‘’Almanya'da 1 milyonun üzerinde Kürt yaşıyor. 80'in üzerinde Halk Meclisi, spor kulübü, cami, dergah, Êzîdî evi, kadın, gençlik örgütlenmeleri ile kültürel mekanlara sahip kurum-kuruluşumuz var. Bu kadar çok kurumu bir merkezden yönetmek yeterli değil. Dolayısıyla 5 federasyon ve bir konfederasyonla yatay bir örgütlenme esasıyla, tabandan yeniden örgütleniyoruz.’’

­MURAT MANG / BİELEFELD

Kürt halkı Kürdistan’da yaşanan kirli savaştan dolayı 90’lı yıllardan itibaren Avrupa’ya akın etmeye başladı. Geldikleri Avrupa ülkelerinde örgütlenmeye başlayan Kürtlerin nicel olarak yaşadığı en büyük ülkelerden biri de Almanya. Almanya’da yaşadığı belirtilen 1 milyonu aşkın Kürdistanlının ülke genelinde 80’in üzerinde derneği var. Şimdiye kadar tek merkezden yönetilen bu derneklerin ihtiyaca cevap olmadığı kanaatinden yola çıkarak geçtiğimiz günlerde KON-MED (Konfederasyona Civakên Kurdistanî ya Almanya/ Almanya Kürdistanlı Topluluklar Konfederasyonu) kuruldu.

Kuruluş kongresini 5 Mayıs’ta Köln’de gerçekleştiren KON-MED’in Eşbaşkanlığına Tahir Köçer ve Leyla Acar seçildiler. Tahir Köçer ile KON-MED’in kuruluş amaçları, yapacağı çalışmalar, Almanya’daki politik rolü ve merak edilen konulara ilişkin görüştük.

Kürtlerin Almanya genelinde ağırlıklı olarak dernekleri ve örgütlenmeleri olmasına rağmen KON-MED’e neden ihtiyaç duyuldu?

Geçmişte Kürdistanlıların kültürel, sosyal, toplumsal ve siyasal sorunlara çözüm olmak için kurdukları dernekler ve seçilen dernek yöneticileri büyük fedakarlıklar yaparak çalışmalarda bulundular. Ancak yeniden yapılanma ya da inşaa çalışması olarak adlandırdığımız bu örgütsel sürece cevap olamama sıkıntıları yaşanmakta. Yapımızın halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak kapsayıcı nitelikte olmadığı tespiti yapıldı. Halkın görmek istediği toplum merkezleri, toplumumuzun temel ihtiyaçları olan en başta çocuklarımızın anadilde eğitim sorunu, meslek edinme projeleri, kültürel çalışmalar, işsizlik, kadın çalışmaları ve en önemlisi gençlerimize yönelik kalıcı aktivitelerin olması yönünde. Üzerinde ciddiyetle duracağımız önemli konular sosyal, kültürel, sportif vb. faaliyetlerin olması gerektiği hususudur. Dolayısıyla toplumumuzun her kesimine yönelik projelerin hayata geçirilmesidir. DKTM meclislerimizin bünyesinde halkımızın genel sorunlarına çözüm üreten ve daha kapsayıcı ele alan çalışanların olması gerekirken, bu konuda yetersizlikler var.

   

Bu yetersizlikleri konfederasyonla nasıl aşmayı planlıyorsunuz? 

KON-MED olarak şimdiye kadar yapılan örgütsel çalışmaları, verilen emeği hiçleştirmeyi ya da reddetmeyi değil, onun eksik, yetersiz kalan yanlarını giderip aşmayı ve daha fazla büyümeyi hedeflemekteyiz. Demokratik ulus çizgisi temelinde örgüt sistemimizin kendini yenilemesi, bir dönüşüme tabi tutması, böylece halkımızın çok yönlü ihtiyaçlarına yanıt olmak istenmektedir. Yaklaşık bir yıl önce başlattığımız bu yapısal örgütlenmeyle, yaşadığımız sürece, değişen ihtiyaç ve koşullara cevap olamayan örgütsel yapıları aşmayı hedeflerken, diğer yandan da dönemin ihtiyaçlarına uygun bir yenilenmeyi, nicel ve nitel olarak güçlenmeyi esas alacağız. İlk etapta yapmayı planladığımız çalışmaları ve bu konuda karar altına aldığımız çalışma başlıklarını ise şu şekilde sıralayabilirim:

1. Almanya’da yerelden merkezlere kadar tüm kurumlarla yapılacak diplomatik görüşmelerle hamlesel bir çalışma esas alınacak.

