Kalbinin durmasını bekliyorlar

Mehmet Edip Taşar
- Cezaevinde 19 kez anjiyo olmasına rağmen ATK'nin verdiği raporlar nedeniyle tahliyesi engellenen Mehmet Edip Taşar için tekrar başvuruldu.
İHD'nin cezaevlerindeki ağır tutsaklar listesinde yer alan Marmara (Silivri) 5 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan 70 yaşındaki Mehmet Edip Taşar'ın tahliyesi için bir kez daha başvuru yapıldı.
Kalp yetmezliği rahatsızlığı bulunan ve günde birkaç kez hastaneye götürülen Taşar, 11 Şubat'ta 19. kez anjiyo oldu. Kalp hastalığından kaynaklı 8 stent takılan ve kalp ritminde bozukluk bulunan Taşar'ın üç kez sevk edildiği Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından "cezaevinde kalabilir" raporu verildi. ATK raporları nedeniyle tahliye talepleri reddedilen Taşar, avukatları aracılığıyla infazının ertelenmesi için bir kez daha Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu.
Başvuruda, Taşar'ın yaşamını tek başına idame ettiremediği, avukat görüşüne tekerlekli sandalyeyle çıktığı ifade edildi. Bu durumun "işkence ve kötü muamele yasağına" aykırı olduğu hatırlatılan başvuruda, bu konuda Anayasa'nın 17. Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (AİHS) 3. Maddesi hatırlatıldı. Başvuruda, infaz erteleme talebinin esas olmak üzere Taşar'ın sağlık kuruluşuna sevk edilerek, rapor alması, ceza infazının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 16. Maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmesi istendi.
Müvekkilinin sağlık durumunun son derece ciddi olduğunu ifade eden avukatı, Mehmet Edip Taşar'ın son durumunu şöyle özetleledi: "Taşar, birkaç gün önce yine anjiyo olmuş. Yaklaşık 4 gün hastanede yatmış ve ardından hapishaneye sevk edilmiştir. Mevcut sağlık durumu son derece ciddidir. Şu an kendi başına yemek yiyememekte ve ilaçlarını içememektedir. Günlük yaşamını fiilen diğer arkadaşlarının yardımıyla sürdürebilmektedir. Ailesi, son görüşmelerinde kendisini tanıyamayacak kadar zayıfladığını, fiziksel görünümünün ciddi şekilde değiştiğini ve genel sağlık durumunun belirgin biçimde kötüleştiğini bildirmiştir. Ailesi açık görüşte Taşar'ın sürekli başını masaya koyduğunu ve nefes almakta dahi zorlandığını gördüklerini aktardı." İSTANBUL
* * *
Mevzuat bile uygulanmıyor
Hasta tutsakların tahliyesi için yeni bir yasal düzenlemeye gerek olmadığını belirten avukat Halil Kaya, mevzuatın uygulanması halinde sorunun çözülebileceğini vurguladı.
Wan Barosu Cezaevi Komisyonu'ndan Kaya, adli mahpuslarda mevzuata uyulduğunu, siyasi tutsaklara yapılanların ise tamamen mevzuata aykırı olduğunu söyledi. Kaya, "Artık sağlık hakkı erişimini bir tarafa bırakalım, yaşam hakkı ihlaline varacak uygulamalar var. Sağlık hakkına erişemediği için cezaevinde hayatını kaybedenler var. Bunun dışında, son kertede tahliye edildikten bir veya iki ay sonra hayatını kaybeden insanlar var” dedi. Türk hükümetinin, kendi mevzuatında yer alan, mevzuatına uygun hiçbir hukuki düzenleme bile gerektirmeyen siyasi mahpusların bırakılması konusunda en ufak bir adım atmadığını kaydeden Kaya, "Özelikle de hasta tutsakların bırakılması ya da bırakılmadan ziyade tedaviye erişim haklarının mevzuat çerçevesinde verilmesi noktasında bile herhangi bir adım atmamış. Herhangi bir kanun değişikliği gerektirmiyor, sadece kendi mevzuatını uygulasa yeterli, ancak hasta mahpusların bırakılmasına dair herhangi bir adım bile atılmıyor. Daha fazla mağduriyet yaşanmaması için, cezaevlerinde ölümlerin olmaması için acil bir şekilde hasta mahpusların tahliyeleri başlamalıdır" şeklinde konuştu. WAN
* * *
AYM etkin soruşturma istemedi
Anayasa Mahkemesi (AYM), Amed’de 6 Aralık 2009'da Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kapatılması protestoları sırasında Dicle Üniversitesi öğrencisi Aydın Erdem’in polis kurşunuyla katledilmesine dair yapılan başvuruyu reddetti.
