Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilen tarihi 15 Şubat komplosunun on altıncı yıldönümüne doğru gidiyoruz. Kürt halkı ve dostları bu 15 Şubat’ı çok daha büyük bir öfke ve umutla karşılıyor. Daha şimdiden komploya karşı “Öcalan’a Özgürlük” eylemleri her alanda gelişmeye başlamış bulunuyor. ‘Öcalan’a Özgürlük İmza Kampanyası’ çalışmalarının final sürecine girdiği gözleniyor. Kampanyayı düzenleyenler son bir hamle olarak herkesi bu tarihi özgürlük kampanyasına katılmaya çağırıyor.

Gerçi 9 Ekim 1998 ve 15 Şubat 1999 uluslararası komploları çoktan başarısız kılınmış ve boşa çıkartılmış bulunuyor. Fakat komplonun dayandığı ''Kürdü inkar ve imha zihniyeti ve sistemi'' tamamen yıkılamadığı için ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esaret durumu sona erdirilemediği için, Kürt halkının komploya karşı mücadelesi sürüyor. Bu mücadelenin on altıncı yıldönümünde her alanda yükseleceği ve on yedinci yılda kalıcı başarıların sağlanacağı görülüyor.

Ayrıca 15 Şubat komplosunun on altıncı yıldönümünün siyaseten yeni anlamlar kazandığı da görülüyor. Çünkü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ''Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı''nın müzakere bölümünün 15 Şubat’a kadar tamamlanması öngörülüyor. Dikkat edilirse, zaman su gibi akıyor ve söz konusu sürenin hızla sonuna doğru gidiliyor. Dolayısıyla 2015 yılının 15 Şubat’ının aynı zamanda süreç üzerindeki mücadeleye de sahne olacağı anlaşılıyor.

Aslında Önder Abdullah Öcalan’ın “Müzakere Süreci Taslağı” girişimi de esas olarak uluslararası komploya karşı mücadele anlamına gelmektedir. Çünkü komploya temel teşkil eden Kürt sorununu çözmeyi hedeflemektedir. Eğer Kürt sorunu Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülürse, o zaman komploya temel oluşturan Kürdü inkar ve imha sistemi ortadan kalkacak, bu da komplonun tamamen yok olması anlamına gelecektir.

Hafızamızı tazelersek, 9 Ekim uluslar arası komplosu ABD Başkanlığı ve Dış İşleri Bakanlığı tarafından örgütlenmiş ve yürütülmüştü. Kürdü inkar ve imha sistemine dayanmış ve PKK’nin tasfiyesi temelinde bunun başarılması öngörülmüştü. PKK’nin tasfiyesi stratejisi de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın imhası temelinde gerçekleştirilmek istenmişti. Bu temelde KDP ve YNK arasında gerçekleştirilen 17 Eylül 1998 Washington Anlaşması’na dayanılmış ve başta Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek olmak üzere bölgenin ve dünyanın çok sayıda yöneticisi komplo saldırısında kullanılmıştı.

9 Ekim 1998 tarihinde başlatılan uluslararası komplo saldırısı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı hedeflemiş ve komplocu yöntemlerle imha etmeyi planlamıştı. Suriye’deki Hafız Esat Yönetimi üzerinde baskı oluşturarak Kürt Halk Önderi’nin Ortadoğu’dan çıkarılması ve Yunanistan istihbaratına dayanarak imhanın gerçekleştirilmesi hedeflenmişti. Yunanistan, Rusya, İtalya ve Kenya’yı kapsayan büyük takip ardından, bu biçimde Önder Abdullah Öcalan’ın imha edilemeyeceği kesinleşince, bu sefer idam edilmesi amacıyla 15 Şubat 1999 günü kaçırılarak TC yönetimine teslim edilmişti.

Komplo mücadele ile boşa çıkarıldı 

Uluslararası komplonun imha amaçlı saldırılarının Önder Abdullah Öcalan tarafından nasıl boşa çıkarıldığının tüm boyutlarıyla araştırılıp anlaşılması tarihi öneme sahiptir. Kürdistan’da siyasi mücadele yürütüp başarı sağlamanın doğru tarzı ve taktikleri burada saklıdır. Tabi “Güneşimizi karartamazsınız” sloganı ile gelişen tarihin en büyük fedai eylem kampanyasının da bu sonuçtaki yeri belirleyici düzeydedir.

15 Şubat Komplosuna karşı İmralı mücadelesi de bu çizgiyi devam ettirmiştir. 15 Şubat 1999’dan 11 Ocak 2000’e kadar yürütülen tarihi tutum ve mücadele ile idam boşa çıkarılmış, 11 Ocak 2000’den 3 Kasım 2002’ye kadar yürütülen çalışma ve mücadele ile de İmralı’daki ''çürütme politikası'' başarısız kılınmıştır. Ecevit başkanlığındaki sosyal demokrat, liberal ve milliyetçi koalisyonun AB’ye girme temelinde Kürt sorununu bastırma amaçları başarısız kalınca, bu sefer “İslam kardeşliği” kılıfına sığınan ve Fetullahçılarla ittifak halinde olan AKP iktidarı ortaya çıkarılmıştır.

