Kapitalizm çıkışından beri insanlık ve toplum dışı bir ekonomik sistemdir. Eğer ekonomi toplumsal bir faaliyetse kapitalizm toplum dışı bir sistemdir. Kapitalizm hep kötülük getirmiştir; ancak şu anda yoğunlaştırarak yaptığı kötülük ise kötülüklerin anasıdır. İnsanlığın var olma biçimi olan toplumsallığı kapitalizm kadar dağıtan, yıkan başka bir sistem görülmemiştir. Köleliğin en inceltilmiş biçimidir. Köleliğin en fazla örgütlendirilmiş, toplumun hücrelerine kadar değil, bireylerin hücrelerine kadar yedirilmiş bir kölelik biçimidir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; kapitalizmin kötülükleri ne kadar anlatılsa ve sıralansa da toplum ve insanda yarattığı olumsuzluklar yine de izah edilemez. Ancak o kadar normalleştirilmiş ki, bunun dışında bir sistem ve ekonomik faaliyet olmazmış gibi bir yanılsama ve illüzyon yaratılmıştır.

Kapitalizm, toplumu ve toplumsal ahlakı dağıttıkça yaşayan bir sistemdir. Kanserli hücreler nasıl ki insanı tüketerek yaşıyorsa ve sonunda bünyeyi ölüme götürüyorsa, kapitalizm de kanserli hücre gibi toplumu yiyerek yaşamaktadır. Toplumsallığın güçlü olduğu bir yerde kapitalizm yaşayamaz ve derinleşemez. Toplumsallığı dağıttıkça kendine yaşam alanı bulur. Kapitalizm karşıtı olmadıkça toplumsallık, dolayısıyla insanlık korunamaz.
Egemen sömürücü güçler bazı illüzyonlar yaratmıştır. Devletsiz yönetim, karı-koca kültürü olmadan eş yaşam, birileri işyerinin patronu olmadan ekonomik yaşam düşünülmüyor. Bu, zihniyet hegemonyasıdır. Bu nedenle patronlar fabrika kuracak, insanlar da gidip orada emeklerini satacak! Zihniyet budur. Halbuki insanlık tarihinde ekonomi esas olarak toplumun, toplumsal grupların faaliyetidir. Son iki yüzyıldır kapitalizm Avrupa’dan başlayarak dünyaya yayılmıştır. Hatta 20. yüzyıla kadar da dünyada hakim olan toplumsal üretim biçimidir. Dolayısıyla yakın tarihe kadar kapitalizm hala insanlığın az bir kısmının içinde olduğu bir üretim biçimidir.
Kürdistan’da da 1980’li yıllara kadar kapitalizmin fazla bir etkinliği yoktur. Toplumsallık, toplumsal kültür hakimdir. Dolayısıyla da ekonomik faaliyet esas olarak toplumsaldır. 12 Eylül askeri darbesi planlı ve örgütlü bir biçimde Kürdistan’da hem toplumsallığı dağıtmak, hem de Kürdistan’ın demografik yapısını bozmak için çalışmıştır. 1990’lı yıllarda Kürdistan’da toplumsallığı dağıtma ve demografik yapısını bozma daha da hızlandırılmıştır. Kürdistan’da var olan ekonominin yıkımı esas olarak da 1980-90’lı yıllarda gerçekleşmiştir. İlk toplumsallığı, doğal olarak ilk ekonomiyi yaratan Kürdistan coğrafyası ekonomik yıkıma uğratılmıştır. Kürt Halk Önderi’nin deyimiyle ‘Nan’ın coğrafyası ‘Nan’a muhtaç hale getirilmiştir.
Kürdistan’da giderek kapitalist zihniyet hakim kılınmıştır. Birileri işyeri açacak, birileri de gidip emeğini satacak! Yani çağdaş köle olacaktır! Çünkü kölelik insanlara benimsetilmiş ve normalleştirilmiştir. En kötüsü de emeğini satmak insanlara bir özgürlükmüş gibi gösterilmektedir. Günümüzde köleliğin derinleşmesindeki en temel zihniyet hegemonyası da bu olmaktadır.
Bu zihniyet hegemonyası da Kürdistan’a yavaş yavaş benimsetilmiştir. Bu, aslında kültürel soykırımın altyapısı bir zihniyettir. Böylece kültürel soykırımın rahat yürütüleceği bir sosyal ortam yaratılmış olmaktadır. Kürt’ün direnci diğer baskılar, psikolojik savaş yöntemleri kadar, kapitalist modernist zihniyetten kaynaklı toplum kırım uygulamalarıyla kırılmaya çalışılmaktadır. Bunların başında da kapitalist ekonomi gelmektedir. Liberal ekonomi denilerek de bu soykırım sistemi yumuşatılmaktadır.
