Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nden Roger Tirej Özalp, 16 Aralık’tan açlık grevine başlayan ilk tutsak grubundaydı. Öcalan’ın çağrısı üzerine 26 Mayıs’ta eylemini sonlandıran Özalp, ortaya konulan direniş ve elde edilen başarının, kolektif bir mücadele sonucu olduğunu söyledi.

Direniş sonrası ANF’nin soruları üzerine değerlendirmelerde bulunan Roger Tirej Özalp, kolektif mücadelenin en önemli başarısının en az Türk devleti kadar sorumlu CPT gibi kurumların da tecridi meşrulaştıran tutumlarının kırılması olarak gösterdi. Özalp, şunları söyledi: “Ortaya çıkan bu başarı sadece zindanlardaki direnişin başarısı olarak görülmemelidir. Kolektif bir çaba ve emeğin ürünü olarak, başta Barış Anneleri ve diğer tüm muhalif, toplumsal kesimlerin direnişleri ile ortaya çıkan bir sonuçtur. Yanı sıra zindanlarda Türkiye devrimci hareketinden dostlarımızın süreci sahiplenen, madden ve manen eyleme dâhil olmaları sürecin başarısında önemli bir etkendir. Tecridin ne kadar kırıldığını biraz da zaman gösterecektir. Ancak kesin olan şu dur ki; 2011’den bu yana devam eden avukat görüş yasağının aşılmış olması İmralı tecrit sisteminin yaratıcısı ve TC devleti kadar sorumlu olan CPT gibi kurumların tecridi görmezden gelen, hatta meşrulaştıran tutumları kırılmıştır. Hapishaneleri ziyaret etmeler, yıllar sonra İmralı’ya gitmiş olmaları aslında Leyla Güven’in öncülük ettiği eylemin başarısının göstergelerinden birisidir.

Eylemin aynı zamanda AKP-MHP faşizminin Kürt halkı başta olmak üzere sosyalist, demokrat ve tüm muhalif kesimler üzerinde estirmiş olduğu baskı ve sindirme politikasının boşa çıktığı, toplumun mobilize olmasında üzerlerine serpilen ölü toprağın atılmasında işlevsel olmuştur.”

Beklentiler yanlış değil

Tecrit kısmen kalksa da bunun bir barış süreci olmadığının Öcalan tarafından da belirtildiğini ve mücadelenin daha sonra nasıl bir evre izleyeceğini değerlendirmesi istenen Özalp, şöyle devam etti: “Bu tür bir eylemin tüm toplumsal sorunları çözüme kavuşturması, siyasal sürecin önünü açması zaten beklenemez. Uluslararası ve bölgesel gelişmeler içeride AKP-MHP hükümetinin durumu, toplumsal muhalefetin konumlanışı vs. bunlar önümüzdeki politik sürecin neye evrileceğini belirleyecektir. Zaten hiç kesintiye uğramadan devam eden direniş, süresiz açlık grevi eyleminin oluşturduğu psikolojik üstünlükle birlikte daha atılımcı, daha dinamik ve tüm toplumsak kesimleri kapsayacak biçimde geliştirilebilirse kuşku yok ki devleti yöneten politik bürokrat elitin tekrar Önder Apo ile yeni bir çözüm sürecine kapı aralar nitelikte görüşmesi mümkündür.

Mücadeleyi büyütmek gerek

ABD’nin Ortadoğu’ya yapmış olduğu askeri yığınak İran’a uygulanan ekonomik ambargo, İsrail-Filistin çatışmasını gelmiş olduğu nokta, en önemlisi de Suriye’de sona gelinen savaşın doğuracağı sonuçlar Türkiye’de hem egemenlerin hem de ezilenler adına hareket edenlerin tutumu belirleyecek olan dış etmenlerdir. Bu perspektifle soruna baktığımızda önümüzdeki süreç için Kürtler ve tüm ezilenler adına beklentileri büyütmek ne hayaldir ne de yanlış. Bunun için mücadeleyi daha fazla büyütmek gerekir.”

