Konferansın ikinci günündeki tartışmalar “Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı Halkların Demokrasi ve Barış Sürecinin İnşaasında Üstlenmesi Gereken Rol” ana başlığı etrafında yürütüldü. Alt başlıklarda ise barış sürecine Avrupa’da yaşayan halkların aktif katılımının sağlanması; Avrupa kamuoyunun ve siyasetinin barış - demokrakrasi konusunda duyarlı kılınması boyutu tartışıldı.


Birlikte mücadelenin önemi!

İkinci günün ilk sunumları YEK-KOM Eşbaşkanı Yüksel Koç ve DİDF temsilcisi Hüseyin Avgan tarafından gerçekleştirildi. Koç, Avurpa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD) adına delegeleri selamladı.
“Avrupa’da yasayan Kürdistanlı ve Türkiyelilerin, ayrı ayrı sorunları olsa da, ortak olarak yaşadığımız sorunlar daha fazladır. (Irkçılık, sosyal hakların kısıtlanması, işsizlik, meslek edinme, anadilde eğitim, uyum-entegrayon politikaları v.d) Türk devleti ve hükümetleri sorunlarımızı çözme yerine bizleri para kaynağı olarak görmekte ve kurduğu uydu kurumlar vasıtasıyla ülkedeki kirli politikalarını Avrupa’da da yürütmeye çalışmaktadır” diyerek Türk devletinin Avrupa’daki kıskacına dikkat çekti. Avrupa’da devletin uygulamaları konusunda “devlet eliyle örgütlenen bu kurumlar, şovenist politikalarla Türkiyeli emekçileri sokağa dökerek başta Kürtler olmak üzere bütün halklara ve etnisitelere karşı ırkçı ve kinci politikalar geliştirmektedir. Biz ötekileştirilenler biraraya gelemediğimiz için, buradaki siyasi partiler ve sendikalar içinde devlet lobiciliği yapan faşistler ve Fethullahcılar örgütlenmektedir” diyen Yüksel Koç, bu uygulamalara karşı çözümün adresi olarak ortak mücadele kanallarının oluşturulmasını gösterdi.
Koç birlikte mücadelenin altını çizerek “farklı kimlik, dil, din, inanç, siyasi düşünceden gelen dinamikler olarak ortak bir demokrasi ve özgürlük cephesinde biraraya gelebilseydik inanıyorum ki çok önemli ve olumlu sonuçlar elde etmiş olurduk. Çektiğimizi acıların devam etmesinde maalesef bölünmüş olmamızın da etkisi var ve artık bu zaafı aşmamız gerekiyor” dedi.

Konferansın kitlelere taşınması

Koç öneriler kısmında ise “Tüm konferans bileşenleri konferansın sonuçlarını ‘görevlerimiz’ adı altında öncelikle kendi yönetimleri olmak üzere tüm tabanlarına anlatarak içselleştirmeyi sağlamladır” diyerek konferans katılımcılarına çağrıda bulundu. Amsterdam, Londra, Paris, Viyana, Stockholm, Kopenhag, Hamburg, Berlin, Köln, Frankfurt ve Stuttgart şehirlerinde tüm bileşenlerin katılacağı halka yönelik toplantıların yapılması gerektiğini ifade eden Koç, Avrupa çapında Barış ve Demokrasi konusunda panel, eylem, gösteri ve toplantıların geliştirilerek konferansın sonuçlarının kitlelere yansıtılması gerektiğinin altını çizdi.

Avrupa kamuoyunun duyarlılığı

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) temsilcisi Hüseyin Avgan, Koç’tan sonra ‘Avrupa kamuoyunun barış ve demokrasi süreci konusunda duyarlı hale getirilmesi’ alt başlığında konuşma gerçekleştirdi. Avgan, barış ve kardeşlik mesajını ilettikten sonra Türkiye’nin önemli bir dönemeçten geçtiğini ifade etti. Avgan’ın gündeminde de Gezi direnişi vardı. Yaşanan direnişin önemli bir adım olduğunu ifade eden Avgan, “Kürtler ülkede yaşanan gerilimin hep başsorumlusu olaraka gösterildi. Bu politika Avrupa ülkelerinin Kürtleri bir halk olarak görmesini engelledi. Bölgede Kürtler hep bir tehdit unsuru olarak görüldü. Avrupalı emperyalistler, sürekli her türlü desteği sundu. Avrupa ülkeleride 30 yıllık savaşın bir savaşı oldu” belirlemesinde bulundu. Avrupa’da Kürtlere dönük yapılan baskılara dikkat çeken Avgan, “Avrupa’nın elinde Kürtlerin kanı var” diyerek PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’ne alınmasının Avrupa’nın politikasının özeti olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini ifade etti.

