
Demokratik İslam Kongresi ile ilgili genel intibaınız nedir? Kongre sizce önemli ve gerekli bir girişim miydi?
Bilici: Kongre, PKK hareketinin İslam’la barışma sürecinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bunda hem ‘barış süreci’nin muhatabı olan yeni devletin hakim ideolojisinin İslamcılık olmasının etkisi var hem de silahı bırakan bir PKK’nin Kürdistan’daki dindarliğa daha fazla bigane kalamayacağı gerçeği var. Demokratikleşme PKK’yi daha da Müslüman edecek.
Delal: Genel intibaımız olumlu yönde. Bir kongre bağlamında baktığımızda önemli olduğu gibi gereklidir de. Fakat tabii bir takım şerhlerimiz var. Rezervlerimiz ise şöyle: İslami literatüre hakim insanların kongre denildiği zaman kafalarında oluşan algı ile icra edilen realite arasında tam bir ölçü olmadı. Bu eksiklikleri görme anlamında, önümüzdeki günlerde bilinçli bir faaliyet de olabilir. Tabii bu, pratiğin sürmesiyle ilgili. Bir heyet oluşturuldu; karar taslağı çıkarıldı; sonuç bildirgesi yayınlandı. Şartlar nasıl olur, bilmiyorum; ama eğer devam ederse konuların rezervleri de ortadan kaldırmak mümkün… Kaygıları ortadan kaldırmak, ikna etmek gerekiyor. Öcalan da eğer kongre devam ederse gerçekleşecek kurumsallaşmanın yapılanmanın adını, faaliyet alanını, nasıl devam edeceğini belirlemesi gerektiğini söylüyordu. Yani bundan sonrası, Demokratik İslam Kongresi’nde ortaya çıkan heyetin iradesine bağlı. Heyet, Demokratik İslam Kongresi’ni salt İslam Kongresi veya Büyük İslam Kongresi, Mezopotamya İslam Kongresi gibi isimlerle devam edebilir.
Demokratik İslam Kongresi’nin biçimini, tartışılan hususları ve deklarasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilici: Önemli bir teşebbüs olarak görüyorum. Kürdistan’ın her bölgesinden temsilcilerin olması, kadın konusunun hem katılım hem de deklarasyon seviyesinde önemsenmiş olması dikkat çekici. Çünkü hem daha özgürlükçü bir hava veriyor hem de Kürt hareketinin geleneksel ‘modern’ olma arzusuna kendini belli etme fırsatı veriyor. Diyanet’in eleştirilmesi, sivil bir dini organizasyonun ön plana çıkarılması diğer dikkat çeken vurgular arasında. Şeyh Said ve Bediüzzaman Said-i Kurdi gibi Kürdistani dini değerlerin sahiplenilmesi aynı zamanda PKK’nin hem dindar Kürt hem de dindar Türk kitlelerle daha sahih bir dille iletişim kuracağının işaretleri. Öcalan’ın özgürlüğü için dua edilmesi de Öcalan’ın nihayetinde siyasi bir aktör olarak serbest kalacağını vurgulamış oluyor. Neticede bu kongre PKK hareketinin çoğulcu bir ümmet fikri uzerinden bir Türk-Kürt birlikteliği inşa çabasını ifade ediyor. PKK geleneğinin, Kürtlerin dindarllığıyla barışması her ne kadar Türkiye’nin devlet olarak çıkarına olsa da asıl bu, Kürdistan’da oluşacak gerçek bir demokrasinin gereğidir. Umarım bu rahatlama ve toplumdaki değerlerle barışma süreci devam eder. Ancak, Kürtlerin ihtiyaç duyduğu şey haklarının bir an önce kurumsallaşmasıdır.