Bunları bilerek eylem yapıldı

Özalp, kendi sağlık durumu ile ilgili soruya cevap vermek konusunda eylemin daha önemli olduğunu belirtse de şunları ifade etti: “Aslında kendi sağlığımızla ilgili konuşmayı ahlaki ve vicdani olarak doğru bulmuyorum. Eylem sürecinde 8 yoldaşımız şehadete ermiştir. Dışarıda her gün direnerek ölümsüzleşen kadın ve erkekler hakikati karşısında sağlık sorunlarımızla ilgili olarak bir şeyler söylemek pek de anlamlı olmasa gerek. Fakat sorunun bağlamı içinde kalmak ve sizi yanıtsız bırakmamak adına şunu diyebilirim ki 1. Grup 163 gün, 2. Grup 153 gün, 1 Mart’ta başlayan kitlesel grup ise 90 günü aşan bir direniş ortaya koydular. Beden dirhem dirhem, hücre hücre ölüme doğru yol aldı. Çok krizli ve akut bir sağlık problemi bugün itibariyle görülmese bile uzun vadede ortaya çıkacağı kesindir. Zaten bu tür eylemlerin doğasında da bu vardır ve tutsaklar bunu bilerek eyleme başlarlar. Herkese teşekkürler.”

 
 

Hastane yolunda hakaret

   

Elazığ T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan Remziye Karadağ ile iki arkadaşı, tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi eylemine girdikleri gerekçesiyle sadece bir kez hastaneye götürüldüler, hastane yolunda da hakarete maruz kaldılar.

Karadağ, 2014’te Mardin Cezaevi’nde iki yıl tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Bir ay sonra yine tutuklanarak Urfa’nın Hilvan ilçesindeki cezaevine atıldı. Burada bir yıl tutuklu kaldıktan sonra Elazığ T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Sürgün edildiğinde ’mahkum kabul’ olarak adlandırılan cezaevi girişinde çıplak arama dayatıldı. Bunu kabul etmemesi üzerine yoğun işkenceye maruz kaldı ve aylarca ‘hücre cezası’ verildi. Normal şartlarda önümüzdeki 6 Ekim’de tahliye olması beklenen Karadağ’a, başka bir dosyasından 2 yıl daha hüküm verildi.

Karadağ, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle PKK ve PAJK’lı tutsakların başlattığı açlık grevi eylemine 1 Ocak’ta katılmıştı. 26 Mayıs’ta Öcalan’ın, avukatıları aracılığıyla paylaştığı mesajından sonra açlık grevi eylemleri sonlandırılmıştı. Karadağ ve odasında bulunan diğer üç arkadaşı bugüne kadar sadece bir kez hastahaneye götürüldü.

Karadağ ve arkadaşlarının, jandarma tarafından hastahaneye götürüldükleri sırada kendilerine hakaret edildiğini söyleyen kardeşi Zekiye Karadağ, şunları paylaştı: “Yolda hakaret ve psikolojik baskıya maruz kalmışlar. Hastaneye ringle götürülmediği yetmezmiş gibi bir de onlara ‘Hem açlık grevine giriyorsunuz hem de tedavi mi bekliyorsunuz? Yok size tedavi filan’ denilmiş. Sonrasında da zaten onları tekrar hapishaneye geri getirmişler. En son 6 Haziran’da görüşüne gittiğimizde bize bunları söylemişti. Bizler de dışarıda İHD ve birkaç kuruma daha başvuru yaptık ama halen hiçbir yerden sonuç almış değiliz.”

Görüşüne gittiklerinde durumunun iyi olmadığını gözlemlediklerini söyleyen kardeş Zekiye Karadağ, “Ablam 16 kilo vermişti ve tedavi edilmiyorlar. Bunun nedenini ise açlık grevine girmelerine bağlıyorlarmış. Böyle bir eylemi başlattıkları için sonuçlarına da katlanmalarını söylemişler. Ayrıca ablam greve girdiği için kendisine 4 ay görüş ve telefon yasağı getirildi.”

 

İSTANBUL