Önder Öcalan’a dönük devletlerarası komplo 20. yılında. Bu aynı zamanda Öcalan’ın kapitalist sistemin yanı sıra Türk devlet faşizmiyle kıyasıya bir mücadele içinde geçen 20 yılı demektir. 20 yıllık bu tarihsel hesap sorma mücadelesinde, kapitalist sistem ile onun ulus devlet yapılanmasını bütün yönleriyle çözerek insanlığa demokratik modernite gibi eşit ve özgür bir sistemi sunan Öcalan başarıyla çıkmıştır. Özcesi Önder Öcalan, faşizmin zor ve şiddet sarmalını yırtarak komployu boşa çıkarmıştır.

Öcalan’a dönük komplo halen ilk günkü gibi neden ve nasılıyla tartışılıyor. Aslında hesap belliydi. Öcalan küresel kapitalist sistem ile onun bölgede jandarmalığını yapan ulus devlet oligarşileri ve diktatörleri için tehlikeliydi. Tehlikeliydi, zira Öcalan bu antidemokratik sisteme bilimsel sosyalizm tezleriyle yepyeni bir alternatif sunuyordu.

Sovyetler şahsında çözülme yaşayan reel sosyalizmi bitiren kapitalist sistem Sovyetlerden arta kalan Rusya çoktan kapitalizmin öncülüğüne oynuyordu. Dolayısıyla bölge devletlerinin yarım yamalak da olsa esin kaynağı olabilecek Sovyetler tasfiye edilmişti. Ancak buna rağmen 1960’lar ve 70’lerin dünya sosyalist hareketlerinden etkilenerek gelişen Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi Öcalan önderliğinde yaşananlardan dersler çıkararak kendisini her gün yeniliyordu. Klasik sosyalist hareketler bir bir tasfiye olurken PKK’nin giderek büyümesi bu güçler açısından bir tehlike arz ediyordu. Aslında iş bölge ulus devletlerinin tahtını sallamanın da ötesine geçiyordu. Öcalan giderek tıkanan ve yapısal açıdan krize batan kapitalist sistemi ve buna karşı içten çözülen sosyalist hareketleri yeniden analiz ediyor ve aynı hataya düşmeden ezilen halklara ilham kaynağı oluyordu. Öcalan bir yandan PKK’yi ideolojik açıdan yenilemeye çalışırken, bölge ulus devletlerinin karakterini en ince noktasına kadar çözümlüyor, Kürtleri aşar şekilde mücadele yelpazesini genişletiyordu. Tam da bu noktada Öcalan ve PKK küresel kapitalist sistemin bölgede jandarmalığını yapan güçler açısından büyük tehlike olarak görüldü. Bölge ulus devletlerine tehlike arz etmek küresel hegemon sistemin kendisine tehlike arz etmek olarak okundu ve müdahale gelişti.

İmralı gibi bir cezaevinde toplumdan izole edilmiş, dış dünyayla bağlantısı tamamen kontrol altına alınmış, sadece zaman zaman avukat veya aile üzerinden dış dünyayla bağlantı kuran Öcalan’ın bir süre sonra her şeyden vazgeçeceği ve sistemin dayatmalarına geleceği hesaplandı. Olmazsa da, zaten başı giden gövdenin direnç gösteremeyeceği, dolayısıyla PKK’nin kısa süre içinde ya tümden teslim alınacağı ya da tasfiye edileceği hesaplandı.

Ancak hesaplar tutmadı. Öcalan teslim olmadı, PKK dağılmadı. Teslim olmak, dağılmak bir yana, Öcalan İmralı’yı tek bir kişilik bir akademiye çevirerek PKK’ye de ideolojik ve örgütsel açıdan atılım gerçekleştirdi. İçteki tasfiyecilerle darbe vurulacağı hesaplanan PKK, Öcalan’ın geliştirdiği demokratik modernite paradigmasıyla giderek büyüdü.

Ortadoğu’da bugün yaşananları yıllar öncesinden gören, okuyan Öcalan PKK’yi duruma hazır hale getirdi. Bölge kaosuna doğru adım adım gidilirken Kürtler kendilerini olası durumlara göre hazırlamıştı. Arap baharı başlarken herkes afallayıp durumu algılamaya çalışıyordu. Ancak olanları en serinkanlı şekilde karşılayan Kürtler oldu. Çünkü Öcalan olacakları önceden görmüş ve Kürtleri uyarmıştı.

Tam da bu noktada Suriye iç savaşıyla birlikte bölgede keşmekeşlik başlayınca, duruma örgütlü müdahale eden tek güç Kürtler oldu. Aslında Önder Öcalan bölge halklarının birliğini ön görerek kimse fazla zarara uğramadan kaosa çözümler geliştirmek istedi. 2013 yılında Türkiye’de Kürt sorununda çözümü bu denli dayatması da bundan ileri geldi. Özcesi yüzyıllardan beri birbirine düşman edilmiş bölge halklarını birliği ve ortak, eşit yaşamı için tarihsel fırsatı değerlendirmek isteyince, ulus devletin liderliğine soyunan Erdoğan ve AKP bu durumu kendileri için son derece tehlikeli gördü. Bunun için de diyalog sürecini bitirdi. Öcalan yoğunlaştırılmış tecrit sürecine alındı. Rojava’daki kazanımların önünü almak için de DAİŞ devreye konuldu. Eş zamanlı olarak PKK’ye dönük kapsamlı saldırılar geliştirildi ve kuzey Kürdistan’da şehirler yıkılarak, insanlar binalarda yakıldı. Hepsi Kürtleri teslim almak ve bununla da ulus devleti sağlamak istediler. Bütün dünya buna sessiz kaldı. O vahşet karşısında üç maymunlar oynandı.

Yaşananların hepsi 1998’deki komplonun bir devamı olarak gelişiyordu aslında. Her ne pahasına olursa olsun Kürtlerin teslim alınması ve egemenlerin hizmetine koşulmak isteniyordu. Ancak hesaplar tutmadı. Bugün, komplonun 20. yılına girerken boğazına kadar faşizme batan yine egemen güçler oldu. Kazanan ise yine halkların eşit demokratik birliğinde ısrar eden Öcalan ve PKK-Kürtler oldu. Özcesi komplo ısrarla derinleştirilerek, değişik argümanlarla, yol ve yöntemlerle sonuca ulaştırılmak istense de aslında boşa çıkarılmıştır. Erdoğan’ın bu denli pervasız bir şekilde Kürt siyasetinden, topluma, önderine ve özgürlük hareketine düşman kesilmesi, her türlü saldırıyı reva görmesi de yaşadığı bu kaybedişten dolayıdır.