2. Alman hükümetiyle diyalogun geliştirilmesi için çalışılacak.

3. Almanya’daki Kürt kurumların ve şahsiyetlerin de içinde yer aldığı bir Almanya Kürtleri Platformu oluşturmayı esas alacağız.

4. Almanya’daki Kürtlerin halk olarak tanınması ve statüsü için çalışılacak.

5. Başta Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılması ve tüm parçalardaki siyasi tutukluların özgürlüğü için ortak etkinlikler yapılması esas alınacak.

6. Almanya’daki Kürtlerin eğitim düzeyi, meslekleri, Kürt sermayesi konusunda bilimsel çalışmalar yapılacak.

7. Almanya’daki üniversitelerde okuyan Kürt öğrencilerin bilimsel çalışmalar yapması teşvik edilecek.

8. Tüm Kürtlerin resmi kurumlarda gerçekleştirdikleri işlemlerde Kürt olarak kayıt yapmaları için duyarlılık yaratılmaya çalışılacak.

9. Almanya’nın birçok eyaletinde var olan haklardan faydalanmak, (Alman okullarında çocuklara Kürtçe’nin resmi ders olarak verilmesi vb.) kurumların temel çalışması olacak.

10. Demokratik Kürt Toplum Meclislerine bağlı alan diplomasi komiteleri güçlendirilecek.

11. Özellikle Rojava’daki mücadelenin seminer, panel ve farklı yollarla tanıtılması çalışmaları yapılacak.

12. PKK’nin ‘terör listesi’nden çıkarılması için çalışmalar yürütülecek.

Bu konulara ilişkin çalışma gruplarınız ya da komisyonlarınız var mı? Yönetiminiz kaç kişiden oluşuyor?

Kadın, gençlik, kültür, inanç ve diğer bileşenlerden oluşan 23 kişilik bir Koordinasyon kurduk. Yürütmemiz ise tüm bileşenlerden oluşan 61 kişilik Meclis’ten oluşuyor.

Almanya’nın tamamında 5 federasyon kuruldu. Dolayısıyla kurulan 5 federasyonun yönetimlerinden oluşan bir konfederasyon yönetimini seçmek için 5 Mayıs 2019 Pazar günü KON-MED kongresini gerçekleştirdik. Almanya, 16 eyaletten oluşan federal bir devlet yapısına sahip. Bu ülkede 80’in üzerinde Halk Meclisleri, onlarca spor kulübü, camiler, dergahlar, Êzîdî evleri, kadın, gençlik örgütlenmeleri ve değişik kültürel faaliyet mekanlarına sahip kurum-kuruluşlar bulunuyor.

Almanya’da 1 milyonun üzerinde bulunan halkımızın hem ihtiyaçlarından kaynaklı hem de sorunlarının artmasıyla birlikte bu kadar çok kurumu bir merkezden yönetmek yeterli olmamaktadır. Dolayısıyla 5 federasyon ve bir konfederasyonla yatay bir örgütlenme esasıyla, tabandan yeniden örgütleniyoruz.

Bu durumda dernek ve diğer kurum üyeleri doğrudan doğruya federasyonlara üye mi oluyor?

Evet. Kurulan federasyonların olduğu yerlere yakın olan DKTM’ler kendisine yakın olan federasyona üye olabilir. Almanya’da kurulmuş ve kuruluşları resmi makamlarca tescil edilmiş her Kürt ve Kurdistanî federasyon, kurum, birlik, vakıf, kulüp, toplum merkezleri, ibadet kurumları ve dernekler, öngörülen amaçları kabul ederek, konfederasyona üyelik için yazılı olarak başvurabilir. Ayrıca gerçek kişiler de tüzüğün gereklerini yerine getirmek şartıyla üyelik için yazılı başvuru yapabilir. Yeter ki üye, kurum ve kuruluşların tüzük ve programları, KON-MED ilkelerine uyumlu olsun.

Alman siyasi partilerine, sivil toplum örgütlerine ve bir bütün Alman kamuoyuna yönelik yaklaşım ve stratejiniz ne olacak?