Dayanışma köprüsü

Tüm baskı ve manipülasyon politikasının, basın yayın organları, kurumlar, demokratik güçleri etkileme vb süreçlere kadar detaylandırıldığını ifade eden Avgan, “Avrupa halkları arasında demokratik Türkiye çabamızı daha iyi anlatmak için bu süreç yani barış ve demokrasi sürecinde yeni bir kapı açılmıştır. Bu mutlaka değerlendirilmeli” dedi. Bu süreçte PKK yasağının kalkması, uluslararası savaş anlaşmalarının iptali için mücadele yürütülmesi gerektiğini belirten Avgan, Avrupa ve Türkiye arasında delegasyonlar örgütlemenin önemini vurguladı.
Aydın ve sanatçılardan oluşan Demokratik Türkiye Dayanışma Platformları oluşturulması önerisinde bulunan Avgan, Türkiye ve Avrupa arasında bir barış köprüsü oluşturulması gerektiğini ifade etti. Avgan, genç kuşakları bu sürece dahil etmenin yol ve yöntemlerini aramanın zorunluluğuna dikkat çekti.
Konferans Pazar günü öğleden sonra “demokratik geleceğin inşaası ve ortak mücadele örgütlenme biçimleri” başlığında tartışmalar yürütüldü. Saat 16.00’dan sonra ise iki gün boyunca yapılan önerilerin somutlaştığı sonuç bildirgesi taslağı tartışmaya açıldı. Konferansın ikinci gününde de çok sayıda kurum, dernek, birlik söz alarak kısa konuşmalar gerçekleştirdi. Soykırımlar Karşıtları Derneği, Yaşanacak Dünya, Şehit Aileleri Kurumu, Demokratik Alevi Federasyonu, Avrupa Kürt Gençlik Hareketi, Hayat TV, Sosyalist Kadınlar Birliği vb kurumlar, siyasetçiler, akademisyenler söz alarak konferans konusunda görüşlerini dile getirdi. Konferansın ikinci gününde Avrupa’da halklarıyla ortak çalışma ihtiyacı, halklar arasında köprü oluşturma, konferansın somut bir çalışma planlaması oluşturması, emek sömürüsüne karşı Avrupa halklarıyla birlikte hareket etme, gençlere dönük örgütlenme ve bilinçlendirme mekanizmalarının yaratılması, barış dilinin yaygınlaştırılması, konferansın hükümetin adımlar atması yönünde çağrıcısı olması vb ana noktalar öne çıktı. Bütün bu başlıklarda yapılacak çalışmalar için geçmişten farklı olarak birlikte mücadele edilmesinin altı çizildi.
Konferansın öğleden sonraki bölümünde Avrupa’da yaşayan “Türkiye ve Kürdistanlı halkların sürece katılım mekanizmaları” başlığı altında tartışmalar yürütüldü. Demokratik Güç Birliği adına Ali Mitil bu bölümde bir sunum gerçekleştirdi.
Mitil, “Avrupa’da yaşayan halkların demokrasi ve barış sürecine dahil edilmesi önemlidir. İnsanlığa karşı işlenmiş bütün suçların zaman aşımı olmaksızın açığa çıkarılması ve barışın inşaa edilmesi bugün en önemli sorundur” diyerek konferansın sürece katkısının büyük olacağını ifade etti. Çok farklı kesimlerin biraraya getiren konferansın sürecin aktif öznesi olma açısından büyük bir adım olduğunu ifade eden Mitil, Almanya Demokratik Güç Birliği adına mücadelenin birlikte yürütülmesi çağrısında bulundu. Mitil, Avrupa’daki halkın sürece katılımının örgütlülükten geçtiğini belirtirken, örgütlenme modeli olarak da farklı siyasi görüş ve inanç gruplarının içinde yer aldığı Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin oluşması gerektiğini belirtti. Bu Meclis’in bileşiminin tıpkı Avrupa Konferansı’da yer alan tüm farklı kurumları barındırması gerektiğini belirten Mitil, “Birçok ülkede konferans, sokak eylemleri, birlikte tartışma, paneller örgütlenmelidir. Yeni anayasaya yönelik Avrupa’da yaşayan halklarımızın taleplerini de taşımalıdır. Komisyonlar oluşturmalı ve komisyonlar yerellerde aktif çalışma yürütülmelidir” dedi.


Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi
Almanya Demokratik Güç Birliği adına sunum yapan Ali Mitil’in Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin oluşturulması yönündeki önerisi, oylanarak kabul edildi. Meclise bağlı olarak çalışacak komisyonlar ise şu şekilde belirlendi:
- Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu,
- Avrupa’ya Yönelik Çalışma Komisyonu,
- Halkla İlişkiler Komisyonu,
- Hukuki Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu,
-  Kadın Özgürlüğü Komisyonu,
- Gençlik Komisyonu.


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/BRÜKSEL