Kürt halkı direnişiyle toplumsallığını koruma ve bir toplum refleksi gösterme duruşu ortaya çıkarmıştır. Bununla birçok belediye Kürt yurtsever demokratik şahsiyetlerin eline geçmiştir. Toplumsallıkla kazanılan belediyelerde ne yazık ki  toplumcu belediyecilik uygulayamamaktadır. CHP ve AKP belediyelerinde olduğu gibi kapitalist zihniyet ve modernite anlayışıyla belediyeler yönetilmekte, faaliyetleri de bu doğrultuda olmaktadır. CHP ve AKP’nin iyisi olmaya çalışmaktadır. Kuşkusuz rantçılık AKP ve CHP belediyelerinde olduğu gibi yoktur. Ancak hizmetin yapılışından hizmet üretimine, ekonomik ve sosyal alana kadar çalışmalarda kapitalist zihniyet aşılamamıştır. Bunun en somut ifadesi, taşeron şirketlerle çalışılmasıdır. Öyle ki, halk için hizmet olacak ve halkın yaşamını yükseltecek birçok değer orta sınıf ya da daha üstü iş sahibi kişi ve çevrelere akmaktadır. Neredeyse belediyeler etrafında böyle bir sınıf ortaya çıkmıştır. Büyük  direniş ve toplumsallık sonucu elde edilen belediyelerin böyle çalışmaması gerekmektedir.
Hizmet ve değer üretmede sistemin, AKP veya CHP’nin anlayışıyla hareket eden belediyeler belediyeciliği ne kadar iyi yaparsa yapsın yanlıştır ve derhal terk edilmelidir. Kuşkusuz hizmet yapılmalıdır; ancak hizmetin nasıl yapıldığı da önemlidir. Kaldı ki en iyi hizmet, en fazla hizmet kapitalist modernite anlayışıyla değil, toplumcu demokratik anlayışıyla yapılır. Bunu anlamadan Kürdistan halkının beklentileri karşılanamaz. Mücadele toplumla olacak, toplumcu zihniyet yaratılacak, ama bu temelde kazanılan belediyeler kapitalist mantıkla çalıştırılacak! Bu paradoksun ortadan kaldırılması lazımdır. Hiç kimse toplum ve toplumculukla kazanılan bu yerleri kapitalist zihniyetle ele alamaz. Kuşkusuz bunun için zihniyet devrimi gerekiyor. En iyi belediyeciliğin ve hizmetin toplumcu demokratik belediyelerle olacağına inanmak gerekiyor.
 Ekonomi söz konusu olduğunda bugün yalan, demagoji ve yanıltma had safhadadır. Sömürgeciliği maskelemek ve meşrulaştırmak için üniversiteler, profesörler çalıştırılmaktadır. En iyi ekonomik modellerin kapitalizm ve liberal ekonomi olduğu safsatası yayılmakta ve insanlara kabul ettirilmektedir. Toplum nasıl ki devlete mahkum edilmişse, ekonomi de insanların köleleşmesine mahkum edilmiştir. Halbuki ekonomi özgür toplumun örgütlülüğüyle en üst düzeyde verimli olur.  Demokratik ve örgütlü toplumla her türlü değer insanların ve toplumların ihtiyacını karşılayacak düzeyde üretilir. Kara ve karı kutsayan tüketim anlayışına dayalı üretim değil, insanın fiziki ve moral değer olarak yaşamasını esas alan bir ekonomik sistem kurulur. Yeter ki örgütlü toplum doğru bir ekonomik anlayışla üretim faaliyeti içine sokulsun.
Kürdistan’daki belediyeler Türkiye’deki belediyeler gibi bazılarının arpalığı değildir. Yakın çevresine ya da bazılarına rant dağıtma  kapısı değildir. Ancak kapitalist zihniyet aşılmayınca ister istemez toplumun bu değerleri bazı kişi ve çevrelere akacak, toplumun ihtiyacı istenildiği gibi karşılanmayacaktır. Kapitalist zihniyet ve sistem dışına çıkmadan ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun ortaya çıkacak sonuç böyledir.
Kürt Halk Önderi’nin dediği  gibi bazılarını işe almakla ya da yoksulların olduğu yere biraz hizmet götürmekle, yine toplumla belli bir ilişki içine girmekle doğru belediyecilik yapılmaz; sadece sistem belediyeciliğinin üstü görünüşündeki bazı olumlu şeylerle örtülür. Bu da halkı ve toplumu aldatmaktan başka anlam taşımaz.
Bu belediyeler, toplumu ayakta tutan ve toplumcu zihniyeti var eden direnişle yaratıldıysa, belediyelerin de toplumu demokratik temelde yürütmesi, hizmetleri komünal demokratik karakterde üretmesi ve sunması şarttır. Böyle yapılmazsa halkın verdiği temsil kötü ya da kendine göre kullanılmış olur.
