olabilir. Gece gündüz kampın güvenliği elbette son derece duyarlı bir şekilde tutulmaktadır. Ancak vahşet çetesinin karanlık yollarla elde ettiği ağır silahlar var. Elindeki ağır silahlarla oldukça uzaktan hedef alarak saldırabilir. Bu durumda yaşanacaklardan kim sorumlu tutulacak?
IŞİD vahşet çetesi, Rojava’yı tam kuşatabilmek için Güney’in büyük kentlerinde de hakimiyeti ele geçirmenin hesabı içindeydi. Ancak Mexmûr’dan gelişen direniş, bu hesap ve planını boşa çıkardı. Bunu en çok da KDP bilir. HPG ve YJA Star güçlerine yapılan teşekkür bu temeldedir.
Şimdi bu vahşet çetesi, yeniden Kobanê’yi çembere almış durumda. Üç ayrı koldan ağır silahlarla saldırı altına almış durumda. Uluslararası güçlerden aldığı ağır silahlarla halkın üzerine saldırarak iradesini ezmeye ve ele geçirmeye çalışmakta.
Uluslararasında IŞİD’e karşı sözde mücadele kararı alındı. Normalde alınan bu karar gereği vahşet çetesine karşı savaşan güçlere her türlü yardım ve cephane gönderilmesi gerekir. Ancak bu direnişi pratikte yürüten tek güç YPG ve YPJ olmasına rağmen yürüttükleri direniş, verdikleri kurtarma savaşı görmezlikten geliniyor. Maddi yardım ve cephane, bölgede savaşır görünüp aslında savaşmayan, IŞİD kapıya dayanınca mevziyi bırakan Güney Hükümet güçlerine akıyor. Bu sadece büyük bir haksızlık değil, IŞİD’i endirekt desteklemektir. Tıpkı Türk devleti ve AKP Hükümetinin sürdürdüğü gizli destek gibi.
Türk devleti ve hükümeti bir yandan müzakere hazırlığı içinde. Bununla Kürtlerin yönelimini üzerinden atmaya çalışmakta, diğer yandan ise IŞİD üzerinden Kürtlerle savaşmaktadır. Bu ikiyüzlü, kirli bir siyasettir. Bakur’da müzakere süreci hazırlığı içinde olması, Kürtlerle savaşmayı tümden bıraktığı anlamına gelmez. Kürtlerle savaşı illa da kendi evinde, kendi ülke sınırları içinde yürütmek zorundaymış gibi bakılmamalı. Türk devleti şu anda Bakur Kürtleri ile görüşüyor ama Rojava Kürtleri ile de savaşıyor. Sınır üzerinden kamyon kamyon cephaneyi YPG’ye göndermediğine göre IŞİD’e gönderiyor. Zaten uluslararası güçlerin ortak mücadele kararına çekinceli yaklaşımı da bu durumu oldukça açık ortaya koyuyor. AKP Hükümetinin Bakur Kürtleriyle çözüm geliştirme niyeti varsa, bu ikili siyasetini terk etmesi ve daha şefaf davranması gerekir.
Bakur halkı da bu gerçeği görerek, Kobanê saldırısını önceki saldırıda olduğu gibi kendisine saldırı olarak kabul etmeli ve kendini savunur gibi Kobanê’yi savunma mücadelesine katılmalıdır.