Venezüella uzun yıllardır tam bir toplumsal laboratuvar durumundaydı. Bir ikili iktidar, sürekli ya da sola giden, burjuvazinin ya da halk yararına süren bir dizi ekonomik politika nedeniyle halkçı, popüler, Bolivarcı bir iktidar çıktı ortaya. Aslına bakarsanız bütün bunları sadece eleştirel bir durum olarak anlatmıyorum, bir gerçekliği vurgulamak için söylüyorum. Venezüella'yı tam bir devrim hali olarak görerek her şeyi parlak bir şekilde anlatmak ya da tamamen hiçbir şey değişmemiş gibi anlatmak, bir yanlışın iki ucuna denk düşüyor.
Venezüella'da yaşanan bütün pratik içerisinde, bir yandan "komünal ekonomi", diğer yandan burjuva ekonomisi birlikte, bir arada sürüyordu. Bugün, bir zamanlar yoğun biçimde yapılan "Venezüella'da neler oluyor?" tartışması, yeniden alevlenecek. Çünkü bir yanda kapitalizmin olduğu, burjuvazinin temel ilişkilerini sürdürdüğü, diğer yanda yeni bir komünal ekonominin filizlendirilmeye çalışıldığı bir ikili yapı olarak Venezüella örneği sürekli bizim karşımıza olumlu ya da olumsuz yanlarıyla çıkacak.
Kağıt üzerinde her şey kolaymış gibi görünür. Mesela bir fabrikayı kamulaştırırsınız, sonrasında üretimi işçilerin denetimine de vermeyi düşünürsünüz ancak işler her zaman böyle yürümez, üretim birden düşmeye başlayabilir ki Sovyetler Birliği'nde de böyle olmuştu. Venezüella'da ise daha baştan itibaren bir üretim yoktu. Burada hemen bir parantez açarak bu topraklara dönelim. Mesela Diyarbakır'da ne üretiliyor? Bir işgal ekonomisi altında inşaattan başka ne üretiliyor? Aslına bakarsanız, neoliberalizmde ne üretiliyor diye sormak lazım. Burada bir komünal ekonomi kurmaya kalkıştığınızda, özellikle köylerdeki tarımı tekrar canlandırmak ve farklı bir tarımı gerçekleştirmek istediğinizde, yine aynı handikapla karşı karşıya kalacaksınız çünkü ortada köy yok. Özellikle savaşın sürdürülmesinin dışında, ekonomik olarak neoliberalizmin bütün köyleri ulus-ötesi tarım tekellerine entegre ederek ele geçirmesiyle, köylerde yeniden üretime geçilmesi ve komünlerin yaratılması ne kadar mümkün? Burada bunun gerçekleşmeyeceğini söylemiyorum. Tam tersine, bunun gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguluyorum.
Venezüella'da banklar ve finans dünyası hiçbir zaman kamulaştırılmadı ya da kısmen kamulaştırılmasına rağmen bir yandan da komünal bir ekonomiyi örgütlemek için kooperatiflerin sunulan projelere para aktarılarak desteklenmesi söz konusuyken, sembolik koca çeklerin duvarlarını süslediği komünler bu parayı kısa sürece harcıyor, komün dağılıyor ve sonra yeni bir projeyle devletten tekrar para alma gibi bir yöntem uygulanıyor. Peki, o zaman devlet bunları desteklemesin mi?
Bir başka paradoksal durum olarak, mesela 2004 yılında Chavez'e karşı büyük şirketler gıda ambargosu uyguladıklarında, yani piyasaya gıda vermediklerinde, Chavez buna karşılık halk marketleri kurarak yurtdışında ithal ettiği gıdayı devlet desteğiyle çok ucuza halka sunacaktı. Bu hamle, o zaman için halkı açlıktan kurtardı ve Bolivarcı iktidara desteği arttırdı. Bu marketlerde gıda piyasanın dörtte bir fiyatına satılıyordu. Bu aynı zamanda büyük yolsuzluklara da yol açtı çünkü bu marketlerden alınan maddeler bu sefer ufak çaplı bir karaborsa dahilinde üstüne biraz kâr koyarak satılmaya başlandı. Hatta dönemin ticaret bakanı Eduardo Saman, bir otelde gittiği davette, mutfakta halk marketinin ürünlerini gördüğünde, o marketi derhal kapatmıştı. Ancak bu paradoksal durum başka bir şey de yarattı. Zaten üretimin neredeyse hiç olmadığı Venezüella'da, dışarıdan ithal edilen gıda maddeler, kısmi üreticileri de tamamen yok etti. Yani, Via Campesina'nın "gıda güvenliği" olarak söz ettiği şey ile Brecht'in 1950'lerde yazdığı "buğday ithalatı açlık getirir" sözü yeniden söz konusu.
Bu paradoksal durum karşısında komünal ekonomiden vazgeçmek mi? Tam tersi! Tam anlamıyla aşağıdan yukarıya, radikal ve özellikle de ısrarla komünal ekonomiyi gerçekleştirmek! Kapitalizmin durumu zaten belli. Komünal ekonominin tabii ki sorunları var ama kapitalizm gibi başlı başına devasa bir sorunun yanında bu sorunlar nedir ki. Yeniden yeniden komünal ekonomiyi inşa etmeye...