Kürdistan’daki belediyelerde topluma dayalı komünal demokratik belediyecilik yapılmalıdır. Çünkü oraları topluma aittir, o zaman toplumla birlikte yönetmek ve toplumla birlikte hizmet üretmek gerekir. Örgütlü toplumla yapılmayacak hizmet ve üretim yoktur. Toplumun gücü en büyük değer üreten potansiyeldir. Zaten kapitalizm de toplumu kendine göre örgütleyip hizmetine sokarak değerleri gasp etmektedir ve kendi karı haline getirmektedir. Tüm üretim topluma, ama kar ise patrona aittir. Denklem de, formül de budur. Hiçbir değer gökten inmediğine göre, değer üretmenin başka bir yolu yoktur.
Belediye hizmetleri ve her türlü üretim faaliyetleri en başta toplumu örgütleme zemini olarak görülmelidir. Her iş etrafında toplum örgütlenebilir. Mahalle mahalle, sokak sokak bu alanlarda yapılacak iş ve hizmetler etrafında örgütlenme yaratılmalıdır. İlk önce toplumu iş ve hizmet etrafında  örgütleyecek bir belediye modeli benimsemelidirler. Bu birinci ilke olur. İkincisi, her iş ve hizmetin nerede, nasıl, ne kadar zamanda ve ne kadar değer yatırılarak kimler tarafından yapılacağına toplum karar vermelidir. Toplum sadece iş hizmetinin yapımı konusunda karar sahibi olmamalıdır; bu, demokratik toplumcu belediyeciliğin sadece bir yanıdır; esas yanı ise bu işlerin, hizmetlerin ve değer üretiminin toplumun örgütlü gücüyle yapılmasıdır. Bu modele göre iş ve hizmetler, üretim ne taşeronla ne de emeğini satan işçiyle yapılacaktır. Toplum kendi işini kendisi yapacaktır. Toplumun kendi işinde çalışacaktır. İşsizlik sorunu olduğuna göre, işleri yapacak insan sorunu yoktur. Yeter ki, örgütlendirilsin! Özcesi örgütlü toplumla herkes kendi işlerinin emekçisi olacaklardır. Aldıkları değer, toplum işini yapmalarının sonucu toplum tarafından verilen değer olacaktır.
Örgütlü toplumla yapılan işlerde hiçbir değer boşa gitmez. Demokratik toplumla en yüksek değer üretilir. Coşkuyla yapılan tüm işler verimli olur, nitelikli olur. Olmaz demek, kapitalist zihniyetin toplumda yarattığı ideolojik hakimiyetle ilgilidir. Çıkar gruplarının bu ideolojik hakimiyeti gerekçelendiren ve güçlendiren çabasıyla ilgilidir.
Toplumla birlikte yapılan demokratik belediyecilikte toplum bu belediyelerin kendine ait olduğunu görür. Daha doğrusu toplum bu belediyeciliğin parçası olur. Bu belediyecilikte topluma en iyi hizmetler yapılır. Ekolojik, demokratik, adil ve eşit hizmet böyle sunulur. Bunun dışında hiçbir yöntemle ne topluma hizmet edilir ne de toplum memnun olur. Bu anlaşılmadan doğru belediyecilik yapılamaz.
En başta zihniyet hegemonyasından kurtulmak gerekir, sonra da alışkanlıklardan. Mevcudu yürütmek kolaydır; önemli olan yeniyi yapmaya cesaret etmektir.
Kuşkusuz biz temel ilkeleri ortaya koyduk ve çerçeveyi çizdik. Bu sahada çok iyi tartışılarak planlanıp uygulamaya geçirilir. Eğer bu yapılmazsa o belediyecilik demokratik topluma ait olmaz. Bu belediye kazandıranlara değil de, bu toplum üstünde egemen olan ve bu toplum üstünde yaşayanlara hizmet edilmiş olur. Bunu da ne yer, ne gök, ne kul, ne Allah kabul eder.
Yeni bir dünya mümkündür. Kaldı ki bu dünya her zaman vardı. Egemenler ve sömürgeciler sanki dünya kendileriyle sınırlı ve onlara tapuluymuş gibi yansıtmışlardır. Sorun hangi dünya konusunda tercihimizi yapacağımızdır.
Bu belediyecilik şimdiye kadar yapılamamıştır. Ancak yaşanan tecrübelerden sonra yapılabilir. Yapılmaması gerekenleri öğrendik; yapılması gerekenler de insanlığın yaşamı boyunca var olan toplumsallık ve onun örgütlü gücüyle iş yapılmasını gerçekleştirmektir.