On üç yıldır AKP iktidarına karşı nasıl bir demokratik çözüm mücadelesinin yürütüldüğü ortadadır. Aslında Önder Abdullah Öcalan’ın 2005 Newroz’unda KCK sistemini ilan etmesiyle uluslararası komplo esas olarak başarısız kılınmıştır. Nitekim 23 Ağustos 2005 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu PKK’ye karşı yeniden topyekun savaş konseptini devreye koymuştur. TC devletinin 1990’ların başında devreye koyduğu topyekun savaş konseptini 2005 yılında yeniden gündeme getirmek zorunda kalması bile yalnız başına komplonun boşa çıkarıldığının işaretidir.


Topyekün savaş konseptine karşı 

kesintisiz direniş

Son on yıldır yenilmiş olan uluslararası komployu yaşatmak üzere çaba harcayan AKP’nin topyekun özel savaş konseptine karşı hareket ve halk olarak direnmekteyiz. Geçen sürecin her bir yılı tarihin en kapsamlı ve zorlu bir mücadelesine sahne olmaktadır. Söz konusu süre boyunca AKP hükümetinin özel savaşı tüm boyutlarıyla sonuna kadar derinleştirdiği bir gerçektir. Dolayısıyla son on yıl Kürt özgürlük mücadelesinin en kapsamlı ve derinlikli dönemlerinden biridir.

Bu çerçevede 2006 baharında “Önder APO siyasi irademdir” imza ve eylem kampanyası yürütülmüştür. Kürt halkı bu temelde sekizinci yılında uluslararası komplo ile yaşamak istemediğini netçe ortaya koymuştur. Kampanya çerçevesinde toplanan milyonlarca imza ilgili yerlere teslim edilirken, 2006 Newroz eylemliliği kampanyanın başarısını netleştirmiştir. Öyle ki halkın dört ayı aşan serhildanı Newroz sürecinde AKP faşizmini iyice teşhir eden ve darbeleyen bir düzeye ulaşmıştır.

Uluslar arası komploya karşı bu direniş 2007 yılında “Êdî Bese Kampanyası” biçiminde sürmüş, 2008 yılında gerillanın Zap direniş zaferi olmuş, 2009 yılının Mart ayında ise yerel seçim başarısıyla taçlanmıştır. Bütün bu süreçlerde askeri, siyasi ve ideolojik olarak başarısız kalan AKP hükümeti 14 Nisan 2009 tarihinden itibaren siyasi soykırım operasyonlarını devreye koyarak Kürt demokratik siyasetini etkisiz kılıp siyasal çözüm zeminini kurutmak istemiştir. 

Bunun sonucunda 2010, 2011 ve 2012 yıllarının parça parça da olsa büyük bir savaş süreci olarak yaşandığı bilinmektedir. Gerillanın ve Kürt halkının kahramanca direnişi sonucunda AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi'ni silah zoruyla yenme amacı başarısız kılınmıştır. En sonunda gerillanın ve halkın direnişi zindanlardaki ölüm orucu direnişiyle de birleşince, AKP’nin silah gücüyle PKK’yi yok edemeyeceği de ortaya çıkmıştır. İşte bunun sonucunda 2013 başından itibaren başlatılan yeni diyalog süreci gündeme gelmiştir.


Kürt halkı önderini özgür görmek istiyor 

Bu sürecin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi Newroz Demokrasi Çağrısı ile vücut bulduğu ortadadır. 15 Şubat komplosuna karşı son iki yıldır da bu temelde mücadele verilmektedir. Aynı zamanda söz konusu bu mücadele çok yönlü bir temelde gelişmektedir. Bu mücadelenin bir boyutu olarak da “Öcalan’ın özgürlüğü için imza kampanyası” çalışması devreye konmuştur. İki yıldır birçok alanda yürütülen bu kampanyanın, komplonun on altıncı yıldönümü olan 15 Şubat’ta tamamlanacağı kamuoyuna açıklanmıştır. Dolayısıyla imza kampanyasının finaline gelindiği ortadadır. Son bir hamleyle zirveye taşınacak ve sonuçlar ilgili yerlere teslim edilecektir.

Kuşkusuz 15 Şubat uluslararası komplosuna karşı mücadele bütünlüklü bir mücadeledir, sadece bir imza kampanyasına indirgenemez. Nitekim her alanda miting, gösteri, protesto eylemlerinden oruç tutmaya kadar çok çeşitli eylem biçimleri ile mücadele edilmektedir. Yine Avrupa’da tarihin en uzun süreli eylemleri arasına katılan “Öcalan’a özgürlük için nöbet eylemi” yürütülmektedir. Ancak söz konusu imza kampanyası da bu özgürlük eylemlerinden birisidir ve asla küçümsenmeksizin tüm yurtseverler tarafından sahip çıkılarak zirveye taşınmalıdır.

On altıncı yıldönümünde artık uluslararası komplonun hiçbir gücü ve dayanağı kalmamıştır. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere, tüm Kürt halkını artık uluslararası komplo altında yaşatmak mümkün değildir. Kürtler Önderleri Abdullah Öcalan’ı aralarında özgürce yaşar görmek istemektedir. Dolayısıyla imza kampanyası da dahil her türlü mücadele yöntemini etkili bir biçimde kullanarak komplonun on yedinci yılını Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlük yılı haline getirecektir. Bu temelde tüm Kürt yurtseverlerini ve demokratik güçleri imkanlarını seferber etmeye, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve şahsında tüm insanlığın özgürlüğü için imza kampanyasına destek verip güç katmaya çağırıyoruz!