Diplomasi çalışmaları başta Almanya, aslında tüm Avrupa kamuoyuna yönelik bizim ciddiyetle üzerinde yoğunlaşmamız gereken ve çok önemli gördüğümüz temel hususların başında gelir. Bu konu ile alakalı güçlü bir enformasyon birimi kurmaya çalışacağız. Bu birim sürekli ilgili dillerde enformasyon açıklamaları, basın-yayın, eylem-etkinlik ilanları, siyasi gelişmelerin özeti gibi çalışmalar yürütecektir. Dolayısıyla Almanya’daki tüm siyasi partiler, STÖ’ler, feminist örgütler, dost örgütler, çevreciler vb. kim varsa ilişkilenmeyi, geniş bir diyalog ve ilişki ağı sağlamayı hedefleyeceğiz. Artık daha çok dışa açılıp, kendimizi daha fazla Avrupalılara anlatmalıyız. Bir diğer konuda ilişkili veya ilişki kuracağımız dostlarımızdan oluşan bir danışma kurulunu oluşturmanın çok yararlı olacağını düşünüyoruz. Hatta tüm DKTM’lerimizin de buna benzer danışma ve hukuk kuruluna sahip olmaları çok önem arzedecektir.

Bütün bunların nasıl yapılması gerektiği ile ilgili Almanya’da bir dış ilişkiler konferansı yapılmasını öngörüyoruz. Lobi çalışmaları için federal, eyalet ve yerel düzeylerde siyasi parti, meclis ve sendika gibi kurum ve kuruluşlarda Kürtlerin yer almasını teşvik etmek için çaba harcayacağız. Özellikle halk diplomasisi dediğimiz yerellerde kamuoyu oluşturmada daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Dolayısıyla yaşadığımız ülkedeki siyasetçiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, sanatçılar, inanç kurumları, barış grupları, basın-yayın, akademisyenler, yazarlar vb. önemli şahsiyetlerle diyalog kurup ilişki geliştirerek daha fazla dost kazanmalıyız.

Almanya’daki Kürt kurumları PKK yasağı nedeni ile kriminalize ediliyor. Bu konuda ne tür çalışmalar yürüteceksiniz?

PKK, Almanya’da yaklaşık 26 yıl önce, 26 Kasım 1993’te yasaklanmıştı. Yasak aracılığıyla, ülkedeki Kürtleri Türkiye’nin istediği şekilde kriminalleştiren politikaları günümüze kadar sürdürmektedir. Nasıl ki 90’lı yıllarda Alman tankları eşliğinde TC tarafından Bakurê Kurdistan’da soykırımcı bir savaş yürütüldüyse ve PKK yasağı ile Kürtlerin özgürlük mücadelesini kriminalize edilmeye çalışıldıysa, Almanya şimdi de faşist AKP rejimine aynı desteği sunuyor. Alman hükümeti Erdoğan’ın isteklerine diz çökerek, Kürt kurumlarına karşı hiçbir hukuki mantığa ve insanlığa sığmayan tutumuyla, Kürtlere karşı Türk devletiyle işbirliği yapmayı sürdürüyor.

Hiç şüphe yok ki, PKK’nin yasaklanması Almanya’nın “iç güvenliği”yle ilgili bir karar değildi. Alman kurumlarına ve güvenlik birimlerine yönelik herhangi bir eylem yapılmadığı halde alınan bu karar elbette Almanya’nın siyasi ve ekonomik olarak yakın ilişkiler içinde olduğu Türkiye’nin bir isteğiydi. İstihbarat düzeyinde Türkiye ile sürekli bilgi paylaşımında bulunan Almanya bununla da kalmamış, Türkiye ordusunu PKK ve Kürtlere karşı girdiği savaşta silahlandırmıştı. Öldürülen gerillaların cesetlerinin Alman panzerlerine bağlanarak sürüklendiği halen hafızalarda. Yani Alman devleti, Türkiye’nin Kürt politikasına her bakımdan destek vererek, Kürt halkının demokratik hak ve taleplerinin bastırılmasına katkı sundu.

Almanya’da yaşayan Kürtlere de, Türkiye devletinin resmi politikasını dayattı, farklı bir ulus olduğunu tanımadı, dillerini ve kimliklerini yok saydı. Bu politika ülke içerisinde yaşayan bir milyondan fazla Kürde kriminalizasyon politikası uyguladı ve bu uygulamaya hala ciddi bir şekilde devam etmektedir.

