- Sorun ve ihtiyaçlarını birlikte tartışan bir toplum, daha özverili ve daha güvenli yaşayabilir. Kendisi ve irade sahibi olmanın, yaşadığı çevre, bulunduğu sokak, mahalle, köy ve kentte karar mekanizmasında yer almak demokratik toplum gereğidir.
RUŞEN TUTKU
Soykırımları yaşayan, inkarın ince çizgisinde gezen, varlık ve yokluğu tartışılan bir halk gerçekliği orta yerde duruyordu. Bu hakikati adlandırmak, ateşle oynamaya benziyordu. Dokunmak yakıcıydı ve isyan edenler darağaçlarına çekilecekti. Sessiz kalmak, ölüme yatma olacaktı. Ya tümden inkarın kılıç keskinliğinde varlıkları tarihin girdabında yutulup gidecek ya da varoluş diyalektiği doğru okunup öncü gücü oluşacaktı. Bir söz ve bir kıvılcım, başkaldırının iyi niyet taşlarını dizecekti. Öyle başlamıştı komünal yoldaşlığın hakikati.
"Kürdistan sömürgedir" sözü kulaklara fısıldanarak dil bulmuştur. 6 kişi Kürt'ü inkar eden Türkiye'nin başkentinde serçe titrekliğinde baraj kıyısında bir araya gelmiş ve Kürt'ün varoluş hakikatinin tarihselliğine ışık tutmuştu. İğneyle kuyu kazılacaktı, biliyorlardı. Söz eyleme dönecekti. Somut gerçeklik tam anlamıyla yaprağın bile kıpırdamadığıydı. Bu ölüm sessizliğinde bir araya gelen grup, Kürdistan seferine çıkacaktı. Böylece komünal yoldaşlığın startı ve iradesi pratikleşecekti. Ajan, provokatif örgüt tarafından komplo ile katledilen Haki Karer komünal yoldaşlığın en yalın haliydi. Hem örgütsel faaliyetleri yürütecek hem de çalışıp kazandığı parayı da yoldaşlarıyla paylaşıp ihtiyaçları karşılayacaktı. Kendini davaya adayanın haliydi zamanla yarışan. Bu şehadet gerçekliği partileşecek ve komünal yoldaşlık, dağların kalbinde halka halka büyüyecekti.
Yaşadığımız süreç, toplumsallığın bilincine varmak ve yeniden kök hücreye dönüşü gerektiriyor. Kapitalist modernite adeta insanların kılcal damarlarına sızarak bireyciliği aşılıyor. Bireycilik varsa toplum yara almış, can çekişiyor demektir. Halk olarak Yaşadığımız coğrafyanın ta kendisiyiz. Komünün temeli eğer 'kom'dan/'kombûn'dan geliyorsa ve bunun ruhu Zagros'ta hayat bulmuşsa demek ki bu mirastan yabancı değiliz. Nerede yaşarsak yaşayalım bir araya gelip toplumsallığımızı oluşturma bilincimiz var demektir. Özgürlük mücadelesi, bu anlamda Kürt halkında politik bir hat oluşturmuş, değerler etrafında örgütsel refleks kazandırmıştır. Bir arada olmanın, birlikte güce dönüşen umudu hep yaşamıştır. Toplumsallıkla daha fazla demokratik ve kendimiz hakkında karar sahibi olabiliriz. Sorun ve ihtiyaçlarını birlikte tartışan bir toplum, daha özverili ve daha güvenli yaşayabilir. Kendisi ve irade sahibi olmanın, yaşadığı çevre, bulunduğu sokak, mahalle, köy ve kentte karar mekanizmasında yer almak demokratik toplum gereğidir. Eğer toplum, bulunduğu yerde kendi sorunlarını tartışıp çözüm yollarını bulursa orada demokrasiden bahsedilebilir. Yukarıdan yasa ve yönetmenliklerle toplumun sorunları çözülemez, tam tersine bürokratik mekanizmaların yarattığı bıkkınlık ortaya çıkar.
Kürt halkı, tüm katliam, sürgün ve baskılara rağmen kültürel, sosyolojik gerçekliklerini yaşama direngenliğini hep canlı tuttu.
Özgür yaşama, isteği ve dayatılan sistemleri kabullenmeme refleksi, her fırsatta kendini dışa vurmuştur. Köy de kent de toplumsallığı bir şekilde yaşamış, bu damardan tümden kopmamıştır.
Kominalitedir insanı doğayla ve evrenle uyumlu kılan. Bundan kopuş yabancılaşma oluyor ki, kapitalist modernite ısrarla toplumu istedikleri sınırlara çekmeye çalışıyor. Tüm bunlar biliniyor ama ısrarla toplumsal değerleri örgütleme, kurumlaştırma karşısında bir direniş ortaya çıkıyor. Sınıf özellikleri, alışkanlıkları engelleyici olabiliyor. Demokratik toplum kendisi olmanın en anlamlı yanıdır.