Yine geçen hafta Küba’nın başkenti Havana’da Ocak ayından beri FARC ve hükümet arasında sürmekte olan Kolombiya barış görüşmelerinin bir turu daha sonlandı. Bu kez taraflar kritik bir evreye girildiğine dair açıklamalar yaptılar. Anlaşmazlığın ana teması baştan itibaren temel çerçevesi kurgulanmış olan Barış Anlaşması’nın hükümet tarafından referanduma sunulmak istenmesi. Bu durum Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri - FARC tarafından anlamsız olarak niteleniyor. Çünkü yürütülen müzakereleri, referandum gibi bir durumun bütünüyle geçersizleştireceğini savunuyorlar. Hükümete yönelttikleri soru “sizin halkı temsil gibi bir durumunuz yoksa neden bizimle müzakere ediyorsunuz” oluyor. Hükümetin bir an önce barış anlaşmasının yapılması ve referanduma sunma derdinin arkasında yatan mesele ise yaklaşan başkanlık seçimleri.
Barış görüşmeleri sürerken ordu ile gerillalar arasındaki çatışmalarsa son bulmadı. Hükümetin baştan beri ateşkese yanaşmaması bu konuda belirleyici önemde. Son bir ayda yaklaşık 30 asker ölürken FARC’ın iki bölge komutanı bombalamalar sonucu hayatını kaybetti. Hükümetin tercihi bu çatışmalar sonrası askeri operasyonların sayısını artırarak askerin sırtını sıvazlamaktan ibaret oldu.
Ayrıca geçen ay yapılan açıklamalara göre barış görüşmelerine rağmen paramiliter grupların insan hakları savunucularına yönelik terör eylemlerini artırdıkları görülüyor. Senenin ilk 7 ayı içinde 37 insan hakları savunucusu öldürülmüş, bu sayı geçen sene aynı döneme ilişkin 29. Ayrıca Kolombiyalı paramiliter grupların Venezuela’da faaliyet yürüttükleri biliniyor. Kolombiya’nın tercihlerinin devlet terörünü sürdürmekten yana bir tutum izlemesi, barış olasılığının geleceği konusunda sorular doğuruyor.
Fakat Başkan Santos’un bu ara asıl düşünmesi gerekense 21 Ağustos’tan bu yana dinmek bilmeyen çiftçi isyanı. Toplamda 200 bin kişinin katıldığı tahmin edilen eylemler, önce kırsal bölgelerde başladı. Sonrasıysa geçtiğimiz günlerde başkent Bogota sokaklarına da yansıdı. Köylülere destek veren öğrenciler ve diğer çalışan kesimlerin desteğiyle göstericiler polis şiddeti karşısında boyun eğmedi. Hükümet çareyi belli bölgelerde sıkıyönetim ilan etmekte buldu. Şimdiye kadar bu çiftçi isyanında 3 kişi polis tarafından öldürüldü, ayrıca yüzlerce yaralı ve tutuklama var.
İsyanın arkasında yatansa Kolombiya hükümetinin uygulamakta ısrarcı olduğu neo-liberal politikalar. Bu konuda AB ve ABD ile yapılan serbest pazar anlaşması başat rol oynuyor. Aynı zamanda çiftçilere yönelik destek uygulamalarına son verilmesi, tarımsal girdilerin pahalılığı vb durumlar, özellikle devlet destekli ABD’nin endüstriyel tarımı karşısında buralardaki küçük üreticilerin rekabet şansını yok ediyor. Bu aklıma Meksika marketlerinde, Meksikalıların geleneksel ekmeği tortillanın dahi ABD patentiyle satılıyor oluşunu getirdi. Bir süre sonra ister istemez dünyada önemli bir patates üreticisi olan Kolombiyalılar da pekala ABD patatesi tüketir hale gelebilecek.
Türkiye’deki muadiline benzer tarzda sağcı Santos hükümeti halkın taleplerini anlamak yerine barış görüşmeleri yaptığı gerilla gruplarını kastederek “bunları terör örgütleri kışkırtıyor” nidaları eşliğinde devlet terörü kullanmayı tercih etti. Bunun sonuç vermeyeceğini görerek bu seferde köylü cephesini bölme hamleleri yapıyor. Bütün devrimci grupların desteklediği direnişin başarısının “barış süreci”ne yeni bir biçim vermesi ise kaçınılmaz.
Çiftçi direnişi Güney Amerika’nın diğer ülkelerinden de destek buluyor. Özellikle Şili’li öğrencilerin bu doğrultuda yaptığı eylemler göze çarpıyor. Çünkü insanlar aynı kavganın parçası olduklarının bilincindeler. Bu ister istemez benzer hasretleri bizim de duymamız gerektiğini aklıma getiriyor.
Son dönem Güney’in diğer ülkelerinde de neo liberal uygulamalara karşı halklar bayrak açtı. Meksika’da enerji sektöründeki özelleştirmeler ve ücretsiz eğitim için, Brezilya’da yolsuzluk ekonomisine karşı, Peru’da işten çıkarmalar ve eğitimin özelleştirilmesi, Arjantin’de Chevron adlı dünyada çevre felaketleriyle ünlü petrol arama şirketine doğal rezerv alanı olan Patagonya’da petrol arama hakkının satılmasına(1) karşı, Şili’de ise Mapuche yerlileri ve öğrenciler hakları için bir süredir ayaktalar.
Dünya her ne kadar Suriye ve savaş politikalarıyla meşgul olsa da, giderek artmakta olan neo-liberalizm karşıtı direnişlerin yükseltilmesi ve bunların uluslararası dayanışmasının örgütlemesi, yeni bir dünyayı kurabilmek için karşımızda bir ödev olarak duruyor.
(1) Sorunun geçmişini öğrenmek için http://bianet.org/bianet/dunya/137831-horoz-yumurtasi başlıklı yazıya bakılabilir.
Kolombiya kritik dönemeçte