26 yıl içerisinde asıl olarak Türkiye ile olan ekonomik ve siyasi ilişkiler gözetilerek alınan yasak kararının kaldırılması için pek çok etkinlik ve kampanya düzenlendi. Buna rağmen hükümetin politikasında bir değişiklik yok. Hem de Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile devlet arasında resmi görüşmelerin başlamasına rağmen. Bu nedenle Almanya’nın PKK politikası bir yönüyle “kraldan çok kralcı” olmaya benziyor.

İstihbarat örgütleri tarafından hazırlanan yıllık raporlarda da PKK’nin Almanya’da hiçbir şekilde şiddet eylemlerini tasvip etmediği ve yapmadığına dikkat çekilmesine rağmen yasak kararında ısrar ediliyor. Günümüzde yapılan yargılamalardaki kalıplar da değişmiyor. PKK’nin mücadelesi 40 yılda değişip genişlemesine rağmen Alman devletinin yaklaşımı hala 30 yıl öncesindeki gibi.

Almanya, PKK’yi yasaklamak için “iç güvenliği” gerekçe gösterdi. Bu kesinlikle doğru değildir. Yasak kararının alındığı dönemde Türkiye’de ve Kürdistan’da yapılan katliamlara, baskılara karşı Almanya’da çok sayıda demokratik protesto gösterisi düzenlenmişti. Çünkü yaşanan katliamlar Almanya’nın Türkiye’ye verdiği silahlarla yapılıyordu.

2005’te Federal İçişleri Bakanlığı tarafından Özgür Politika gazetesi “PKK’nin yayın organı” olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Bir süre sonra Federal İdari Mahkeme yasağın haklı olmadığı yönünde bir karar verdi. İstihbarat örgütlerinin verilerine göre yasaklandığı dönemde PKK’nin Almanya’da 7 bin civarında taraftarı olduğu tespitleri vardı. Almanya istihbarat örgütünün son verdiği rakamlara göre ise bu 15 bine çıkmış. Demek ki, yasak küçültmeyi değil büyütmeyi teşvik etmiş!

Almanya’nın kendi Kürt gerçeğini görmesi ve bununla yüzleşmesi gerekiyor. Her gösteriyi zor ve şiddetle dağıtmak, yasaklamak ne Almanya’daki ne Türkiye’deki ne de başka yerlerdeki Kürtlerin sorunlarının çözümüne katkı sunmaz. Dolayısıyla Kürtlerin kriminalize edilmesinden vazgeçilmesi, PKK yasağının kaldırılması zorunlu görünüyor.

Bu yüzden Almanya, barış sürecinin başlaması için çalışmalı. Bu konuda federal hükümet önemli bir rol oynayabilir.

Konfederasyon olarak ne tür sosyal çalışmalar yapacaksınız?

KON-MED ırkçılık-milliyetçilik, cinsiyetçilik ve dincilikten kaynaklı önyargı, karşıtlık ve çatışmaların ortadan kaldırılması, karşılıklı saygı temelinde, barış ve eşitliğe hizmet eden çalışma tarzını esas alan bir modeldir.

Kadının eşit hak ve koşullara kavuşturulması doğrultusunda çalışma yürütülecek. Bununla birlikte kadına yönelik her türlü ayrımcılık ve şiddete karşı projeler geliştirip, etkinlikler yapacağız. Çocuk hakları konusunda uluslararası sözleşme esaslarına göre her çocuğun anadilinde eğitim yapmasını, kendi kimlik ve kültürüyle uyumlu yaşamasını esas alan, çocuklara yönelik her türlü istismara karşı mücadele eden çalışmalar yürüteceğiz. Başta Kürt çocukları ve gençleri olmak üzere tüm çocuk ve gençlerin kendi kimliklerinin bilincine varmalarını sağlamak ve kendi kültürlerini yaşamaları konusunda çalışmalar yapacağız.

Gençliği yaşamın her alanında temsili, sorun ve ihtiyaçlarının karşılanması için sosyal, kültürel, sanatsal, eğitsel, sportif projeler geliştireceğiz. Gençliğin yozlaşmasına, çeteleşmesine ve uyuşturucu madde kullanımına karşı mücadele edeceğiz.

Konfederasyon modeli Kürdistan’ın diğer parçalarını da göz önünde bulundurarak, Avrupa’daki Kürtlerin ulusal birliğini sağlama konusunda bir çalışma yürütecek mi?