Dosya avukatlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Yöneticisi Yakup Güven, AYM kararının iki başvuruyu elen alan bir karar olduğunu belirterek, Aydın Erdem katledildikten sonra resen açılan soruşturmanın yanında aile ve şubeleri tarafından maddi ve manevi tazminat talepli olarak idari dava açıldığını hatırlattı. Polisin katlettiğine ilişkin birçok delilin mevcudiyetine dikkat çeken Güven, hastaneye götürülmesinin hemen ardından olay yerinde bulunan polislerin gerekli birimlere bildirimde bulunması, olay yerinin boşaltılması ve inceleme yaptırması gerekirken, bu işlemlerin hiçbirinin yapılmadığını söyledi. Soruşturmada yaşanan ihlallerini sıralayan Güven, başından itibaren delillerin etkili biçimde toplanmadığını, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması çabasının güdülmediğini, faillerin tespiti ve cezalandırılmasını amaçlayan bir sürecin takip edilmediğini belirtti. Güven, bu şekilde de takipsizlik kararı verildiğini anımsattı.
Cezasızlık politikası
Kararın kesinleşmesi sonrası AYM’ye başvurduklarını söyleyen Güven, soruşturmanın başında olay yerindeki polislerin delilleri karartmaya çalıştığının tespit edildiğini dile getirdi. Güven, “Bu durum soruşturma sürecinin başından itibaren adil ve etkili biçimde yürütülmeyeceğine ilişkin zaten var olan kaygıları artırmıştı” dedi. “Delilleri karartma” çabasının sık sık önlerine çıkan, tanık oldukları bir durum olduğunun altını çizen Güven, şunları söyledi: “Cezasızlık sistemi devlet tarafından çok uzun yıllardır uygulanmakta olan bir sistem. Bu sistem, yaşam hakkı ve işkence gibi ihlallerin failleri olan kolluk personellerine dönük açılan soruşturmalarda ceza alınmaması, idarenin sorumluluk üstlenmemesi pratiğini ortaya koyar. Bu tür durumlarda soruşturma açılmış ise de bu süreç istekli biçimde yürütülmez, soruşturmanın başında failler çarpıtılmaya, muğlaklaştırılmaya çalışılır, amirleri kolluk personelleri hakkında soruşturma yürütülmesi izni vermez, deliller etkili biçimde toplanmaz, tanıklar etkili biçimde araştırılıp dinlenmez, failler delilleri karartmaya dönük eylemler içerisinde olur ve bu suçlar da ayrıca cezasız bırakılır. Etkisiz biçimde yürütülen soruşturma dosyaları gerekçe gösterilerek suçun kolluk tarafından gerçekleştirilmediği belirtilir, idareye atfedilecek bir hizmet kusuru olmadığı iddiasıyla davalar çok büyük oranda reddedilir. Bu şekilde hem failler cezasız kalır ve yeni ihlallerin meydana gelmesinin önü açılır, hem de ülkede yaşam hakkı ihlalleri, işkence yasakları gibi Anayasa ve AİHS tarafından güvence altına alınan maddelerin ihlali sistematik bir biçim alır.”
Erdem dosyasında hukuki mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Güven, AYM’nin kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracaklarını aktardı. AMED