Delal: Sonuç Bildirgesi’ni hazırlayan komisyondaydım aynı zamanda. Bir takım tartışmalar sonrası vardığımız bir netice oldu ama yine de metinde bazı ifadeler için şerhimiz oldu. Mesela bizim geçmesini istediğimiz ama Kongre iradesince kabul edilmeyen önerilemizden biri, “Öcalan’a özgürlük talep ederiz” ifadesinin yanına, “Kürdistan’a da statü talep ederiz” ifadesinin eklenmesiydi. Kongre adlandırmasıyla sonuç bildirgesi arasında da bağlantı mutlaka var ama tam bir uyuşma da bulunmuyor. İslam Kongresi dediğimiz bileşimden beklenen sonuç bildirgesi biraz daha farklı olmalıydı. Tabii öteden beri böyle bir geleneğe sahip olmayan bir hareketin ilk adımıdır. Belki uzun zaman alan diyalog toplantılarının olmaması bu konuda etki etmiş olabilir. Yine de bu, o kadar önemli ve giderilemeyecek bir problem de değil.
İslam’ın politik alanla ilişkisini nasıl tarif ediyorsunuz?
Bilici: İslam politik alanı şekillendiren önemli etik prensipler içerir: Özgürlük, adalet gibi. İslamın resmi bir devlet anlayışı yoktur. “İslam devleti” düşüncesi modern Müslümanların bizde de olsun kabilinden ürettiği bir tepkisel düşüncedir. İslamda adalet, dürüstlük, düşmanın bile olsa ölüye saygı, savaşta çatışmayanları -özellikle çocuk ve kadınları- koruma gibi ilkeleri vardır mesela. Faiz haramdır ama İslam ekonomisi kapitalist veya anti-kapitalist denilemez. İslam, tarihi durduran ve donduran bir totaliter ideoloji değildir. Islamın sadece kendisi değil, İslam hukuku olarak bilinen hukuk anlayışı bile “yaşayan” bir hukuktur. Bu açıdan toplumların şartlarını dikkate alan bir değerler pınarıdır. Maalesef modern İslamcılık ve İslama cahil olan modern seküler ideolojiler elbirliği ile İslamı alternatif bir politik ideoloji seviyesine düşürmüştür.
Delal: İslam’ın politikayla özel bir ilişki kurmasına gerek yok; çünkü zaten İslam’ın ne kadar dini yönü varsa, ayrıca bir o kadar da politik yönü vardır. Hedefleri dünyayla ilgilidir. Hedefleri dünyayla ilgili olan bir düşüncenin siyasetle ilgili olmaması zaten kabul edilemez.
Tabii bu yorumlar da kendi içinde ayrılıyor. Negatif yorumlar da, pozitif yorumlar da var. IŞİD gibi, El Nusra gibi yorumlar, tamamiyle negatif yorumlar. Negatif derken aynı zamanda da gayriislamidir. Onlar kendilerini başka biçimde kabul edebilir ama ümmetin önemli kısmı onları şeriat dışı, gayrimeşru buluyor.
Bazıları da, hedeflerine ulaşmak için dini kendilerine malzeme edeceklerdir.
Bir de bunun pozitif yorumu var. Temel problem, siyasete pozitif bir perspektiften yaklaşan dini yorumun negatif bir perspektifle yaklaşan dini yorumdan daha pasif durması. Eğer daha aktif olmuş olsaydı negatif yorum egemen olmazdı. Ortadoğu’da Kürdistan sathına burnunu sokamazdı; Suriye’de bu vahşet işlenmezdi; Nijerya’daki bu rezalet yaşanmazdı.
Bu bağlamda bir kısım yorumlar da siyasetle ilişki kurulmaması gerektiğini söylüyor. Hem Türkiye’de, mesela Nur anlayışında böyle bir anlayış var hem de Sünni-tasavvufi gelenekte böyle bir anlayış var. Siyasetle uğraşmadıkları görüntüsü olsa da, siyasi aktörlerle, yaşamın içinde olduklarından dolayı kaçınılmaz olarak ilişki içinde olmuşlardır. Mesela bakın Cemaat (Fethullah Gülen Teşkilatı) nereden nereye geldi.
Din de ‘Bu benim siyasetimdir, ben krallık ilan ederim’ gibi bir dayatma yapmaz ama siyasetin içindedir.
HABER MERKEZİ