Her şeyden önce şunun belirtmek isterim ki, dört parçadaki hatta bir bütün dünyadaki Kürt halkının tek bir talebi var, o da tarihi zulüm ve adaletsizliğin giderilmesi, dünyanın diğer halkları gibi kimliklerine, özgürlüklerine ve onurlu yaşam haklarına kavuşmaktır. Kürt halkının birliği Ortadoğu halkları için barış ve demokratik çözümün inşasına katkıda bulunacak, savaş ve çatışmaların bitmesine de vesile olacaktır.

Demokratik konfederalizm, Demokratik Özerklik, Demokratik Ulus paradigması projesi, Ortadoğu’daki kaotik krizin de çözüm dermanıdır. Kürtler açısından en temel haklarının egemen devletlerin demokratikleşmesi temelinde tanınmasıdır. Ülke içinde yer alan tüm farklı kimliklerin tanınması, haklarının kullanımı önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Tüm bunlar da ancak demokratikleşecek bir ülkede olabilecek şeylerdir. Bu kapsamda Kürt halkı söz konusu olduğunda demokratik özerklik nasıl yaşam bulur? Örneğin Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde Kürt halkının ulusal kimliği tanınırsa, kimliği anayasal olarak güvence altına alınırsa, temel ulusal ve demokratik hakları olan anadilde eğitim, kültürünü özgürce yaşama ve geliştirme özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, Kürt kimliğine dayalı olarak siyaset yapma ve örgütlenme özgürlüğü kabul edilirse, demokratik özerklik ilişkisi oluşmuştur diyebiliriz. Bu diyalektik diğer egemen devletler ile diğer parçalardaki Kürtler için de geçerlidir. Bu ilişkinin oluşmasında en önemli diğer konu, Kürt halkının temel siyasal ve toplumsal örgütlenme sistemi olan demokratik konfederalizmin tanınması ve Kürt halkının iradesi olarak kabul edilmesidir. Buna dayalı olarak halk kendi meclislerini yerelden genele kadar oluşturur ve kendi kendini yönetir. Demokratik özerklik buradan da anlaşılacağı gibi farklılıkların tanınması ve kendi kimliklerine göre yaşamalarıdır. Özgünlüğünü koruması ve özgürlüğünü elde etmesidir. KON-MED’de de 4 parça Kürdistan’ın temsiliyeti vardır.

Bu örgütlenme modelinin hızlıca yaşam bulması ve planlanan çalışmaların yapılması için bir çağrınız olacak mı?

KON-MED, örgütlenme modelinin oturması için hem kendi iç yapımız hem de bizim dost ittifaklara yönelik ciddi bir çalışma seferberliği yürütmemiz gerek.

Almanya’da, Kürt halkının sorunları hakkında bilgilendirme ve çözümüne ilişkin dayanışma ve destek geliştirmek, Almanya toplumu ile ilgili kurum ve kuruluşlara dönük, kamuoyu-lobi çalışmaları yaparak, bu yönlü çalışmalarını kamuoyuna yansıtmak için bildiri, afiş, broşür vb. yayınları çıkarıp, bu amaçla görsel ve işitsel basından yararlanma imkanlarını geliştirmeliyiz.

KON-MED, Almanya’da amaçlarını gerçekleştirebilmek, geliştirmek ve yaymak için gereken her türlü Kadın Kurumu, Basın-Yayın Kurumu, Eğitim Kurumu, Gençlik ve Spor Merkezleri, Kültür-Sanat Merkezleri, Bilim Araştırma Kurumu, v.b. gibi kurumlar, komisyonlar, fonlar, vakıflar, kooperatifler, enstitü, kütüphane, cenaze fonu, inisiyatif, platform, vb. alt birimler oluşturarak, bu amaçları doğrultusunda kurum ve kişileri görevlendirebilme çalışmalarını yürütecektir. Tüm bu çalışmalar için akademi, kurum, kurul ve komisyonlar kurmak için çaba harcanacaktır. Başta Kürdistanlı demokrat, aydın, yazar, araştırmacı, dilbilimci, sosyolog, hukukçu, doktor, sanatçı, eğitimci v.b gibi kesimlere buradan çağrıda bulunuyoruz ki, bu süreçte bir şeyler yapmak isteyen herkes, elini taşın altına koymalıdır