
Protestolar Pasifik liman kenti Buenaventura’yı ülkeye bağlayan ana yolun on bin kadar yerli tarafından kesilmesiyle başladı. Kısa zamanda ülkenin kırsal kesimlerinde yayılarak geçtiğimiz yıllarda da olduğu gibi sarsıcı bir ayaklanmaya dönüştü.
Marcha Patriotica’ya göre eylemlere 100 binin üzerinde kişi katıldı. Direniş 60 farklı bölgede gerçekleşti. 15 ana yol göstericiler tarafından bloke edildi.
Hükümetin buna yanıtı şiddet ve tek taşla bir kaç kuş avlamak niyetiyle (yakın zamanda resmi barış görüşmelerine başlayan) Ulusla Kurtuluş Ordusu-ELN’yi direnişi örgütlemekle suçlamak oldu.
Direniş hareketinin bir parçası olan Radyo Contagio geçtiğimiz pazartesiden cumartesi gününe kadar üç emekçinin polisin saldırıları sırasında hayatını kaybettiğini, 179’unun ise yaralandığını, ayrıca 152 kişinin de tutuklandığına haberlerinde yer verdi.
Cumartesi geç saatlerde ülkeyi saran eylemleri durdurmak için çiftçi organizasyonları ve hükümetten bazı iyileştirmeleri gündeme alacakları yönünde uzlaşma açıklaması geldi. Fakat bu açıklamanın halkın öfkesini ne derece yatıştıracağı belirsiz.
2013 yılında Avrupa Birliği ve ABD ile yapılan serbest ticaret anlaşmasıyla birlikte gündeme gelen yerli, çiftçi ve işçi direnişlerinin ilkinde en az 12 emekçi devlet terörü sonucu hayatını kaybetmişti.
Neden direniyorlar?
AB ve ABD ile Kolombiya arasında yürürlükte olan serbest ticaret anlaşması, özellikle ABD menşeili "ucuz" tarımsal ürünlerin gümrüksüz ülkeye girişini sağlıyor. Bu kahve haricinde diğer üretim alanlarında üreticilerinin ürünlerini satamamasına yol açıyor. Burada zarara uğrayan ana kesimler küçük üreticiler, az toprağı ya da hiç toprağı olmayan kır işçileri oluyor. Ayrıca ülkeye sokulan ABD menşeli ürünlerin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) kapsamında olması da kuvvetle muhtemel.
Direnişin bir diğer ana başlığı ise toprak reformu. Ülkenin ekilen topraklarının önemli bir bölümü bir azınlığın elinde bulunuyor. Kolombiya oligarşisinde merkezi pozisyondaki bu büyük toprak sahipleri, kahvenin yanısıra ülkenin önemli bir "suç" merkezine dönüşmesinde belirleyici bir yeri olan koka üretimini de organize ediyorlar.
Dolayısıyla halk, Kolombiya’daki neoliberal hükümetlerin kendilerine adeta zorla kırdan şehirlere sürgünü dayatan politikalarına karşı toprakların yoksul kesimlere dağıtılmasından yana. Bu konuda daha önceki direnişler sonrası Santos hükümetinden bazı sözler alınmasına rağmen, henüz bir adım atılmış değil.
Bu mesele FARC’la yapılan barış görüşmelerinin de ilk maddesiydi. Nihai anlaşma beklenmeksizin toprak reformunu gerçekleşeceği masada ifade edilmesine rağmen, henüz bir yol alınmış değil.
Barış görüşmeleri
FARC ile Santos hükümeti arasındaki barış görüşmeleri ağır da olsa ilerliyor. Nihai anlaşmanın ne zaman yapılacağı belirsizliğini koruyor. Taraf arasında 15 yaş altı gerillaların terhis anlaşması sonrası 170 kişi gerilla kamplarından ayrıldı.
Santos hükümeti barış anlaşmasını referanduma sunma politikasında ısrarını sürdürüyor. Bunu desteklemek için yeni çıkan anket sonuçları açıklandı. Yüzde 67 referandumdan yana olduğunu söylerken yüzde 61 de barış anlaşmasını desteklediğini söylüyor. İki ay öncesine göre bu rakamların 4 puanlık bir artış olduğu da kaydediliyor. FARC’sa barışın referandum konusu yapılmasına karşı.
Elbette bu sürece dair yazılabilecek daha çok şey var. Bunları zaman içinde ele almaya çalışalım.
Bitirmeden yine de Kolombiya egemenlerinin neden barış istediğini anlatan bir habere yer vermek istiyorum.
Kolombiya petrol endüstrisi Organizasyonları (ACP) diyor ki "eğer altı yıl içinde büyük yatırımlar yapılarak, yeni petrol rezervleri keşfedilmezse petrolümüz bitecek".
Yeni petrol sahaları nerede derseniz, yukarıda anlattığımız yerlilerin ve çiftçilerin terk etmemekte ısrarlı olduğu (aynı zamanda petrol aramalarına karşı direndiği) kırsal bölgeler ile gerillaların etkinlik gösterdiği alanlarda.
O zaman sanırım daha iyi anlaşılıyordur ABD’nin yakın zamanda "barış görüşmelerini desteklemek için" Kolombiya hükümetine niye 450 milyon Dolar yardımda bulunduğu. Ne dersiniz?
Aykan SEVER