- Türkiye'de yaşayan halklar şunu bilmelidir; bugün görece bir huzur ortamı bulunuyorsa en önemli nedenlerinden biri, Barış ve Demokratik Çözüm arayışlarının ortaya çıkardığı zemindir.
ATAKAN ULAŞ
Ortadoğu'nun neredeyse tamamı savaşın ve istikrarsızlığın gölgesinde yaşam mücadelesi verirken, Türkiye'nin kendisini bu çatışma sarmalının dışında tutabilmiş olması, üzerinde ciddi biçimde durulması gereken bir konudur. Eğer Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci olmasaydı bugün Türkiye de İran, Irak ve Suriye'de yaşananlardan çok daha ağır bir çatışma ortamının eşiğinde olabilirdi.
Bir selamla başlayan ve bugünlere kadar taşınan bu sürecin arkasında önemli bir siyasi irade ve Önderlik gerçeği bulunmaktadır. Bu irade, devlet içerisindeki farklı odaklara ve çeşitli engellemelere rağmen süreci bugüne kadar taşımayı başardı. Gelinen aşamada ise 'çerçeve yasa' etrafında yürütülen tartışmalar ve çeşitli siyasi hesaplar, artık anlamını yitirdi. Devlet aklının görmesi gereken temel gerçek şudur: Kürt toplumunun retoriğe değil, somut hukuki düzenlemelere ve güvence altına alınmış yasal adımlara ihtiyacı vardır.
Ortadoğu'nun mevcut tablosu ortadadır. NATO Zirvesi gerçekleşti, Türkiye'ye biçilen roller belirginleşti. Erdoğan ve iktidar çevresi, belli bir noktaya kadar mevcut dengeyi yönetebilir ama derin devlet aklının yıllardır sürdürdüğü yöntemlerin artık eski etkisini göstermediği de açıktır. Bu süreç, daha uzun süre tartışılacak ve yeni gelişmelere açık olacaktır. Türkiye'nin bir yandan ABD'ye, diğer yandan İran'a farklı mesajlar vererek kendisini barışın merkezi gibi göstermeye çalışmasının arkasında ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Kamuoyunda dile getirilen iddialar ve sahadaki gelişmeler, resmi söylemler ile fiili durum arasında önemli farklılıklar yaratmaktadır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan Irak ve Suriye sınırında güya Hizbullah'a giden silah ve insansız hava araçlarının ele geçirilmesine ilişkin haberlerin de bu tartışmaların bir parçası olarak değerlendirmek lazım. Sultan Murat ve Şah Süleyman tugayları aracılığıyla Hizbullah'a mühimmat gönder. Ondan sonra Colani yönetimine savaştan uzak durun nasihatı ver! Tam da karga ve tilkinin hikayesini insana hatırlatıyor bu olaylar.
Bilindiği üzere tilki, karga kardeş, ne kadar güzelsin! Sesin de tüyün kadar güzelse ormanın en harika kuşu sensin" der. Tilkinin tatlı sözlerine kanıp övünen karga, güzel sesini göstermek için gagasını açtığı an peyniri düşürür. Türkiye'nin son 15 yılda izlediği siyaset tam da tilkinin karganın başına getirdiği gibi işlemekte. Özelikle Suriye’de böyledir.
Trump'ın Erdoğan'a yönelik olumlu açıklamalarının da uluslararası dengeler açısından ayrıca okunması gerekir. Malatya/Kürecik'teki radar sistemlerinin bölgesel güvenlik denklemindeki rolü de gözardı edilmemelidir. Türkiye'nin güçlü bir İran istemediği yönündeki değerlendirmeler kadar, İran'ın tamamen etkisiz hale gelmesinin de Ankara açısından farklı sonuçlar doğuracağı açıktır. Zayıflamış bir İran, Irak ve Suriye'deki güç dengelerini Türkiye açısından farklı bir noktaya taşıyabilir.
Peki Türkiye, bütün bu kaostan istikrarlı bir şekilde çıkabilecek mi? Bunun cevabını zaman gösterecek. Mevcut gelişmeler, Ortadoğu'nun son yüzyılın en kritik kırılmalarından birine doğru ilerlediğini göstermektedir.
ABD'nin temel önceliğinin İsrail'in güvenliği olduğu artık açık biçimde görülmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi'nin özünde de İsrail'in güvenlik perspektifinin bulunduğu yönündeki değerlendirmeler uzun yıllardır dile getirilmektedir. Son on beş yılda Türkiye'nin bu projenin sahadaki seyrini etkileyen önemli aktörlerden biri olduğu da sıkça ifade edilmektedir. İsrail ile Türkiye arasında zaman zaman yaşanan gerilimlerin arkasında da bu stratejik hesaplar var.
İngiltere mevcut statükoyu belirli ölçüde korumaya çalışsa da İsrail ve İran'ın bu dengeden memnun olmadığı görülmektedir. Buna karşılık Türk devletinin uluslararası alanda güvenilir bir ortak olup olmadığı tartışmaları da giderek artmaktadır.
Bu satırları yazmaktaki temel amacım şudur: Türkiye'de yaşayan halklar şunu bilmelidir ki; bugün bu topraklarda görece bir huzur ortamı bulunuyorsa bunun en önemli nedenlerinden biri, Barış ve Demokratik Çözüm arayışlarının ortaya çıkardığı zemindir.
Sahadaki gelişmelere baktığımda, devletin süreci ele alış biçiminde hâlâ ciddi sorunlar bulunduğunu görüyorum. Buna rağmen umudumu tamamen kaybetmek istemiyorum. Dilerim ki bu süreç sağlıklı bir şekilde ilerler ve gerçek anlamda özgürlük ve barış limanına ulaşır. Aksi halde yaşanabilecek olumsuzlukların telafisi çok zor olacaktır.
Atalarımız, "Kalabalıkta işlenen suçun tenha da özrü olmaz" demiş. Bu nedenle bugün atılacak her adımın, tarihi bir sorumluluk taşıdığı unutulmamalıdır.